Jiddu Krishnamurti

Jiddu Krishnamurti

Yazar
8.4/10
350 Kişi
·
1.241
Okunma
·
359
Beğeni
·
19047
Gösterim
Adı:
Jiddu Krishnamurti
Unvan:
Hindistan Asıllı Düşünür, Konuşmacı ve Yazar
Doğum:
Madanapalle, Hindistan, 12 Mayıs 1895
Ölüm:
Ojai, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Şubat 1986
Yaşamı ve öğretileri 20. yüzyılın büyük bir bölümüne yayılan J. Krishnamurti, pek çok insan tarafından modern zamanlarda insan bilincini en derinden etkileyen biri olarak görülüyor. Bilge, filozof ve düşünür olarak dünyanın dört bir yanında entelektüel olanı olmayanı, yaşlısı genci ile milyonların yaşamına ışık tuttu. Bütün dinleri aşan bir yaşam biçimine işaret ederek, dine yeni bir anlam ve içerik getirdi. Çağdaş toplumun sorunlarıyla korkusuzca yüzleşip, insan zihninin işleyişini bilimsel bir şaşmazlıkla analiz etti. Tek düşüncesinin "insanı mutlak ve koşulsuz olarak özgür kılmak" olduğunu ilan ederek, insanı bencillik ve acının derin şartlanmasından özgürleştirme yoluna koyuldu.
'Hayır' demek 'evet' demekten çok daha önemlidir.
'Hayır' demek en yüksek düşünme biçimini gerektirir, çünkü 'hayır' demek olumsuzlayarak düşünme anlamına gelir-yani yanlış olanı görme.
Zeki bir insan hiçbir zaman durağan değildir, asla "Ben bi­liyorum" demez.

Her zaman sorgular, araştırır, şüphelenir, bakar, keşfeder. "Ben biliyorum" dediği anda çoktan ölmüş­tür.
Belki de ne söylediğimi tam anlamıyla kavramıyorsunuzdur, ama onun üzerine düşünürseniz kavrarsınız. Zaman za­man tek başınıza yürüyüşe çıkın ve bu konuları düşünün.
Ancak korkudan arınıldığında anlayışın içsel niteliği, içinde hiçbir bilgi veya deneyim birikimi barındırmayan yalnızlık varlık kazanır.
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tarih: 2009
Yer: İstanbul, Bakırköy
Mekan: Caorusel avm Gloria Jean's Coffees, Bahçe bölümü sol sıranın en arka masası.
İçecekler: Sade şekersiz filtre kahve (ben) ve White chocolate mocha.
Konu: Farkındalık.
Katılımcılar: Ben ve bir arkadaş. (ismi lazım değil) Tabii o zamanlar bekarım nerede akşam orada sabah modu:)

Arkadaşıma dedim ki ''sence farkındalık bir lanet mi yoksa bir lütuf mu'' hemen yapıştırdı cevabı ''eğer farkındalığı kaldırabilecek bir zihin yapısına sahipsen lütuf, değilsen bir lanet''

O an düşündüm acaba lanetlendim mi yoksa bir lütufla ödüllendirildim mi? Sonra araştırmaya karar verdim ve araştırma sırasında sevgili Krishnamurti ile tanıştım.

Kris bana farkındalık düzeyinin aşamalarını ve hangi aşamalarda insanın zihninde neler olduğunu anlattı. O'nu okudukça önceden lanetli gibi gelen şeyler bir anda lütuf olarak zihnimde belirmeye başladı. Sanki realitenin kırılmaz kalkanı benim için inivermiş ve yıllardır depoladığım bütün bilgilerim gün ışığına çıkmış emrime amade olarak duruyorlardı gözümün önünde. ( tabii bunu bir tek ben görebiliyordum) Kris'in her hangi bir kitabı ile ilgili bir şey yazmak yerine onun zihin yapısını anlamak kitaplarının hepsi için fikir sahibi olmaya yetecektir. Çünkü düşünce yapısı hep aynı olan bir adamın kitaplarında sadece konular değişir ve her konunun başlığı zaten kitabın adı dır.

