Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden, Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın!
Nasıl da biçilmiş kaftan ölüm
bu solgun yürek için.
Sevinçlerle sevinçleri bağlamayan zaman bir,
bir boz köprü ve onun dayanılmaz gölgesi.
Yitiyor işte gözardı edilen bedenim, Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
Dost, ana baba ve hiçbir umudu düşünmeden
Doğramalıyım bu tiksinç vücudu beynimle!
Bilir miydim yaklaşan karanlığı daha önceleri,
Son verilebilir yaşamın benimki olduğunu? Şendim, şendim ben,
Kahkaham insanları ürkütürdü!
Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin, Olduğum gibi ölmeliyim,olduğum gibi...
Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden, Kalıvermeliyim öylece kaskatı!
Bize dayatılan normlar mı delilik, yoksa içimizdeki herkesten farklı olan şeyleri yapmaya çalışmak mı bir delilik?
Kitabımız, Veronika adında 24 yaşında, her şeyi güzel giden ideal bir aile yaşantısına sahip olan bir kadının intihar etmesiyle başlıyor.
Ve asıl hikâyemizin geçtiği deliler hastanesi olan Villette'e gidiyor. Orada doktorumuzun, asıl olayın kahramanı Veronika'ya "1 hafta ömrün kaldı" demesiyle başlıyor. İlk başta Veronika hâlâ ölmeyi istiyor ve yollarını da arıyor. Fakat burada yavaş yavaş ölümü ensesinde hissettiğinde, normlara takılı kalmayıp aklından geçen tüm şeyleri yapmak istiyor ve yapabileceklerini yapıyor da. Tekrardan hayatta yaşama isteği geliyor.
Kitapta "Vitriol" (Acılaşma) denilen asıl metaforumuz olan bir zehirden bahsedilir. Bu zehir insanı öldürmez ama yaşama sevincini, riski ve tutkuyu öldürür. İnsanlar bu zehri "güvenli bir hayat" sanarak her gün yudumlarlar. Veronika, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiği an, bu zehri kusmaya başlar.
Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan insan, dünyanın en özgür insanıdır.
Veronika özgürlüğü "delilik" diye tabir ettiğimiz şeyin kıyısında buluyor.
Kitabı kapattığınızda kendinize şunu soracaksınız:
"Ben bugün gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece ölmediğim için mi günü tamamladım?"
Eğer hayatınızın direksiyonu "başkalarının beklentileri"ne kilitlendiyse, Veronika'nın hikayesi sizin için bir kaçış tüneli olabilir.
Tanrı varsa -ki ben olmadığına gerçekten inanıyo- rum- insan aklının sınırları olduğunu da bilir. Yoksullu- ğu, haksızlığı, açgözlülüğü, yapayalnızlığı, bütün bu kar- maşayı o yaratmadı mı? Mutlaka çok iyi niyetlerle giriş- miştir bu işe, ama sonuçlar bir felaket. Tanrı varsa bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara karşı cömert davranacaktır, hatta bizi burada vakit harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir."