Özgürlük dediğimiz şey ne?
Özgürlük, kapısı ardına kadar açık bir kafesten çıkıp gitmek midir; yoksa o kafesin içinde, kendi su kaynağını bulup yeni bir anlam yaratabilmek mi?
Düzene girmiş bir hayat biçimi mi, günlük standartlara ayak uydurabilmek mi, her gün işe gelip gitmek mi, her gün sevişmek mi, anlık zevklerimizi paylaşmak mı, hayatımızı sosyal medyada rahatça paylaşabilmek mi? Yoksa bizim için sürekli olarak değişen bir şey mi?
Kitaptaki asıl kavgamız ise karakterimizin ilk olarak fiziksel olarak bir hapisteyken sonra hapsine zihinsel olarak ayak uydurmaya başladığı zaman ve sürekli olarak kaçmaya çabaladığı yerden artık kaçması için her fırsat oluşmuşken sırf Ümit adındaki karga tuzağını nasıl bir su tuzağına çevirdiğini anlatmak için ilk başlarda hep kurtulmak istediği yerde kalmayı tercih ediyor ve mantıken artık özgür oluyor.
Bir diğer olayımız ise kimlik ve aidiyet duygusu. Jumpei'nin böcek toplama merakı, isimlendirme ve sınıflandırma arzusunu (yani dünyaya hükmetme isteğini) temsil eder. Ancak kumların karşısında tüm etiketleri (öğretmenliği, vatandaşlığı) erir ve geriye sadece "var olmaya çalışan insan" kalır.
Özgürlük, "Dışarıda" Olmak Değildir
Abe, bize şunu sorgulatır: Jumpei çukurdan önceki hayatında gerçekten özgür müydü? Hayır. O zaman da meslektaşlarının ne düşündüğüne, bürokrasiye, ismini bir böceğe verip ölümsüzleşme hırsına tutsaktı. Şehir hayatındaki o rutinler, evrak işleri ve "kimlik kartları" da aslında görünmez duvarları olan bir kum çukuruydu.
Yazarın görüşü: Fiziksel olarak nereye gidersen git, zihnindeki parmaklıkları kırmadığın sürece her yer hapishanedir.
Özgürlük, Kendi Gerçekliğini Yaratmaktır (Su Tuzağı Metaforu)
Jumpei ne zaman özgürleşti? İp merdiveni bulduğunda değil; suyu bulduğunda.
Kumdan su elde etmeyi başardığı