Eminim herkesin dikkatini çekmiştir. Yolda yürürken sadece sesleri duymaya odaklandığınızda bir anda sesler çoğalır ve normalde farkında bile olmadığınız sesleri duymaya başlar sınız. Herkesin dikkatini çekmiştir dedim ama bence çekmemiştir yani herkes yolda yürürken dur şu seslere odaklanayım demez:)) Bazı insanlar hariç onların şu an evet ben dediğini duyar gibiyim. Tabii bu yazıyı buraya kadar okuyan saklı seçilmişler.:)

Bir de hissiyat olarak farkındalık vardır. Mesela bir insanın samimiyetini ölçer siniz. Gülerken içten mi yoksa o an kendini gülmek zorunda hissettiği için mi güldüğünü anlar sınız. Ya da yalan söyleyen bir insanı anında mimler siniz. Düşünsenize kimse size yalan söyleyemiyor ve bu insanlar sizin bu özelliğinizi fark etse eminim hiç biri sizinle konuşmaz bile.

Zihinsel olarak bu farkındalığı kaldırabilen insanlar ya asosyal olur (mesela ben) ya da olayı dalgaya alıp sosyal bir insan olarak herkesin yüzüne vurur fark ettiklerini.

Bu kitabı okuyup anlayabilen ve hayatına uyarlayabilen herkes zihinsel mutluluğun yada farkındalığın tadına bakabilir. Lakin zamansal bir sorun var. Kris'in yaşadığı dönemden yola çıkarak ele aldığı konular o zamanın şartlarına göre uyarlanabilirliliği yüksek fakat şimdi ki zamanda herkesin bir paye olarak tırtıklayarak uyarlaması elzem bir konudur.

Bir de farkındalık düzeyi yüksek insanlarda şöyle bir zorluk vardır. Düşünsenize bir restoran da çalışıyor sunuz. Yemek molasında farkındalığın dibine vurmuş nirvanaya çıkmış süzülerek aşağıya iniyor sunuz. Ve bir anda bir kart ses ''oğlum şu masayı babam mı toplucak'' ya da '' lan şu bulaşıkları yıka gelmiyim oraya'' gibi:)

Yine de siz siz olun Farkında olun.

Keyifli okumalar...
256 syf.
·2 günde·9/10
İnsanlık, uygar toplumu oluşturabilmek için taş devrinden uzay çağına değin mücadelesinden hiç vazgeçmemiştir. Bütün toplumlarda gerek bilim adamları gerek din adamları gerekse filozoflar bu konuda çeşitli teoriler ortaya atmışlar ancak “En geniş haliyle uygar bir toplum nasıl olur?” sorusunun tam cevabını henüz bulabilmiş değillerdir. Ancak ortak bir görüşe varmışlardır ki, uygar bir insan olmanın temeli iletişim, iletişimin de ilk aşaması dinlemektir. İnsan karşısındaki kişiyi ancak dinleyerek anlayabilir oysa. “Ağzı olan konuşuyor” deyimi vardır ancak “Kulağı olan dinliyor” diye bir deyim maalesef yoktur. Çünkü dinlemeyi pek beceremiyoruz. Allah bize bir ağız, iki kulak verdiyse az konuşup çok dinlememiz için değil midir?

Bir yerde okumuştum bir insan bir dakikada 125 kelime konuşabiliyorken, 400 kelime dinleyip anlayabiliyormuş. Dinlemeye meyilli olarak yaratılan insanoğlunun konuşmaya olan meyili nereden geliyor peki? “Organize işler” isminde çok sevdiğim bir sinema filmindeki şu diyalog beni çok etkilemişti izlediğimde.

“Bir ara çok konuştum, bir faydasını görmedim bıraktım.”

Sonuç itibariyle dinlemeyi bilmeyen insanların, kişilere ve görüşlere saygılı olmaları da pek beklenen bir şey değildir zaten.

Saygı deyince, “İnsanlar acaba neden birbirlerine saygılı olamıyorlar?” diye bir soru geldi aklıma kitabı okurken. Sanırım buna, temel sorunumuz olan dört bir tarafımıza bir set gibi çektiğimiz yıkılması zor tabularımız engel oluyor. Siz tabu yerine imgeler de diyebilirsiniz duvarlar da. Değişmek istemiyoruz. Değişince sanki bizimle aynı görüşte olan insanlara ayıp etmiş yada onlar tarafından ayıplanacakmışız gibi hissediyoruz belki de. Değişemeyen bir insan da maalesef hakikate ulaşamıyor. Hakikate ulaşamayınca da duvarlarımız arasında volta atıp duruyoruz. İnsanın dünkü yaşamı ile bugünkü yaşamı arasında hiçbir fark olamıyorsa, bilinmelidir ki o insan ziyandadır. Geçmiş ve gelecekten gelen kaygılarından kurtulmak için deve kuşu misali insan kafasını kuma gömecek ise zaten bu dünya da pek de yaşıyor sayılamaz.

Günümüz insanı belleğini bilgi ile tıka basa doldururken, kalbini aynı oranda boşaltmaya niyet etmiş. Duygu kelimesi yavaş yavaş içimizden çıkıp gidiyor. Yapay zekanın tartışıldığı çağımızda bilim adamları robotlara duygu yükleme çalışmalarına hız verirken, duygu deposu olan insanların depoları her geçen gün boşalmakta. Sanırım böyle giderse bilim, insanlara tekrar duygu yüklemenin çaresini aramaya başlayacak önümüzdeki asırlarda. Çünkü çağımızda gerçek bir akıl-gönül savaşı yaşanmaktadır. Tamamen akla tapan toplumlar, acımasız, kendinden başkasını düşünmeyen ve kendi menfaatleri için gerekirse bu dünyayı yakan bir model olmuşlar, tamamen gönüle tapan toplumlar ise ilim üzerine geri kalarak sefil bir hayatı yaşamaya mahkum olmuşlardır. Yani tamamen maneviyatsız bilgi ile de çağdaş olamazsınız, tamamen bilgisiz maneviyat ile de. En güzeli ise akıl ve gönülün birbiri ile etkileşimiyle ortaya çıkan “Gönlü ile aklını kullanan ideal insan modeli”dir.

İdeal insan modelini anlatmaya çalışmış yazar da bu eserinde, bu yolda yapılması yada yapılmaması gerekenleri sıralamış. Tamamen içindeki görüşlere katıldığımı söyleyemesem de şahsıma çok şey kattığını düşündüğüm bu eseri notlar alarak, inceleyerek okumanızı tavsiye ederim.

Saygılarımla…
168 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Harika bir farkındalık ve kendinizi keşfedebilmenize önder olacak bir eser. Krishnamurti'nin dünyayı gezerek sorulu cevaplı toplantılarından derlenerek oluşturulmuş bu kitap aşk ve ilişki hakkında ki bakış açınızı değiştirip, sorular karşısında kendiliğinizden cevaplar verdirecek ve zihnimizin kurduğu aşk ve ilişki anlayışınızı değiştirebilecek nitelikte...
Aşk ve ilişkilerin bütününde toplumsal, dinsel, yetiştirilme kodlamalarımızın sorgulandığı, düşünce yapımızın var olma veya ben olma düşüncesinin zihnimiz de oluşturduğu kalıpları, mutsuzlukları, başarısızlıkları nasıl başarıya dönüştüre bileceğinizinin sunulduğu bu eser sıkılmadan bir günde okuyabileceğiniz bir kitap...
Zevklerin geçici ve acıların sürekli olmasına yol açan zihnimiz, aşkın ne anlama geldiğini, başlangıcı olan arzuyu dinsel veya toplumsal olarak yaşadığımız baskılardan dolayı henüz anlamamış olduğumuzun anlatıldığı bu eser, aşka bakış açınızı ve yeniden keşfetmenizin öğütleri ile dolu...
Yazarın dile sade ve akıcı. Alışılmış Kişisel Gelişim kitaplarından çok farklı.
Yazarın okuduğum ilk eseri fakat son olmayacak...
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle Jiddu Krishnamurti boşuna "dünya öğretmeni" lakabını almamış diye sözlerime başlamak istiyorum. Gerçekten bu kitabı okuduğunuzda hak vereceksiniz. Hint sinemasından sonra edebiyatı da beni adeta mest etti diyebilirim. Edebiyatıyla ilgili çok detaylı bilgim olmamakla birlikte, yapısı itibariyle çok fazla çeşitliliğe sahip bir ülke. Doğal olarak bunun da edebiyatına yansıdığı kanaatindeyim. Varsa Hint edebiyatıyla ilgili önerileriniz alabilirim.

Kitaba gelecek olursak. Kitap yazarın dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı ve yayımlanmamış konuşmalarını içeriyor. 16 bölümden oluşuyor. Aslında bütün bölümler tek tek detaylı bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Bunun içinde tamamen sakin bir kafayla okuyup, bu kitap dışında kendinizi hiçbir şeye vermemeniz gerekiyor. Malum olaylar yüzünden tam olarak kendimi veremediğimi düşünüyorum. Açıkcası kitabın hakkını veremedim ve tekrar okuyacaklarım listesine alıyorum. Ayrıca kitap hani okuyup kütüphaneme koyayım orada dursun tarzında bir kitap değil. Anlattığı konular itibariyle ara ara açıp tekrar tekrar okumalık bir kitap.
240 syf.
On yıl kadar önceydi sanırım Krishnamurti ile tanışmam. Farkındalık üzerine bir makale hazırlarken rastlamıştım yazılarına. Krishnamurti bir çok insanın hayatını değiştiren özgün düşüncelere sahip pek az insandan biridir. Onu tanımış olmanın verdiği his bazı insanlar için evrende yanlız olmadığı düşüncesi doğurmaktadır. Çünkü bu tarz insanlar bana göre saklı seçilmişlerdir.

Kitapta mutlu bir yaşam sürmek için insanların izleyecekleri yol, zihin yapıları, düşünce sistemleri ve farkındalık duyguları soru cevap şeklinde okura sunulmuş ve saçma ayrıntılara girmeden soluksuz okunan bir eser ortaya çıkmıştır. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus hayati bir önem taşımaktadır; FARKINDALIK

Farkındalık onu taşımayı bilmeyen yada öğrenemeyen biri için bir bela ve lanettir. Farkındalığın kullanım alanlarını kestiremeyen ve bunu her alanda kullanmayı öğrenen biri eğer kontrol etmeyi başaramazsa maalesef hayatı bir kabusa dönüşür. Hayatınızı düzene koymak için, kendinizi disiplin altında tutup çelik gibi bir iradeye sahip olmak için ya da idealleriniz için sonuna kadar kullanabilir siniz. Fakat ikili ilişkilerde, özellikle gönül ilişkilerinde farkındalık duygusu kazanmış bir insan farkına vardıkları yüzünden ve aslında her şeyin çok farklı cereyan ettiğini öğrendiğinde iş işten geçmemiş ise yani henüz yolun başında ise bunun çaresini bulabilir. Fakat belli bir yol katedildikten sonra eğer herşeyin yani doğru bildiklerinin aslında yanlış olduğunun farkına varırsa işte o zaman toparlanması çok güç bir döneme gireceği aşikardır. Ve hatta üzülerek söylemeliyim ki bu işin sonu tımarhanede bile bitebilir. Çünkü farkına vardığı şeylerin doğruluğunu teyit edecek bir ortam bulamazsa işin sonu paranoyaklık ve paranoid şizofreniye kadar gider.

Bu kitabı referans alıp hayatına uygulamayı başarabilen ve zihin yapısını buna göre ayarlayan bir insan mutlak psikolojik rahatlamayı ve daimi huzuru bulacaktır. Çünkü içinde ki bilgiler tamamen insanın karmaşık zihin yapısını, hayatının yolunun yordamını ve farkındalıklarını bir araya getirip kendi içinde doğruyu bulmasını amaçlayan felsefi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Bundan böyle çok sık aktif olamayacağım ve alıntıları da asgari düzeye indireceğimin bilinmesini isterim. Çünkü hem fiziksel olarak hemde zihinsel olarak çeşitli aktiviteler entegre ettim hayatıma. Genelde okuduğum kitapların incelemelerini yayınlayacağım.

Not not: Tevazu ve tebessüm hiç eksilmesin hayatınızdan.
85 syf.
·Beğendi·8/10
Son dönemlerde kimsenin dilinden düşürmediği bir kelime var, “Farkındalık”. Ama kim ne kadar ve neyin farkında bunu bilen yok, bunu ölçebilecek bir sistem yok. Bu kitapta Krishnamurti, oldukça anlaşılır ve sade bir dille insanı ruhsal aydınlanmaya ve farkındalığa yönlendirmeye çalışmış. Bu yolculukta insanların önündeki en büyük engellerin özellikle “Dinler ve Milliyetçilik” olduğunu sıklıkla vurgulamış. Çoğumzun düşünmek yerine taklit ettiğimizi, Yeni bir şeyler üretmek yerine varolanı tükettiğimizi oldukça vurucu sorularla anlatmaya çalışmış. Okuyucusuna sürekli sorular soran yazım dilini pek sevemesem de bu konuda bu kitabı ayrı bir yere koyabilirim. Zira her soru oldukça isabetli ve düşünmeye teşvik edici.
Çevirmen notunda da görebileceğiniz gibi, kendi amacını "Tek amacım var: insanın özgürleşmesi; insana sınırlarını yıkmak konusunda yardımcı olmak" diye tanımlayan Krishnamurti, Dinsel kurum ve tarikatlara olan güvensizliğini öğretilerinde sürekli dile getirdi. Ona göre gerçek sınırsızdı ve bireyin gerçeği arayışı hiçbir kurum, tarikat ya da dini organizasyon aracılığıyla olamazdı.

Bu konulara merakı olanlar için okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ama bilinmelidir ki, ne bu kitap, ne de benzerleri sizlere bir mucize veya gerçek bir sırrı vermez. Düşünmeye, içsel yolculuğa ve kendinizi bulmaya yöneltir. Çünkü, tüm mucizeler ve sırlar insanın kendi zihninde saklıdır.
Keyifli okumalar…
184 syf.
1. Özgürlük bir fikir değildir. 'Düşünce özgürlüğü' vardır ancak özgür düşünce yoktur. Düşüncenin kendisi hiçbir zaman özgür olamaz. Düşünce, hafıza, bilgi ve deneyimin tepkisidir; her zaman geçmişin ürünüdür ve asla özgürlüğe yol açamaz çünkü özgürlük, yaşayan aktif şimdiki zamanla ilgilidir.
2. Tasvir, tasvir edilenden ayrıdır.
3. İnsan binlerce yılın ürünüdür. Uzmanlar bilinçdışı hakkında çokça yazarlar ama bunun bilgisi zaten içimizdedir ve kendimizi tanırsak bulabiliriz.
4. Korku zihni bulandırır. Korkunun sebeplerini bulmak korkuyu sona erdirmeye yetmez. Daha derine inilmelidir.
5. Düşünce, psikolojik zaman vasıtasıyla korkuyu sürdürür; düşünce korkunun kaynağıdır; düşünce ıstırabın kökenidir.
6. Bir toplum yarattık, biz yarattık. Kibrin, şiddetin, acımasızlığın başat rolde olduğu bir toplum. O yüzden TOPLUMUN AHLAKI AHLAKSIZLIKTIR.
7. Bu hasta toplumda hemen şimdi bir psikolojik devrim yapamayacağımız fikrine inandırılmışızdır ancak eviniz yanarken yavaş yavaş söndürmeye çalışmazsınız.
8. Belli bir soruna karşı tepki oluşturmaya ve ona göre hareket etmeye öylesine alışmışız ki insanın tüm sorunlarının birbiriyle ilişkili olduğunu göremiyoruz.
9. Özgürlük istenen bir şey değildir. Belli durumlardan kurtulmak istesek de özgürlüğün gerektirdiği muazzam disiplinden hepimiz kaçarız. Bu disiplin askeri bir disiplin ya da uyumun disiplini değildir.
10. Soru sormak en zor şeylerden biridir. Zira soru yanlış olursa cevap da yanlış olur.
11. Bu karmaşık düzeni değiştirmek için ne yapabilirim sorusu yanlıştır. Bunun yerine "bu karmaşayla karşı karşıya olan ben ne yapabilirim" denmelidir.
12. Zihin her zaman kesin, emin, güvencede olmak ister. Kendinden emin ve güvencede olan zihin bir burjuva zihnidir, değersiz, bayağı bir zihindir. Ne var ki hepimiz böyle bir zihnimiz olsun istiyoruz.
13. Propaganda yapmak yalan söylemektir. Eğer birisi sizi bir şeye ikna etmeye çalışıyorsa sakın ikna olmayın. Gerçeklerin iknaya ihtiyacı yoktur. Bakar ve görürsünüz.
14. İlişkilerimizi savaşa çevirdik. Hayat, insanın insana karşı olduğu bir alan.
15. Bildiğini söyleyen insan bilmiyordur. O halde yapılmayacak ilk şey bir otoriteyi takip etmektir.
16. İnsanların uzun yaşama isteği gariptir. Böyle korkunun, gerilimin, bencilliğin kol gezdiği bir dünyada neden daha çok yaşanmak istenir ki? HAYATIMIZI BİR HARABEYE ÇEVİRDİK!
17. Elimizde kalan tek özgürlük bu olduğu için seks çok büyük bir mesele haline geldi.
18. Nevrotiğim, nevrotiksin, nevrotiğiz.

Jiddu Krishnamurti'nin okuduğum ilk kitabı, daha doğrusu konuşmalarından derlenmiş. Konulara yaklaşımı alışılmışın dışında o yüzden okunması gerekiyor. Kendisinin bir peygamber veya kurtarıcı olmadığını, hele otorite hiç olmadığını dile getiriyor. Peki o halde neden dünyanın dört bir yanını gezip bunları anlatıyor, bu bir çelişki değil midir? Düşüncenin korkuya-ve tabii hazza- sebep olduğunu söyleyip yine de düşüncelerini aktarıyor. Dinleyicilerden biri bu tarzda bir soru sordu ve cevap olarak: "Şu an için ortak dili kullanmak zorunda olduğumuzu, sözsüz bir iletişim için yoğun bir çaba gerektiğini" söyledi.
Ayrıca inziva veya zihni köreltme şeklindeki meditasyonları kabul etmiyor. Insan yalıtılmış bir varlık olmadığı için "erdem" in ancak diğer insanlarla bir aradayken ortaya çıkması gerektiğini söylüyor.
320 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Krishnamurti’nin hayatı,yani 1930’dan 1986’ya kadar dünyanın birçok ülkesini gezerek, birçok insan topluluğuna hitab ederek,hiçbir zaman bir kuruluşa, tarikata bağlı bir guru veya din öğretmeni olmadan.Sadece farkındalığı insanlara anlatmak isteyerek geçirdi.

“ Yalnızca sorun vardır, yanıt yoktur; çünkü çözüm sorunun anlaşılmasında yatar.”

Krishnamurti’nin kitapları ise okuyucu yanıtı istemeden sunulan sorular şeklinde düzenlenmiş. Yani siz sorun Krishnamurti cevaplasın.
Ve ben, inanıyorum ki; bu tarz kitapları okumak biraz olsun benliğimizi daha iyi duyabilmemize,kendimizi daha iyi anlayıp ifade edebilmemize sebep olacaktır.
Anlatabildim mi bilmiyorum ama anlamanızı istiyorum bu yüzden de okuyun diyorum.
408 syf.
·3 günde·10/10
Özgürlük ceza ya da emir almadan salt gözlem yapabilmektir...
kitabı iki üç ay önce almama rağmen bitirmedim ya da bitirmek istemedim.
Sindire sindire okunası bir kitap.
Bence bu kitapta herkes aradığı bazı sorulara cevap bulabilir.
Özgürlük, yaşam, acı,hakikat, kültür, bilinen ya da bilinmeyen bir çok şey hakkında, siz sorun Krishnamurti cevaplasın.

Ve ben bu kitabı ısrarla tavsiye ediyorum.
256 syf.
·Beğendi·10/10
"Her şeyi bildiğini farz eden kişi uzun süredir ölü demektir. Ancak "bilmiyorum" diyebilen, keşfetmeye ve anlamaya çalışan, bir son peşinde koşmayan, düşüncelerini başarmak ve olmak üzerinde yoğunlaştırmayan kişi, işte böyle bir kişi yaşamaktadır ve o yaşam hakikatin kendisidir." diyen Krishnamurti Bu eserde Bilmek, öğrenmek, anlamak, kavramak ve yaşam hakkında ipuçları verirken yorumu ve düşünceyi yine insanlara bırakıyor. Zira herkes hayatı kendi bakış açısı ile değerlendirip, ihtiyaçları doğrultusunda kendi hakikatini yaşar. Kişisel gelişim ve manevi gelişim yolunda arayış içindeyseniz, bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jiddu Krishnamurti
Unvan:
Hindistan Asıllı Düşünür, Konuşmacı ve Yazar
Doğum:
Madanapalle, Hindistan, 12 Mayıs 1895
Ölüm:
Ojai, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Şubat 1986
Yaşamı ve öğretileri 20. yüzyılın büyük bir bölümüne yayılan J. Krishnamurti, pek çok insan tarafından modern zamanlarda insan bilincini en derinden etkileyen biri olarak görülüyor. Bilge, filozof ve düşünür olarak dünyanın dört bir yanında entelektüel olanı olmayanı, yaşlısı genci ile milyonların yaşamına ışık tuttu. Bütün dinleri aşan bir yaşam biçimine işaret ederek, dine yeni bir anlam ve içerik getirdi. Çağdaş toplumun sorunlarıyla korkusuzca yüzleşip, insan zihninin işleyişini bilimsel bir şaşmazlıkla analiz etti. Tek düşüncesinin "insanı mutlak ve koşulsuz olarak özgür kılmak" olduğunu ilan ederek, insanı bencillik ve acının derin şartlanmasından özgürleştirme yoluna koyuldu.

Yazar istatistikleri

  • 359 okur beğendi.
  • 1.241 okur okudu.
  • 62 okur okuyor.
  • 1.808 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları