·704 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2026 18:23 Sevdiğiniz bir diziyi bitirince: "Keşke devamı olsaydı." dersiniz ya. Bu kitap da öyle bir kitap.
Okuduktan sonra keşke devamı olsaydı dedim. Tabi okuduğum süreç boyunca kendimi, karakterlerin bazılarıyla da fazla bütünleştirmiş olabilirim.
Ayrıca bir romanın sayfaları arasında akıp gitmeyi de oldukça özlemişim. Adeta çocukluğuma döndüm. O zamanlarda da bazı kitaplar beni alıp götürürdü. Kitap o kadar akıcıki sayfaları nasıl çevirdiğinizi dahi fark etmiyorsunuz. Hatta abartmıyorum. Adeta yazar olay örgüsüyle sizi esir alıyor. Resmen elinizi kolunuzu bağlıyor. Bırakamıyorsunuz.
Özellkle okuduğum kısa, olay örgüsü zayıf romanlardan sonra bu kitap bana ilaç gibi geldi.
Şimdi incelememize başlayalım. Biraz uzun bir inceleme olacak ama bu kitabı başka türlü de anlatamazsınız.
Yazarımız Dostoyevski bu kitabında insan psikolojisini, bazı ruhsal sıkıntıları, bazı kişilik tiplerini çok güzel bir şekilde işlemiş.
Okurken pek çok yerde durup düşünme ihtiyacı hissettim. Bazı yerlerde de uzun uzun notlar aldım.
Kitapta Dostoyevski'nin yaşamından izleri de sıkça görmekteyiz. Hatta bana göre her yazar eserine kendi yaşamından izleri aktarır. Kimisi bunu örtülü aktarırken kimisi de açıkca aktarır. Dostoyevski gibi.
Dostoyevski insan psikolojisini çok iyi çözümlemiş. Bence bunların büyük kısmını da yaşamış veya gözlemlemiş. Bazısı insan psikolojisi diyor bazısı kişilik analizi diyor ama Dostoyevski'nin yaptığı şey bana göre bir sanattır. Evet sanat. Bu sanatın adı ise: İnsanları anlama sanatıdır. Bana göre bu bir sanattır. Çünkü bu insanlar sürekli bir arayış içindedir. İnsanları sürekli incelerler ve yaptıkları davranışlara bir anlam ararlar.
Bunu ben de çok yaparım ama insan zihnini de oldukça yoran bir iştir.
Dosto'nun bu kitapta hoşuma giden pek çok tespiti var ama bunları yazarsam aşırı uzun bir inceleme olur.
Şimdi okurken kitabın bana düşündürdüklerini, hissettirdiklerini ve yine hoşuma giden bazı kısımları yazayım:
-Mesela sevilmenin bazen acı verdiğinden bahsediyor bu bence son derece doğru bir tespit. Bazı insanlar gerçek sevgiyi gördüklerinde kabullenemezler hatta içinde oldukları durumdan dolayı acı çekerler.
-Kitabı okurken çok derin bir yoksullukla karşılaşıyoruz. Bu yoksulluk kitabın adeta ana teması gibi. Belki de Dostoyevski'nin eserlerinin bu kadar geniş halk kitlelerine ulaşmasının sebeplerinden birisi de budur:
"Halkın yaşamını gözardı etmemesi." Mesela Fransız edebiyatında da yoksulluk işlenir ama Fransız edebiyatında yoksulluk, bir olgu olarak, değerlendirilmesi gereken bir kavram olarak incelenir. Rus edebiyatında ise yoksulluk, hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkar. Yazar bunu incelenmesi gereken bir kavram olarak anlatmadığı için yoksulluğu tarif ederken oldukça doğaldır.
Hatta bazı Rus eserlerinde de sırf sayfa sayısı artsın diye yazarın uzatma çabalarına da tanık oluyoruz. Bunun temelinde de hiç şüphesiz yoksulluk yatmaktadır.
-Dostoyevski bazı kadınların belalı erkek sevdasını da çok iyi çözümlemiş. Acı çekme isteği, bu çektiği acıyla karşıdaki kişyi dönüştürme isteği veya başkası yerine acı çekme isteği. Bu tarz kadınlar genellikle kendilerine acı çektirecek erkekleri çekici bulurlar. Hatta bazıları bile bile kendilerini ateşe atarlar. Bunda karşılarındaki adamları da şaşırtan bir durum vardır. Yazarımız bunu şöyle tarif etmiştir: "Düşmüş mahvolmuş insanlara karşı duyulan bir duygu ile acımaya başlama."
Bitirirken şuna değinmeden geçemeyeceğim: Peyami Safa'nın Matmazel Noraliya'nın Koltuğu kitabının bu kitaptan esinlendiği söylenmektedir. Ben o kitabı Suç ve Ceza'dan önce okumuştum. Okurken bazı kısımların oldukça benzediğini fark edince çok şaşırdım. Suç ve Ceza'yı okuyanlara mutlaka Matmazel Noraliya'nın Koltuğu kitabını okumalarını da tavsiye ederim. İncelemelerim arasında da bu kitabın incelemesi mevcuttur.