Jiddu Krishnamurti

Jiddu Krishnamurti

Yazar
8.4/10
158 Kişi
·
491
Okunma
·
194
Beğeni
·
11.285
Gösterim
Adı:
Jiddu Krishnamurti
Unvan:
Hindistan Asıllı Düşünür, Konuşmacı ve Yazar
Doğum:
Madanapalle, Hindistan, 12 Mayıs 1895
Ölüm:
Ojai, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Şubat 1986
Yaşamı ve öğretileri 20. yüzyılın büyük bir bölümüne yayılan J. Krishnamurti, pek çok insan tarafından modern zamanlarda insan bilincini en derinden etkileyen biri olarak görülüyor. Bilge, filozof ve düşünür olarak dünyanın dört bir yanında entelektüel olanı olmayanı, yaşlısı genci ile milyonların yaşamına ışık tuttu. Bütün dinleri aşan bir yaşam biçimine işaret ederek, dine yeni bir anlam ve içerik getirdi. Çağdaş toplumun sorunlarıyla korkusuzca yüzleşip, insan zihninin işleyişini bilimsel bir şaşmazlıkla analiz etti. Tek düşüncesinin "insanı mutlak ve koşulsuz olarak özgür kılmak" olduğunu ilan ederek, insanı bencillik ve acının derin şartlanmasından özgürleştirme yoluna koyuldu.
“Eğer siz “beni severseniz ben de sizi severim” diyorsanız bunun adı alış veriştir”
'Hayır' demek 'evet' demekten çok daha önemlidir.
'Hayır' demek en yüksek düşünme biçimini gerektirir, çünkü 'hayır' demek olumsuzlayarak düşünme anlamına gelir-yani yanlış olanı görme.
İnsanlar kendilerinin diğerlerinden daha aşağıda olduğunu düşünüp yukarıya tırmanmaya çalışıyor­lar. Ne sevgi var, ne aldırış ne de derin düşünce.
Kalbinizde sevgiye yer açmış olsaydınız her şeyi olanlara saygı gösterdiğiniz gibi, hiçbir şeyi olmayanlara da saygı gösterirdiniz; ne varlıklı kimselerden çekinir, ne de yoksulları hakir görürdünüz. Çıkar kazanma umuduyla saygı göstermek korkunun ürünüdür. Oysa sevgide korku yoktur.
''Kendini tanımak bilgeliğin başlangıcıdır. Evrenin sırrı kendini tanımada yatar. Bu kendiniz dışında, hiç kimsenin size veremeyeceği bir eğitimdir ve güzelliği de buradadır. Kesintisiz bir dikkat ve sürekli sorgulayan bir zihin gerektirir. Gözlemleyerek, mücadele ederek, mutlu olarak ve hüzünlenerek öğrenmek zorundasınız.''
"..İnsanı doğru eyleme sevk eden sevgidir. Sevgi dünyaya düzen getirir. Bırakın sevgi istediğini yapsın..''
256 syf.
·2 günde·9/10
İnsanlık, uygar toplumu oluşturabilmek için taş devrinden uzay çağına değin mücadelesinden hiç vazgeçmemiştir. Bütün toplumlarda gerek bilim adamları gerek din adamları gerekse filozoflar bu konuda çeşitli teoriler ortaya atmışlar ancak “En geniş haliyle uygar bir toplum nasıl olur?” sorusunun tam cevabını henüz bulabilmiş değillerdir. Ancak ortak bir görüşe varmışlardır ki, uygar bir insan olmanın temeli iletişim, iletişimin de ilk aşaması dinlemektir. İnsan karşısındaki kişiyi ancak dinleyerek anlayabilir oysa. “Ağzı olan konuşuyor” deyimi vardır ancak “Kulağı olan dinliyor” diye bir deyim maalesef yoktur. Çünkü dinlemeyi pek beceremiyoruz. Allah bize bir ağız, iki kulak verdiyse az konuşup çok dinlememiz için değil midir?

Bir yerde okumuştum bir insan bir dakikada 125 kelime konuşabiliyorken, 400 kelime dinleyip anlayabiliyormuş. Dinlemeye meyilli olarak yaratılan insanoğlunun konuşmaya olan meyili nereden geliyor peki? “Organize işler” isminde çok sevdiğim bir sinema filmindeki şu diyalog beni çok etkilemişti izlediğimde.

“Bir ara çok konuştum, bir faydasını görmedim bıraktım.”

Sonuç itibariyle dinlemeyi bilmeyen insanların, kişilere ve görüşlere saygılı olmaları da pek beklenen bir şey değildir zaten.

Saygı deyince, “İnsanlar acaba neden birbirlerine saygılı olamıyorlar?” diye bir soru geldi aklıma kitabı okurken. Sanırım buna, temel sorunumuz olan dört bir tarafımıza bir set gibi çektiğimiz yıkılması zor tabularımız engel oluyor. Siz tabu yerine imgeler de diyebilirsiniz duvarlar da. Değişmek istemiyoruz. Değişince sanki bizimle aynı görüşte olan insanlara ayıp etmiş yada onlar tarafından ayıplanacakmışız gibi hissediyoruz belki de. Değişemeyen bir insan da maalesef hakikate ulaşamıyor. Hakikate ulaşamayınca da duvarlarımız arasında volta atıp duruyoruz. İnsanın dünkü yaşamı ile bugünkü yaşamı arasında hiçbir fark olamıyorsa, bilinmelidir ki o insan ziyandadır. Geçmiş ve gelecekten gelen kaygılarından kurtulmak için deve kuşu misali insan kafasını kuma gömecek ise zaten bu dünya da pek de yaşıyor sayılamaz.

Günümüz insanı belleğini bilgi ile tıka basa doldururken, kalbini aynı oranda boşaltmaya niyet etmiş. Duygu kelimesi yavaş yavaş içimizden çıkıp gidiyor. Yapay zekanın tartışıldığı çağımızda bilim adamları robotlara duygu yükleme çalışmalarına hız verirken, duygu deposu olan insanların depoları her geçen gün boşalmakta. Sanırım böyle giderse bilim, insanlara tekrar duygu yüklemenin çaresini aramaya başlayacak önümüzdeki asırlarda. Çünkü çağımızda gerçek bir akıl-gönül savaşı yaşanmaktadır. Tamamen akla tapan toplumlar, acımasız, kendinden başkasını düşünmeyen ve kendi menfaatleri için gerekirse bu dünyayı yakan bir model olmuşlar, tamamen gönüle tapan toplumlar ise ilim üzerine geri kalarak sefil bir hayatı yaşamaya mahkum olmuşlardır. Yani tamamen maneviyatsız bilgi ile de çağdaş olamazsınız, tamamen bilgisiz maneviyat ile de. En güzeli ise akıl ve gönülün birbiri ile etkileşimiyle ortaya çıkan “Gönlü ile aklını kullanan ideal insan modeli”dir.

İdeal insan modelini anlatmaya çalışmış yazar da bu eserinde, bu yolda yapılması yada yapılmaması gerekenleri sıralamış. Tamamen içindeki görüşlere katıldığımı söyleyemesem de şahsıma çok şey kattığını düşündüğüm bu eseri notlar alarak, inceleyerek okumanızı tavsiye ederim.

Saygılarımla…
168 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Harika bir farkındalık ve kendinizi keşfedebilmenize önder olacak bir eser. Krishnamurti'nin dünyayı gezerek sorulu cevaplı toplantılarından derlenerek oluşturulmuş bu kitap aşk ve ilişki hakkında ki bakış açınızı değiştirip, sorular karşısında kendiliğinizden cevaplar verdirecek ve zihnimizin kurduğu aşk ve ilişki anlayışınızı değiştirebilecek nitelikte...
Aşk ve ilişkilerin bütününde toplumsal, dinsel, yetiştirilme kodlamalarımızın sorgulandığı, düşünce yapımızın var olma veya ben olma düşüncesinin zihnimiz de oluşturduğu kalıpları, mutsuzlukları, başarısızlıkları nasıl başarıya dönüştüre bileceğinizinin sunulduğu bu eser sıkılmadan bir günde okuyabileceğiniz bir kitap...
Zevklerin geçici ve acıların sürekli olmasına yol açan zihnimiz, aşkın ne anlama geldiğini, başlangıcı olan arzuyu dinsel veya toplumsal olarak yaşadığımız baskılardan dolayı henüz anlamamış olduğumuzun anlatıldığı bu eser, aşka bakış açınızı ve yeniden keşfetmenizin öğütleri ile dolu...
Yazarın dile sade ve akıcı. Alışılmış Kişisel Gelişim kitaplarından çok farklı.
Yazarın okuduğum ilk eseri fakat son olmayacak...
240 syf.
On yıl kadar önceydi sanırım Krishnamurti ile tanışmam. Farkındalık üzerine bir makale hazırlarken rastlamıştım yazılarına. Krishnamurti bir çok insanın hayatını değiştiren özgün düşüncelere sahip pek az insandan biridir. Onu tanımış olmanın verdiği his bazı insanlar için evrende yanlız olmadığı düşüncesi doğurmaktadır. Çünkü bu tarz insanlar bana göre saklı seçilmişlerdir.

Kitapta mutlu bir yaşam sürmek için insanların izleyecekleri yol, zihin yapıları, düşünce sistemleri ve farkındalık duyguları soru cevap şeklinde okura sunulmuş ve saçma ayrıntılara girmeden soluksuz okunan bir eser ortaya çıkmıştır. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus hayati bir önem taşımaktadır; FARKINDALIK

Farkındalık onu taşımayı bilmeyen yada öğrenemeyen biri için bir bela ve lanettir. Farkındalığın kullanım alanlarını kestiremeyen ve bunu her alanda kullanmayı öğrenen biri eğer kontrol etmeyi başaramazsa maalesef hayatı bir kabusa dönüşür. Hayatınızı düzene koymak için, kendinizi disiplin altında tutup çelik gibi bir iradeye sahip olmak için ya da idealleriniz için sonuna kadar kullanabilir siniz. Fakat ikili ilişkilerde, özellikle gönül ilişkilerinde farkındalık duygusu kazanmış bir insan farkına vardıkları yüzünden ve aslında her şeyin çok farklı cereyan ettiğini öğrendiğinde iş işten geçmemiş ise yani henüz yolun başında ise bunun çaresini bulabilir. Fakat belli bir yol katedildikten sonra eğer herşeyin yani doğru bildiklerinin aslında yanlış olduğunun farkına varırsa işte o zaman toparlanması çok güç bir döneme gireceği aşikardır. Ve hatta üzülerek söylemeliyim ki bu işin sonu tımarhanede bile bitebilir. Çünkü farkına vardığı şeylerin doğruluğunu teyit edecek bir ortam bulamazsa işin sonu paranoyaklık ve paranoid şizofreniye kadar gider.

Bu kitabı referans alıp hayatına uygulamayı başarabilen ve zihin yapısını buna göre ayarlayan bir insan mutlak psikolojik rahatlamayı ve daimi huzuru bulacaktır. Çünkü içinde ki bilgiler tamamen insanın karmaşık zihin yapısını, hayatının yolunun yordamını ve farkındalıklarını bir araya getirip kendi içinde doğruyu bulmasını amaçlayan felsefi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Bundan böyle çok sık aktif olamayacağım ve alıntıları da asgari düzeye indireceğimin bilinmesini isterim. Çünkü hem fiziksel olarak hemde zihinsel olarak çeşitli aktiviteler entegre ettim hayatıma. Genelde okuduğum kitapların incelemelerini yayınlayacağım.

Not not: Tevazu ve tebessüm hiç eksilmesin hayatınızdan.
160 syf.
Öncelikle Jiddu Krishnamurti boşuna "dünya öğretmeni" lakabını almamış diye sözlerime başlamak istiyorum. Gerçekten bu kitabı okuduğunuzda hak vereceksiniz. Hint sinemasından sonra edebiyatı da beni adeta mest etti diyebilirim. Edebiyatıyla ilgili çok detaylı bilgim olmamakla birlikte, yapısı itibariyle çok fazla çeşitliliğe sahip bir ülke. Doğal olarak bunun da edebiyatına yansıdığı kanaatindeyim. Varsa Hint edebiyatıyla ilgili önerileriniz alabilirim.

Kitaba gelecek olursak. Kitap yazarın dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı ve yayımlanmamış konuşmalarını içeriyor. 16 bölümden oluşuyor. Aslında bütün bölümler tek tek detaylı bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Bunun içinde tamamen sakin bir kafayla okuyup, bu kitap dışında kendinizi hiçbir şeye vermemeniz gerekiyor. Malum olaylar yüzünden tam olarak kendimi veremediğimi düşünüyorum. Açıkcası kitabın hakkını veremedim ve tekrar okuyacaklarım listesine alıyorum. Ayrıca kitap hani okuyup kütüphaneme koyayım orada dursun tarzında bir kitap değil. Anlattığı konular itibariyle ara ara açıp tekrar tekrar okumalık bir kitap.
320 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Krishnamurti’nin hayatı,yani 1930’dan 1986’ya kadar dünyanın birçok ülkesini gezerek, birçok insan topluluğuna hitab ederek,hiçbir zaman bir kuruluşa, tarikata bağlı bir guru veya din öğretmeni olmadan.Sadece farkındalığı insanlara anlatmak isteyerek geçirdi.

“ Yalnızca sorun vardır, yanıt yoktur; çünkü çözüm sorunun anlaşılmasında yatar.”

Krishnamurti’nin kitapları ise okuyucu yanıtı istemeden sunulan sorular şeklinde düzenlenmiş. Yani siz sorun Krishnamurti cevaplasın.
Ve ben, inanıyorum ki; bu tarz kitapları okumak biraz olsun benliğimizi daha iyi duyabilmemize,kendimizi daha iyi anlayıp ifade edebilmemize sebep olacaktır.
Anlatabildim mi bilmiyorum ama anlamanızı istiyorum bu yüzden de okuyun diyorum.
408 syf.
·3 günde·10/10
Özgürlük ceza ya da emir almadan salt gözlem yapabilmektir...
kitabı iki üç ay önce almama rağmen bitirmedim ya da bitirmek istemedim.
Sindire sindire okunası bir kitap.
Bence bu kitapta herkes aradığı bazı sorulara cevap bulabilir.
Özgürlük, yaşam, acı,hakikat, kültür, bilinen ya da bilinmeyen bir çok şey hakkında, siz sorun Krishnamurti cevaplasın.

Ve ben bu kitabı ısrarla tavsiye ediyorum.
92 syf.
·2 günde·7/10
Kitapları okumaya başlamadan önce yazarı araştırdım.
Krishnamurti, Hint asıllı müthiş bir düşünürmüş.. "Tek amacım var: insanın özgürleşmesi; insana sınırlarını yıkma konusunda yardımcı olmak.." diyor.
Gerçekten de öyle. Bu okuduğum kitaplar soru-cevap şeklinde yazılmış. Ve her sorusunun cevabını verirken "Korkularınızdan, öfkenizden, hırsınızdan, yalnızlığınızdan vb. hareketlerinizden kaçmayın. Onlarla yüzleşin, onları kabullenin, daha sonra çaresine bakın." gibi ortak cümleler kurmuş.
Sadece dinsel özgürlük, Tanrı'yı bulma kısmına katılmadım. Eminim İslam dinini hakkıyla bilseydi, hak ve özgürlük dini olduğunu çok rahat idrak edebilirdi.
Onun dışında benim için verimli oldu diyebilirim, bazı şeylere bakış açımı da değiştirdi.
Ama mutlaka öneririm diyemeyeceğim. Her kitleye hitap eden bir kitap fakat herkesin anlayabileceği bir şekilde yazılmamış. Beyninizi yorarak okumazsanız, kafanız çok karışabilir.
179 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Kitap Krishnamurti'nin 1948-85 yılları arasında verdiği seminer ve konuşmalarından derlenmiş Özgürlük üzerine, Özgürlüğü anlamak adına söylediği sözlerden oluşan bir eser.
Özgürlüğün ne olduğundan ziyade ne olmadığını, kişisel, toplumsal, zihinsel analiz ve tespitler ile örnekler sunarak açıklıyor.
Başlıca ; Bilgi ve özgürlük, çıkar ve özgürlük, din ve özgürlük, sevgi ve özgürlük(zaman, ideoloji, ırk vs.) gibi konu başlıkları ile özgürlüğe farklı açılardan bakarak görmemize olanak sağlıyor.
Bizce özgürlük nedir? Peki bu gerçek özgürlük müdür?
Özgürlük nedir? Sorusuna cevap arıyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz
144 syf.
·1 günde·8/10
Eser 1955 yılında halka açık yapılan sekiz konuşmadan oluşuyor. Ana fikir zihin esaretinden kurtulmak olsa da yazardan mı yoksa çevirisinden mi bir kaç konu net olarak aktarılamamış...

Doğduğumuz andan başlayarak insanı şartlandıran aile, okul, çevre, din öğretilerinin, insan zihninde nasıl şartlanmalara ve kendinden olmayanı ret etmeye zorladığını, yazar yeri gelmiş soru cevap halinde okuyucuya aktarmış.

Yazar, zihin baskısını ve kalıplaşmış öğretilerden arınmamız için yazdığı bu eser ile düşüncelerimizi nasıl yönlendirebileceğimizi çok etkili olmamakla beraber bilgilendirme amaçlı olarak bizlere sunmuş.
184 syf.
1. Özgürlük bir fikir değildir. 'Düşünce özgürlüğü' vardır ancak özgür düşünce yoktur. Düşüncenin kendisi hiçbir zaman özgür olamaz. Düşünce, hafıza, bilgi ve deneyimin tepkisidir; her zaman geçmişin ürünüdür ve asla özgürlüğe yol açamaz çünkü özgürlük, yaşayan aktif şimdiki zamanla ilgilidir.
2. Tasvir, tasvir edilenden ayrıdır.
3. İnsan binlerce yılın ürünüdür. Uzmanlar bilinçdışı hakkında çokça yazarlar ama bunun bilgisi zaten içimizdedir ve kendimizi tanırsak bulabiliriz.
4. Korku zihni bulandırır. Korkunun sebeplerini bulmak korkuyu sona erdirmeye yetmez. Daha derine inilmelidir.
5. Düşünce, psikolojik zaman vasıtasıyla korkuyu sürdürür; düşünce korkunun kaynağıdır; düşünce ıstırabın kökenidir.
6. Bir toplum yarattık, biz yarattık. Kibrin, şiddetin, acımasızlığın başat rolde olduğu bir toplum. O yüzden TOPLUMUN AHLAKI AHLAKSIZLIKTIR.
7. Bu hasta toplumda hemen şimdi bir psikolojik devrim yapamayacağımız fikrine inandırılmışızdır ancak eviniz yanarken yavaş yavaş söndürmeye çalışmazsınız.
8. Belli bir soruna karşı tepki oluşturmaya ve ona göre hareket etmeye öylesine alışmışız ki insanın tüm sorunlarının birbiriyle ilişkili olduğunu göremiyoruz.
9. Özgürlük istenen bir şey değildir. Belli durumlardan kurtulmak istesek de özgürlüğün gerektirdiği muazzam disiplinden hepimiz kaçarız. Bu disiplin askeri bir disiplin ya da uyumun disiplini değildir.
10. Soru sormak en zor şeylerden biridir. Zira soru yanlış olursa cevap da yanlış olur.
11. Bu karmaşık düzeni değiştirmek için ne yapabilirim sorusu yanlıştır. Bunun yerine "bu karmaşayla karşı karşıya olan ben ne yapabilirim" denmelidir.
12. Zihin her zaman kesin, emin, güvencede olmak ister. Kendinden emin ve güvencede olan zihin bir burjuva zihnidir, değersiz, bayağı bir zihindir. Ne var ki hepimiz böyle bir zihnimiz olsun istiyoruz.
13. Propaganda yapmak yalan söylemektir. Eğer birisi sizi bir şeye ikna etmeye çalışıyorsa sakın ikna olmayın. Gerçeklerin iknaya ihtiyacı yoktur. Bakar ve görürsünüz.
14. İlişkilerimizi savaşa çevirdik. Hayat, insanın insana karşı olduğu bir alan.
15. Bildiğini söyleyen insan bilmiyordur. O halde yapılmayacak ilk şey bir otoriteyi takip etmektir.
16. İnsanların uzun yaşama isteği gariptir. Böyle korkunun, gerilimin, bencilliğin kol gezdiği bir dünyada neden daha çok yaşanmak istenir ki? HAYATIMIZI BİR HARABEYE ÇEVİRDİK!
17. Elimizde kalan tek özgürlük bu olduğu için seks çok büyük bir mesele haline geldi.
18. Nevrotiğim, nevrotiksin, nevrotiğiz.

Jiddu Krishnamurti'nin okuduğum ilk kitabı, daha doğrusu konuşmalarından derlenmiş. Konulara yaklaşımı alışılmışın dışında o yüzden okunması gerekiyor. Kendisinin bir peygamber veya kurtarıcı olmadığını, hele otorite hiç olmadığını dile getiriyor. Peki o halde neden dünyanın dört bir yanını gezip bunları anlatıyor, bu bir çelişki değil midir? Düşüncenin korkuya-ve tabii hazza- sebep olduğunu söyleyip yine de düşüncelerini aktarıyor. Dinleyicilerden biri bu tarzda bir soru sordu ve cevap olarak: "Şu an için ortak dili kullanmak zorunda olduğumuzu, sözsüz bir iletişim için yoğun bir çaba gerektiğini" söyledi.
Ayrıca inziva veya zihni köreltme şeklindeki meditasyonları kabul etmiyor. Insan yalıtılmış bir varlık olmadığı için "erdem" in ancak diğer insanlarla bir aradayken ortaya çıkması gerektiğini söylüyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jiddu Krishnamurti
Unvan:
Hindistan Asıllı Düşünür, Konuşmacı ve Yazar
Doğum:
Madanapalle, Hindistan, 12 Mayıs 1895
Ölüm:
Ojai, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 17 Şubat 1986
Yaşamı ve öğretileri 20. yüzyılın büyük bir bölümüne yayılan J. Krishnamurti, pek çok insan tarafından modern zamanlarda insan bilincini en derinden etkileyen biri olarak görülüyor. Bilge, filozof ve düşünür olarak dünyanın dört bir yanında entelektüel olanı olmayanı, yaşlısı genci ile milyonların yaşamına ışık tuttu. Bütün dinleri aşan bir yaşam biçimine işaret ederek, dine yeni bir anlam ve içerik getirdi. Çağdaş toplumun sorunlarıyla korkusuzca yüzleşip, insan zihninin işleyişini bilimsel bir şaşmazlıkla analiz etti. Tek düşüncesinin "insanı mutlak ve koşulsuz olarak özgür kılmak" olduğunu ilan ederek, insanı bencillik ve acının derin şartlanmasından özgürleştirme yoluna koyuldu.

Yazar istatistikleri

  • 194 okur beğendi.
  • 491 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 906 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları