Posta Kutusundaki MızıkaA. Ali Ural

·
Okunma
·
Beğeni
·
29.922
Gösterim
Adı:
Posta Kutusundaki Mızıka
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756841357
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(Arka Kapak)
Sevgili Okur,
Bu incelemeyi mektup tarzında yazarak unutulan, yok olmaya yüz tutmuş bu değeri bir nebze olsun hatırlatmak ve naçizane yaşatmak istedim, anlatıcımızın hatırlattığı ve yaşattığı gibi. Yazarın tabiriyle, bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. Bir anlamda zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye geçip, yalnız okunur mektuplar…

Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural'ın mektup havasında oluşturduğu denemesidir. Mektup ile alakalı birkaç ufak bilgilendirmenin yanında denemenin de biraz detayına girmek zannediyorum ki faydalı olacaktır. Bir insanın herhangi bir konuda duygu, düşünce ve görüşlerini paylaşmak amacıyla kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu nedenle yazımı en zor olan türlerdendir. Deneme yazımında paylaşımcı ve samimi bir atmosfer oluştururken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ifade ederken de eleştiriye yaklaşma riski oldukça fazladır. Anlatıcımız tüm bu riskleri öylesine güzel özümseyip sunmuş ki biz okurlara, bu özümsemeyi en hafif tabiri ile hastaya enjekte edilen bir uyuşturucu olarak nitelendirsem yeridir. Uyuşturucu kelimesi okunduğunda, ilk olarak kötü çağrışımlar uyandırsa da ifade etmek istediğim Requiem For A Dream’in usta oyuncusu Jared Leto’nun kolundan aldığı madde değildi elbette. Bu örneği bir nevi diş ağrısı çeken bir insanın, dişçinin uyguladığı anestezi sonrası ağrısı dinen hasta olarak düşünürsek zannediyorum ki ifade etmek istediğim yerine oturacaktır. Okurun ağrısı ne olursa olsun samimi, kendi ben’ini sorgulatan bu kitabı okurken ağrısı dinecektir diye düşünüyorum, benim ağrımı dindirdiği gibi.

Yazarımızı farklı kılan neydi ki beni bu derece etkiledi diye soruyorum kendi kendime ve şu cümleler dökülüyor parmaklarımın ucundan; kelimelerin gücünü ve potansiyelini görüyorum anlatıcımızın kaleminde, aynı kelimeleri kullanarak kalp kırmışlığı vardır insanoğlunun, yazarın tersine. En çok inandığım olgudur kelimelerin gücü. O kadar güçlüdür ki bu olgu, sadece kullanmaktadır mahareti ve insan zamanı geldiğinde kullanırsa bu olağanüstü gücü, nefretin ateşini söndüren su, hırsızın elini kolunu bağlayan kelepçe, katilin tabancasındaki tutukluk, sevgilinin gözlerindeki ışık olur. Kelimeler bu kadar güçlü iken dinlemeyiz, anlamak istemeyiz birbirimizi. Kelimelerden bir dünya yaratmak varken hep hazır olana, var olana konar ve tüketiriz sevgimizi, saygımızı ve sabrımızı. Bize dayatılan ve bilinç altlarımıza yer eden o güzellik algısının peşinde koşarız. Onlar gibi sever, onlar gibi aşık olur onlar gibi tüketiriz sevgiyi ve sevgiliyi. Sonrasında ne mi? Kocaman bir mutsuzluk!

Bir gün buradaki bir okur arkadaşımdan bir mektup almayı çok isterim. Umarım o gün geldiğinde yazarımızın da dediği gibi, zarfı açmaya korkarım. Korkarım. Ya zarfı açar açmaz kelimeler kelebeğe dönüşüp uçarlarsa! Ya zarfı açar açmaz pimi çekilmiş bir bomba patlarsa! Ya zarftan taşan sular barajı patlatırsa!
Not :Dostlarıma Ithafendir .Muhabbetle :))

Sevgili Dost ;

Binalar gibi içimin tıkış tıkış dolu olduğu bir zamanda nasıl da yetiştin öyle kalabaliklarima sekineni soluklayarak .Dost şefkatiyle almış olduğum bu mektubun hiç bitmesin istedim.
Sen konuş,ben dinleyeyim ...
Sen konuş ,durulsun içimin dalgaları .
Sen konuş tuz buz olsun gönlüme bir kaya gibi mesken tutan sıkıntılarım .
Sen konuş, çözülsün dugumlerim.
Sen konuş ;iltihap tutsun,kabuk bağlasın içimin yaraları ...

Sevgili Dost ;
Sen konuş istedim.Mektubunu zamana yayarak an be an nefes misali içime soluyarak ,soluklayarak okudum .Hiç bitmesin istedim.Ilişkimize parantez girmesin,noktalanmasin ince dokunuslarin tamir misali yüreğime...

Sevgili Dost ,
Sevmek ne güzel ...Dost olmak ne güzel .
Dost hayatın tüm renklerinde seninledir ,senindir.
Renk koru misalidir o ...
Turnusol kağıdı gibidir varlığı ;
Acıyı sevince ,sevinci yeri gelir hüzne çevirir.

Sevgili Dost ,

'Gökkuşağı misali hayatı rengarenk yaşamak varken,birbirimizi boyamak da nerden çıktı şimdi ?'

Sevgili Dost,
Keşke onyargilarimizi boyasak.Simsiyaha...
Görünmesin .Gözükmesin .Karanlıkta kalsın diye...Kendi algı kaymalarimizla yanlış iliklenmesin dugmelerimiz diye ...

Sevgili Dost,
Hani bir söz var "Siyahların daha siyah, beyazların daha beyaz olmasını netlik sandik. "
Oysa Sevgili Dost,"griliklerimiz de vardı bir vakit; kıyısında insanca sohbet edebildigimiz..."

Sevgili Dost,
Hayat tum renkleriyle güzel...
Hayat güzel ...

Sevgili Dost,

Senin hiç kalbin ağrıdı mi ?
Kalbin hiç yük oldu mu sana...
Ötelere doğru gözlerin daldığında ,aslinda bir o kadar da geriye doğru yolculuk yaptın mı hayatının satır aralarına ???

Hasret zor,hasret ağır ...Neye hasret Sevgili Dost ???

Bir eşin çok uzaklardaki elinin yetisemedigi,gözünün gurbet yaşadığı yârine hasreti .

Bir babanın gönlüne duvarlar örülen ,elini uzatsa uzanamayan,acısını acısına katamayan evladına hasreti ...

Bir annenin yüreğini cayır cayır yakarcasina vatani görevini yapmakta olan oğluna,yüreğinin hop oturup hop kalktığı bir telefonuyla yüreğinin acil yakarislarina ambulans misali yetişen,sesiyle bir nebze ferahlayan tarifsiz hasreti...

Bir annenin demir parmaklikların ardında ,biriktirdiği o dopdolu hasretini tel orgulere sığdırmaya çalıştigi evladına hasreti .

Bir evladın "Babam" veya " Annem" denilince burnunun kemiklerini sizlatircasina,yüreğini seller misali akıp coşturan ,gözyaşlarını kalbine akittigi,vuslatin ötelere kaldığı dayanılmaz hasreti ...

Hayallerine makas atıldığı bir dönemde hayallerine kavuşup,onu kucaklayıp sarıp sarmalayacagi aydınlık güne hasreti ...

Karanliklarin aydınlığa ,
Hastalıkların sifaya,
Kışın bahara,
Nefretin sevgiye ,
Acının tatlıya ,
Fakirin zenginlige,
Evsizlerin sıcak bir yuvaya,
Soğuğun serinlige hasreti ...

Sevgili Dost ,
Hasret derin...
Nebi (sav) in " Kişi Sevdiğiyle Beraberdir" kudsi beyaniyla bir o kadar da serinn ...
Serin Sevgili Dost ...

Sevgili Dost ,

Asrın tereddutleriyle etrafimizin sarılı olduğu bir zamanda ,gemimiz yavaştan yavaşa su alıyor ? Sular fışkırıyor her bir yanından ...

Kullugumuz delik deşik .Su aldığın yerleri görüyorsun .

Kendimizi yaşamaktan fark edemediğimiz Rabbimiz ...Hep gormekten bakamadigimiz nimetler ...Hep duymaktan isitemedigimiz hakikatler var ...

Sevgili Dost,

Yuregimizin gemisi su alıyor .

Hz.Nuh (ra) misali yüreğinin denizinde helak olmaktan kurtulup kıyıya çıkan ,sahili selamete ulaşan kullar da var ...

Hz.Yusuf (ra) misali yüreğinin karanlık kuyusundan aydınlığa erisen ,gomleginin arkadan yirtildigi kullar da var...
Hz.Ibrahim(ra) misali Allah'ın "Halilim "diye nitelendirdigi ,dostluğun ebediyet kazandığı,kalbinin vuslat ateşine fasilasiz arasiz teslim olan,kalbinin ateşinin yakmadigi ,yandirmadigi kullar da var.
Hz.Eyyub(ra) misali vücudunu çepeçevre saran hastalıklarına,başını aşkın sikintilarina şikayet etmeden yara bandı misali yaralarını sarıp sarmalayan kullar da var.

Sevgili Dost,

Fotoğraf makinesiyle yüreğinin Rabbi'yle olan mesafesini çek .Haz desenli günahlarınla kapladigin içinin karanlığını " kulluk deklansorune " basıp aydınlat .Gülümseyip de surekli üstünü orttugun,görmezden geldiğin yüreğinin sesine poz ver.

Sevgili Dost,

Poz ver...Içinin fotoğraflarına...
Edebinle,naifliginle,sabrına,kullugunla poz ver.Zira her gün izleniyorsun.

Sevgili Dost ,
Senin de hatirlattigin gibi Ayetel Kursi'nin "O uyumaz " dediği Rabbimiz var.

Kendine gösterdiğin süsü ve özeni O'nun için de yapsan çok mu ?

Sevgili Dost,

Binaların gonullerimize duvar duvar mesafesini ördüğü,yükseldikçe yükseldiği su zamanda kalabalıklar içinde yalnizlastik .
Biz de bir o kadar kuculduk.
Kendimizin oluşturduğu selamsiz,sabahsiz ,robotik dünyamızda kapana kisildik .
Sosyal Medya'da toplaşıp ,hanemizde yalnizlastik.
Muhabbetimizi selam kisirligina hapsettik.

Sevgili Dost,

Bir iyilik yap kendine ...Kendine dokun diyorsun ya ...
Ağaca,kuşa,kediye ,inşaatta çalışan işçiye,giyecek yamalı elbisesiyle tir tir titreyen yoksula,otobüsteki şoföre,huzurevindeki yaşlılara,çöpleri aksatmaksizin toplayan copcuye...

Dokun... Pencerelerini aç.
Çek kalbinin havasizliktan orumceklesmis perdesini ..Hava girsin.Başkalarının nefesiyle nefes al,başkalarına nefesinle nefes ol diyorsun ...

Sevgili Dost ,

Pencerelerimizi kapattık .Kulaklarimizi sagirlastirdik.Uzanabilecek ellerimizi geri çektik.Gözlerimizi etkilenmesin diye kapadık ...

Sevgili Dost ,

Elimiz çok çabuk gidiyor "Hepsini sil" tuşuna ...
Aramızda hiçbir şey geçmemiş gibi kolay gidiyor elimiz dostlukları,hatıraları silmeye ...
Silmemiz gereken kusurlarimiz,hatalarımız ,pismanliklarimiz varken en degerlilerimizi,değerlerimizi silmekten hiç utanmıyor .

Sevgili Dost,

Başkalarının yerine utandık...

Içimizi kemiren çöpler günlerce birikip kokusurken mahallemizin copcusunden ders alamadık...

Har vurup harman savurarak,nimetin kıymetini bilmeden ;kışın sogukluguna,yazın kavurucu sıcaklığına aldırmadan rızkını temiz ve ucuz kazanmayan ,çalışan elleri öpülesi fedakarlık harcinin yogurdugu iscilerimizden ...

Evde varlığının yük olduğundan şikayet ederek,sozde huzurumuzun önünü tıkamasindan dem vurarak ;Seni ömrünün sonuna kadar kalbinde taşımaktan gocunmayan ebeveynlerimizi huzur evinde,huzursuzluk girdabina sürükleyerek , huzursuzluga mahkum etmemizden ders alamadık .

Ağacın meyve vermesinden,
Kedinin avını kapmak için saatlerce sabırla bekleyisinden ,mücadele edisinden ders alamadık ...


Sevgili Dost,
Yapmak zorken yıkmak niye ?
Kalbinin nagmelerini beste beste fısıldamak varken silmek niye ?
Yüzleşmek varken kaçmak niye ?
Birbirimizi çok iyi tanımak varken ,susmak niye..

Sevgili Dost ,
Lafı çok uzattım .Biliyorum .
Ama muhabbet dostla güzel .Dost bildiklerinle daha bir anlamlı ...

Sevgili Dost,
Mektubumu sonlandirirken hüzün çöktü yüreğime.Eksikliğin gönlüme ..Özlemin yüreğime...Varlığın benliğime şifa..
Diyorsun ya ;
Kış yolunu kesse de bahar gogusledi ipi ...
Varlığın baharım oldu Sevgili Dost ..
Aydınlığım...
Iç ferahligim...
Iyiki varsın ...
Dostlarımız hep var olsun ...

Keyifli okumalar ...
Bilmiyorum, bazen hayretler içerisinde kalıyorum elime gelen kitabın o an ‘’okumazsam olmaz’’ hissine kapılma durumuna.. Hüzünle dolu dünyamda, insanlarla konuşmak istemeyiş zamanımda kapı aralığından sessizce girip yanımda olmak isteyişi gibi oldu bu kitap benim için. Sevgili dost yanındayım, şimdi seninle manevi lezzete doğru uçacağız hazır mısın deyişiyle huzura kanatlanma hissi oldu yüreğimde.

Açlıklarımız var, bir şeylere açlık duyuyoruz, ruhumuzu doyurmak istercesine.. Bazen en yakınımızdakiler bile bunu sağlayamıyor, maddelikle bezeli dünya dar geliyor... Kitaplar sükunetiyle, anlaşabildiğimiz, ruha hitabın pamuksuuluğu da hakim ise doyurmada en lezzetli, en huzurlu el olabiliyor.. Benim için de bu kitap öyle oldu.. Her paragrafta sevgili dost dedikçe; Dostluk senin için ne anlam ifade ediyor? Ne kadar doğru bir dostsun gibi sorularla kendime dair içsel yolculuğumu başlattım.

Dostluk; kıymet verilen, o pınarın tadını aldıkça tükenmeyen suların sevinci oluyor insanın yüreğinde.. Önce saygıyla kurulur bağlar.. Ardından dostunun hissettiklerini, düşüncelerini sorularla anlamaya çalışarak pekişme yolunda adımlar atılır. Dinlemeyi bilerek.. Yolculukta, alışverişte, dışarıya karşı davranışlarıyla gözlemleyerek tanıma serüveni devam eder.. Öyle bir dünyadır ki dostluk dünyası ya dibe çeker ya da tam tersi güzelliklere doğru yollar açar, ışık saçar.. Beklentisiz, içten geleni yaptıkça o sevgi denizinin uçsuz bucaksız olduğu görülür. Sevgi oluşmaya başlar ama zaman alır, emek ister.. ‘’ Çaba istiyor sevgi. Tohum yetmiyor, çapa istiyor sevgi’’ (124) Öyle anlam kazanıyor çünkü.. Bir dost karşısındakinin iyiliğini, kendini geliştirmesini ister.. Bağımlı değildirler, bağlıdırlar, kopmayan bir dostluk bağıyla. Kelimeleri özenlidir, rastgele savurmazlar.. Her duyguyu tatmaktır, hüznün en saf halini paylaşmaktır, derdiyle dertlenip çözüm arayışına girmektir.. Mutluluğunu, huzurunu paylaşmaktır gözlerdeki ışıltı eşliğinde.. Mesafe sadece lügatta kalır, kalpleri etkileşimdedir zaten.. Zamanla manevi lezzet yolculuğunda diller değil gözler konuşur.. Kendini bulduğundur dostluk. Bir problem olduğunda birbirleri ile konuşur, etrafa dağıtmaz, şikayetlenmez, öyle olursa kalpler uzaklaşır, fesatlıklar çoğalır, huzur dağılır çünkü.. Hayatın anlamı onunla lezzetlenir, bereketlenir zaman.. Öyle güzeldir işte dost olmak, dostunun olması.. Bir an bunlar içimden çıktı kitabında etkisiyle..

Doğruya ulaşma yolundaki arayışlarıma dair yol göstericim gibi oldu kitap . Samimiyetle akan ırmak misali kana kana içmek, kelimelerinin büyüsü ile susuzluğuma derman olmuş gibi hissettim. Girişte mektuba dair düşünceleri ,mektuplarla öne çıkan yazarları tanıtması, mektup yazmanın inceliğini hissettirmesi çok güzeldi.. Bu sitedeki güzel insanlar sayesinde mektup yazmanın güzelliğini tattım ve paha biçilemez bir şey olduğunun idrakine vardım. Var olsun güzel insanlar. (alakasız oldu bir an ama söylemeden geçemedimdi )

Her şeyin dengesini kur diyor satırlar adeta. Yazarın inceliği, modern hayatın bizden neler götürdüklerini imgeleme sanatıyla, inceden inceden mesajlarla yürekten söylüyor, insanı kendine getiriyor. Ölümü hatırlamak, hatırlatan olmak. Yazar bu konuda da çok etkili. ‘’Ölümde davetliler arasında’’ misafiriz, göçmek var bu dünyadan.. Geride bıraktığımız izler.. Yapılan hatalar.. Ne ektiysek onu biçtiklerimiz.. Yaşanılanların öylesine değil, bir anlamının olmasının idrakine vardırıyor. Unuttuğumuz değerleri hatırlatması.. Bayram ziyaretleri, huzur evleri, hastaları ziyaretin önemini söylüyor.. Mevsimlerle yoldaşlığı var bir de. Yağmuru sevmesi, hissetmesi.. Kendimi bulduğumu hissettiğim satırları tatmak.. ‘’Bir iyilik yap kendine’’ diye sözleriyle beni düşünen bir dost izlenimi vermesi de ayrı bir duygu yüklü. Merhamete dair duyarsızlığımıza dem vurması. Yalana dair ‘’ Çünkü elbiseleri süslü. Merhametimizi baştan çıkardı ‘’ gibi sözleriyle benzetme, imgeleme dünyasının tadını veriyor. Başka yazarların, düşünürlerin cümlelerini okumak da ayrı güzeldi. Sevgiye, insanlığa, inanca, paylaşmaya, güzelliklere dair düşünceleri yüreklere taht kurarcasına. Ve daha aktaramadığım bir çok güzel manevi lezzetler ...

Peki neden adı posta kutusundaki mızıka? 6.mektubunda mızıkaya dair anlamlar vardı 4 kez mektubu okudum lakin anlamadım, neden neden anlamıyorum diye sorguladım kendimi , eğer okuyanlardan anlatmak isteyen olursa mesud ola ola fikirlerini dinlemek isterim. Hikayem bu kadardı :))

Kitabın yerini tarif edemiyorum. Altını çizdiğim satırlar, aldığım notlar anlam kattı yaşamıma. Böyle bir kitap olmalı kitaplıklarda dedim. Burada tanıştığım sevgili dostum https://1000kitap.com/116rba güzel kalbiyle, içtenliğiyle bana doğru uçurması eşliğinde değerli köşemde duruyor . Tevafuklarımızla, birbirimizi anlamamızla, muhabbetinin tadı ile hayatıma anlamlar katan güzel dostum. Arada kitaptan kesitler atıp bunun hakkında ne düşünüyorsun diye sorularıma bal yüreğiyle içinden gelenleri söylemen bu yavrucak için de ayrıca çok kıymetli. Ne kadar teşekkür etsem az. Var ol hep ^_^
https://www.youtube.com/...zpkF6RQ&index=13
Bu bir kitap incelemesi olmayacak farkındayım;ama söylemeden geçemeyeceğim bir şey var. Bu kitapla beraber daha çok inandığım bir şey var:Bazen bazı kitaplar içimizde yaşadığımız durumlara ayna olmak için bizi buluyor sanki. Nefes aldırıyor,usulca elimizi tutuyor karşıdan karşıya geçmek için... Yol gösteriyor,unuttuklarını hatırla artık diyor. Çok sevdiğim biri, kitap sahibini bulur biliyor musun demişti. Öğrenmiş oldum. Tüm sevdiğim kitaplar için yegane cümlemsin artık.
Daha ilk sayfadan kalem arıyorsunuz cümlelerin altını çizmek, paragrafların yanına yıldız koymak için. Bazen alıyor götürüyor cümleler sizi düşünceden hatıraya, hatıradan kişilere, kişilerden hayata... Bazen tekrar tekrar okuyorsunuz cümleleri yutmak istemediğiniz o lezzetli lokmalar gibi. Hepsi hayatın içinden dersler, fikirler, veciz sözler ve bazen ayet ve hadisler... Hayata bir pencere daha açmak için okuyun derim.
Posta Kutusundaki Mızıka...Okudukça sanki bir enstrümana üflüyorsunuz ve çıkan sıcacık melodi bir dost eliyle kalbinizi okşuyor. İnsana kendini,hayatı,insanlığı,dostluğu anlatıyor. “Kitaplar insanın en samimi,en sadık dostlarıdır.” tezini 61 mektupla açıklayan bu eseri tüm kitapseverlere tavsiye ederim.Ayrıca,

Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen bu özel kitabı okumama vesile olan, benim için çok değerli,çok kıymetli,dost ve hatta dostun ötesinde olan o çok özel insana teşekkür ederim. Artık mızıka, posta kutusunda beklemiyor...İçimde hep çalıyor. Kalbim de dinliyor. Sağolsun…

Herkese keyifli okumalar...
•Burada gördüğüm alıntılar üzerine kitabı okumaya karar vermiştim.
•Kitap 61 mektuptan oluşuyor. Neredeyse her mektubunda kalbinize dokunacak cümleler bulunuyor. Okuyucuyla konuşur nitelikte yazılmış,akıcı,yer yer insanı düşündüren,yaşadığımız olayları sorgulatan candan bir kitap.
• Ali Ural okuyucuya bazı şeyleri o kadar güzel yansıtmış ki hayata farklı pencereden bakmamızı sağlamış.
•Ayrıca cümleler o kadar hoşuma gitti ki bir sürü alıntı yapmaktan kendimi alıkoyamadım. Zevkle okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Sevgili Dostlar,

Bu kitap çok zarif mutlaka okuyun.

Ben ne zaman güzel bir kitap okusam içimde mavi kelebekler uçuşur.

Bu kitap işte o kitaplardan.

Yazar "Sevgili Dost" başlığı altında kısa kısa denemeler yazmış.Fakat öyle zarif ve naif kelimeler kullanmış ki kelimeler, kaleminden değil yüreğinden çıkmış.

Hayatın her anındaki iki ciltlik sorunları, bunalımları,insan düşüncelerini tek cümleye sığdırmış.

Kelimeler birbiriyle tartışmadan,kimsenin önüne geçmeden, hakaret etmeden öyle güzel anlatmışlar ki olayları...

Bu kitap ben de dahil çoğu kişiyi fazla etkiledi.
Nedeni çok basit aslında insanların karşısındakini kırmak için söylediği kelimeleri bile güzelce giydirmiş ve zarif bir anlatım oluşturmuş.

"Dünyayı değiştirmek istiyorsan, kelimelerini değiştir."

derler yazar kelimelerini değiştirmemiş, kelimeleri söyleyiş şeklini değiştirmiş.

Küs olduğumuz kelimeler bile bana güzel gelmeye başladı.

Ayrıca kitapdaki alıntılar çok entelektüel her görüşten yazarın güzel sözlerine yer verilmiş.

Bazen bir şarkı ararız akıştan akışa gezeriz, belki o şarkıdır diye ve sonra kalabalıkların arasından o şarkıyı buluruz işte bu o bulmaların kitabı.

Aslında çoğu kez bulmaların değil kaybetmelerin de kitabı...

Bu kitap sizde "dostluk" kavramını yeniden düşündürecek.

Kaybettiğimiz dostlarımızı hatırlatacak,
dost dediğimiz insanların bu kitap kadar sizi anlamadığını fark edeceksiniz...

Bazende hatırlasak bile mahşere kalan dostlukları...

Kısacası hüznün,umudun, dostluğun kitabını yazmış sevgili yazar.

Kitap bitmesin diye çok yavaş okudum bitince de dostumu bir kere daha kaybetmiş gibi üzüldüm.

Kitapla vedalaşmak dostumla vedalaşmak gibiydi.

Her "Sevgili Dost"dediğinde üstüme alındığım yerler oldu,kabul ediyorum.

Özetle,

İyi ki böyle güzel kitaplar var.Mutlaka okuyun.
“Sevgili Dost,
Bugün sana gıyaben tanıdığım birinden söz edeceğim. Hakkında o kadar çok şey işittim ki, henüz şahsen tanışmamış olmak, ondan bahsetmekten alıkoyamıyor beni. Çünkü o, her fırsatta karşıma çıkmaktan, adından söz ettirmekten ve şaşırtmaktan geri durmuyor. Öyle şaşırtıyor ki, oyuncakların pili zayıflıyor, oyunların alevi titriyor, oyuncuların rüzgârı diniyor. Öyle şaşırtıyor ki “Bunca şaşılacak ne var!” dedirtiyor.” (sy. 100) Evet, bildin. Posta Kutusundaki bir Mızıkadan belki de biraz mektuplardan bahsedeceğim sana o posta kutularına hiç uğramayan. Üstelik nasıl da kendine çekiyor insanı bir bilsen o mızıka. Rüzgârın sesiyle birleşince ne hikâyeler anlatıyor, ne sözler bulup getiriyor uzaklardan bir bilsen. Kulak versen bir kez keşke. Dokunsan bir kez o sayfalara sana da neler anlatacak kim bilir. Biraz uzun olacak söyleyeceklerim ama sözcükler denizinde yüzerken başka türlüsü çok zor.

Sevgili Dost,
Aynı yollardan mı yürüdük bunca zaman birbirimizin ayak izlerine hiç basmadan? Aynı çiçekli yollardan geçip, aynı çitlerden oluşma sınırlara mı takılmışız birbirimizin soluğunu duymadan? Aynı bulutlara bakıp aynı anlamları mı çıkarmışız birbirimizin sesini bile tanıyamadan? Peki ya aynı kuşların aynı cıvıltılarında iç geçirmiş de olabilir miyiz sence? Niçin olmasın diyorsun, haklısın. Kuş seslerini dinlerken insan olmanın en önemli özelliklerini taşıyor muyuz diye düşünmüşüzdür de besbelli.

Sevgili Dost,
İlk yazdığımız mektubun tarihini hatırlarsak mektubun talihini değil ama talihsizliğini hatırlarız belki diyorsun. İlk yazdığım mektubu hatırlayamıyorum Sevgili Dost. Annemi üzdüğüm için küçük bir kâğıda yazılıp kendi yaptığım bir zarfla aynaya tutturulmuş, okunamayan yazılarla –okula başlamadan önce kendi kendime yazmayı öğrenmiştim. Ondandır, düzeltemedim gitti bir türlü yazımı. Bak Sevgili Dost, her mektubumda yeni bir şey öğreniyorsun benim hakkımda.- yazılmış bir mektup hatırlıyorum, ilkokul sıralarından. O sayılır mı ilk mektup olarak? Peki ya her hediyenin yanına iliştirip elimden geldiğince dört bir yana dağıttığım mektuplar? İlk ayrılık mektubumu hatırlıyorum bak. Yedi sayfa; kırgınlıklar, özlemler, üzüntülerle dolu yedi sayfa. En çok konuşulası, dile dökülesi şeyler yani. Oysaki gözlerine bakarak bir türlü anlatamamıştım derdimi, anlatamıyordum. Bu da benim lanetim olsa gerek. Sevgimi de, mutluluğumu da mutsuzluğumu da en iyi kâğıda anlatabiliyorum Sevgili Dost. Olmuyor başka türlüsü. Hem sen demiyor musun “Kâğıdın mektuba dönüşmesi, kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değildir. Mektuptan söz ettim çünkü elinde tuttuğun kâğıt artık kâğıt değil.” (sy. 10) diye. Böylece ben de kâğıtları mektuplara dönüştürmeye başladım. Anlatamadıkça içimdekileri, kâğıtlar yetişti imdadıma. Ne mektuplar çıktı o kâğıtlardan bir bilsen. Her anıma tanıklık eden en yakınlarımdan başladım da yazmaya, yalnız bir kez gördüğüm, bir daha görmemin mümkün olmayacağı hatta hiç görmediğim çok uzaktaki köy okullarına kadar ulaştı o mektuplar. Kanatları var mektupların Sevgili Dost. Kimisi yerine hiç ulaşmadı ama. “Bu mektubu gönderemezsin” diyen olursa –kalbim, mantığıma söylüyor genelde- gizli bir sevinç duyuyorum. Bazı duygular, yalnızca seninle kâğıt arasında güzeldir çünkü. Kıymeti bilinmeyecekse açmanın ne önemi var en derin duygularını? Hiç gönderilmeyen mektuplara gelmiyor hiç cevaplar. “Mektubun gelmedi. Bu sana yazmamı engellemiyor. Asıl mektup gelmediğinde yazılmalı. Çünkü yazmamak da bir mektuptur, yazılandan daha güçlü satırlar içeren. Susmak ve konuşmak yerini bulduğunda ortaya çıkar melodi. Piyanonun tuşları, yan yana durdukları halde susmayı bildiklerinden dinletiyorlar kendini.” (sy. 46) Ne dersin Sevgili Dost, ben susmayı biliyor muyum? Yine de hayatı büyütüyorum. “Demek ki hayat buluyordu, başka hayatlarla bölüşülen hayatlar.” (sy. 104)

“Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. Eğer bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir?” (sy. 37) Sevgiden daha fazlası değildir elbet. Birbirinin ruhunun ve yüreğinin sesini duyabilmektir. En gizli köşelerde kalmış, saklanmış cılız sesleri duyabilmektir. “Sevgi, ayrık otları gibi rastgele büyümemeli kalbimizde. İtinayla seçilmeli toprak; ağacı görmek istediğimiz yere ekilmeli tohum.” (sy. 33) Biz hep o noktada mı hata ettik Sevgili Dost? Bundan mıdır göndermediğimiz mektuplara gelmeyen cevaplar? Yanlış topraklarda mı büyütmeye çalıştık dostluk ağacını? Neyse ki sen varsın. Ellerin var hepsinden önce. “Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.” (sy. 21)

Sevgili Dost,
“Sana mektup yazmak ruhuma gövdemden başka bir ev kurmaya yarıyor.”* O ev, ruhumu dinlendirdiğim yer. Bir de mektuplarını açmak var ki. Altlarını çizmeye kıyamıyor ama defalarca okumaktan kendimi de alamıyorum her birini. Bir kutu dolusu ayraç ile her okuduğumda farklı bir satırını işaretliyorum. İyi ki çıktın karşıma. Tam da unutmuşken uzun zamandır bir mektup almanın zevkini. Oysaki başkaca bir beklentim yoktu hayattan. Bir kitap yazmayı dilerim hep. Mektup türünde olacak mutlaka. Yazılmış, yazılmamış, gönderilmiş, gönderilmemiş, cevaplanmamış tüm mektupların özrü olacak o kitap. Özrü ve teşekkürü. Bilirsin, bir tahterevalliye kim yakışabilir onlar kadar! (sy. 54) Hayat da bir tahterevalliden farksızdır.
Sevgili Dost,
Çok yordu bu mektup beni. Bir deniz kokusuna ihtiyacım var. “O halde dinlenmeli, dinleyerek denizi.” (sy. 57)
Sevgili Dost,
“Seni seçtiğime pişman değilim.” (sy. 155)

*Ece Temelkuran - Muz Sesleri
Yıllar sonra tekrar günlük tutma hevesimin canlanmasına sebep oldu sevgili dost.. Bir solukta okuduktan sonra bir solukta da yazmak istiyorsunuz..
İlk cümleden başlıyorsunuz altını çizmeye kitabın. Mektup hakkında birkaç bilgilendirme yapıyor. Mektup hakkındaki bilgiler, duygular deneme havasında gözler önüne seriliyor. Ali Ural mektubu yani değersizleşen, unutulmaya yüz tutmuş bu kavramı bi nebze olsun hatırlatmak istemiş. Çok da başarılı olmuş. Kitabı okunduktan sonra sevdiklerinize mektup yazmak istiyorsunuz. Sanatçının bahsettiği o satırlarla iletişim kurmak istiyorsunuz.
Bu kitaba eleştiri/inceleme yazmak hususunda kendimi aciz hissediyorum.
Ancak yinede bir iki kelam etmeden de geçmek istemiyorum.
Kitap, okumaya başladığınızda bitmesini istemeyeceğiniz, içerisinde senfonik bir düzenle kelimelerin hayal gücünüze aktığı, okudukça zenginleşecek ve zenginleştikce sonunda yazamamak olsada sizi yazmaya sevk edecek, her daim dönüp dönüp okunası bir kitap.
Ve söz kitabın;
Sevgili Dost,
Artık sona ermeliydi zarfların bu daveti. Kalamazdım daha fazla. İzin istedim, kalktım, gidecekken ayağım bir cümleye takıldı. Zarfın birinden düşmüş olacak: "Ölüm de bir özlemdir aslında."
Sevgili Dost,
Eski mektuplar, günü geçmiş bir gazeteden daha değerli olduklarını göstermek ister gibi, ölülerin değil, dirilerin üstünü örtüyorlardı.

Hayatta her şey güzel olmasa da, bu kitabın sayfaları aralarında güzel şeyler bulacaksınız.
Okuyun lütfen...
Sevgi ve saygılar...
Sevgili Dost,
Kim kazandı? Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı? Everest’in tepesine ilk kez varan mı? Doksanıncı dakikada maçı alan mı? Diriler mi, ölüler mi? Çobanlar mı, sürüler mi? Efendiler mi, köleler mi?
Kim kazandı?

Sevgili Dost,
Herkes kaybetti. Ölüm kazandı. Mezar taşlarına: “Huve’l-Bâki” kazındı.
''Söylenen her söz binamıza yeni bir tuğla ekler. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkumlarımızdır; izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!''
Sevgili Dost,
Bir şehrin en güvenilir yeri,demek sence kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler.
Sevgili Dost,
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyledi.
Bizim, peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip susuz şehit olan sahabilerimiz var.
''Sevgili Dost,
Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır?''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Posta Kutusundaki Mızıka
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756841357
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 2.737 okur

  • Büşra Erol
  • Esra
  • Ayşe Köker
  • Firuze
  • Ayla Küçük
  • Ömer ATALAN
  • Furkan
  • Naciye YÖRÜK
  • 《 YoLcu 》
  • Ayşe Ebrar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.1
14-17 Yaş
%9
18-24 Yaş
%31.9
25-34 Yaş
%33.8
35-44 Yaş
%9.8
45-54 Yaş
%2.9
55-64 Yaş
%0.1
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.6
Erkek
%16.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (420)
9
%21.8 (209)
8
%15.6 (150)
7
%9.3 (89)
6
%5.4 (52)
5
%2.5 (24)
4
%0.5 (5)
3
%0.3 (3)
2
%0.4 (4)
1
%0.3 (3)

Kitabın sıralamaları