·206 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ekim 2025 09:18 Posta kutusundaki mızıka…
Kimseye ait değilmiş gibi, ama birine çok ait olduğu her hâlinden belli. Açınca gürültü yapmıyor; insanın içini titreten o küçük, tanıdık sızıyla konuşuyor. Tıpkı Patrick Süskind’in dediği gibi: “Kokular kelimelerden daha sadıktır; unutulmazlar.” Değer de öyledir. Söylenmez çoğu zaman, kalır.
Eskiden insanlar iz bırakırdı. Göze sokarak değil, kalpte oyuk açarak. Bir mızıka, bir kitap arasına sıkıştırılmış not, geri dönüp bakıldığında hâlâ orada duran bir his… Albert Camus’nün cümlesi düşüyor akla: “İnsan sevilmek ister ama anlaşılmak çok daha derindir.” Değer vermek de biraz anlaşılmayı göze almaktı. Karşılık beklemeden, ölçmeden.
Şimdi her şey karşılıklı mı?
Çoğu şey evet. Mesajlar, emekler, susuşlar bile. “Ben bunu yaptım, sen ne yapacaksın?” diye soruluyor daha yapılmadan. Oysa gerçek değer, hesap bilmez. Milan Kundera’nın söylediği gibi: “İnsan kalbini verdiğinde, onu geri alabileceği bir makbuz yoktur.” Ve belki de tam bu yüzden korkutucu bulunur.
Gerçekten değer veren kaldı mı?
Kaldı. Ama onlar vitrinlerde değil. Gürültülü cümleler kurmazlar, büyük vaatler dağıtmazlar. Franz Kafka’nın o sessiz cümlesi gibi yaşarlar: “Bazı insanlar güneş gibidir; fark etmezsin ama çekilince üşürsün.” İşte onlar, mızıkayı posta kutusuna bırakıp gidenlerdir. Alkış istemezler. Bulan değişsin yeter.
Her şey karşılıklı olabilir.
Ama değer… hâlâ tek yönlü akabilen ender şeylerden. Kimse bakmazken verilen, kimse sormazken taşınan. Oscar Wilde’ın dediği gibi: “Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor.” Belki de bu yüzden o mızıka bu kadar yabancı geliyor.
Ve insan şunu anlıyor zamanla:
Gerçekten değer verenler bitmedi. Sadece azaldılar ve sessizleştiler. Çünkü onlar an değil, hatıra olmak istiyor. Bir kez duyduğunda, sesini uzun süre içinde taşıdığın türden.
Posta kutusundaki mızıka hâlâ orada.
Dinlemek isteyen için.