·
Okunma
·
Beğeni
·
113,5bin
Gösterim
Adı:
Posta Kutusundaki Mızıka
Baskı tarihi:
Ağustos 2020
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756841357
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Posta Kutusundaki Mızıka
Posta Kutusundaki Mızıka (Özel Baskı)
Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
206 syf.
·3 günde·10/10 puan
Sevgili Dost'um Ali Ural. Önce kitabını, sonra bendeki tesirini anlatacağım, müsaadenle..

Kitap 61 mektuptan oluşuyor. Neden 61?

Birinci Mektuptan önceki sayfada şu açıklamayı görüyorsunuz.
"Posta Kutusundaki Mızıka, unutulan mektubun kefaretidir."
Altmış birinci mektuptaki son cümle ise "altmış birinci mektup kefareti ödüyor."
Orucu kasten bozanın kefareti 60+1 gün oruç tutmaktır. +1 olan son oruç, asıl orucun kendisidir. Diğer 60 gün, belki bir özür dileyiş, belki ceza, belki de sevap eşitliği yakalama çabasıdır. (Bu tahmin, yazar tarafından onaylandı)

İşte Ali Ural, ilk 60 mektupla dostunun gönlünü alırken, 61. Mektupla unuttuğu vazifesini yerine getiriyor. Borçlandığı mektubu ödüyor.

Mektubun önemiyle devam ediyor kitabına. Sanki burada dostuna "Mektuplar bu kadar önemliyken, ben nasıl oldu da mektup yazmayı unuttum?" diyor..

Sevgili Dost'umuz. Mektuplarında dostlarına nasihatler veriyor. Durup düşündürecek sorular soruyor. Sohbet ediyor..

Ve son mektup şöyle başlıyor:

"Sevgili Dost,
Son dikişi atan cerrah, son oku fırlatan savaşçı, son bakraç suyu çeken bahçıvan, son sandalyeyi tekmeleyen cellat, son haberi okuyan spiker, son duayı yapan mahkûm, son düğümü çözen balıkçı, son gemiyi yakan fatih, son elbiseyi deneyen müşteri, son provayı yapan terzi, son kağıdı çeken kumarbaz, son ağacı kesen odun, son köleyi parçalayan aslan, son yapboz parçasını yerine koyan çocuk, son yaprağı yere bırakan ağaç, ellerini omzuma koydu: bu altmış birinci mektubun fotoğrafıydı. Kalbi ipe değen koşucuyla, topukları yere değen paraşütçü bu fotoğrafa giremediler çünkü bitirmenin sevincini yaşamışlardı. Oysa bitiş çizgisinde koca bir gölge, oysa iniş noktasından uzağa atmış rüzgâr, sevinç hangi akla hizmet etmede, en üst dalda yanıp dururken, koparmışlar ayı dün gece."

Sevgili Yazar, sona yaklaşmışlığı öyle güzel vurguluyor ki insanın kalbine kalbine. Bitişin sevinci, yerini hüzne bırakıyor..



Sevgili Ali'cim Ural,
Daha önce bir yazara "Sevgili" hitabını kullandığımı hatırlamıyorum ama kullanmışsam bile bil ki, hiçbiri şu an ki kadar gerçek değilmiş ..

Sevgili Ural,
O kadar çok "Sevgili dost" dedin ki, kendimi gerçekten senin dostun zanneder oldum, hemde "sevgili" dostun.
Ve bunu, yaşın arkadaş olmamıza uygun değilken yaptın. Arkadaş bile olamayacağın birisiyle dost oldun. Hemde "Sevgili Dost"..

Sevgili Ural,
O kadar çok "Sevgili Dost" dedin ki, sana yabancıymışsın gibi sadece "Yazar" ya da "Ali Ural" hitabıyla seslenemiyorum. Sevgili Ural, "gönül evimin yazarları" arasına hoşgeldin. İçeri buyurmaz mısın?

Sevgili Ural,
Ne güzel nasihatler veriyorsun insana. Neler anlattın bana öyle.. Ah! Ne güzelsin. Her şey için sonsuz teşekkür ederim sana. "İyikilerim"e dahil oldun. İyiki dahil oldun..

Sevgili Ural,
Bana bir şey yaptın. Ne yaptın bilmiyorum. Tarif edemiyorum. Ama her ne yaptıysan, iyi yaptın. İyiki yaptın.

İşte böyle bir his, Sevgili Ali Ural'ı okumak.. "ilk kez okudum" bile dedirtmeyen bir sıcaklık, bir güzellik var sözlerinde. Anlattığı konular çok güzel. Ama biliyor musunuz, üslubu, anlattığı şeylerden bile güzel..



KİTABA SİTE SAKİNLERİNİN BAKIŞI:

2.739 kişi kitabı okurken yaklaşık 30 bin kişi kazanmış. 30 bin insan, merak edip bakmış kitaba.

Beğenen 1.075 kişinin yaklaşık 45'iyle takipleşiyoruz. Zevklerimiz aynı demek ki.

2.739 kişiden 249'u "bu kitap için bir şeyler söylemeliyim." demiş ve başlamış incelemeye. 250. de ben olacağım nasipse..

Ve neredeyse kitabı okuyan okur başına bir alıntı (1.380) düşecek kadar alıntı yapılmış.

Kitaba oy veren 961 kişinin 422'si tam puan vermişken, Sadece 3 kişi 1 puan vermiş.

Yani Dostlarım. 1000Kitap, bu kitabı cok sevmiş. Ben nasıl sevmeyebilirim ki?
191 syf.
·1 günde·2/10 puan
YouTube kitap kanalımda Posta Kutusundaki Mızıka kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/cZco9tl4rBs

Sevgili Dost,
BİM'deki reyonlarda nasıl da cesur duruyorsun öyle.
Maske takan insanların alışveriş telaşı arasında insana nasıl bir kalsiyum güveni veriyorsun öyle.
Bize diğer pastörize sütlerle arandaki terörize duygularını söyle...

Binlerce kişi tarafından okunmuş ve yüzlerce kişi tarafından 10 puan verilmiş bu kitabın içinde neler yazıyor ve Ali Ural nasıl bir yazar kimliğine sahipmiş hadi hep beraber bakalım... İncelemeyi okurken yanınızda kastığınız duyarları, Mevlana alıntılarını ve dostlarınızı bulundurmayı unutmayın lütfen.

Bence ölmeden önce okumanız gereken değil okumadan önce ölmeniz gereken bu kitapta, öncelikle bir bilgisayarın yoğun bir DDoS siber saldırısı yemesi gibi ben de DDoSt bir saldırı yedim. Her sayfada nükseden "Sevgili Dost" kısımlarından bir bölümün nasıl olduğuna hep beraber bakalım... https://eksiup.com/p/xo369321oqzx

Diğer kısımların da edebi içeriğinin farklı olduğunu söyleyemem ama en bombastik olanlardan iki tanesini şöyle sizin için ayırdım:

"Sevgili Dost,
Tabii olan her şey etkili ve kalıcıdır. Suni heyecanlar, pastanın üzerine dökülen krema, makarnanın üzerine dökülen sos gibi geçici lezzetler tattırır bize. Aslolan bu sosun altında neyi yediğimizdir." (s. 60)

Anlatılmaya çalışılan şey ne kadar güzel olsa da yapılan benzetme ve kullanılan kelimeler bence o kadar gereksiz ve anlamsız ki, bu alıntıyı Vedat Milor'e atıp onun ne düşündüğünü de bir sormak isterdim açıkçası. Zira Ali Ural'ın gastronomi hakkında bir uzmanlığı olmadığı için kalıcı lezzet bırakıp o suni heyecanların doğal olabilmesini sağlayan soslardan da haberi yok bence.

"Sevgili Dost,
Bugün yeni bir şey yap; bir iyilik kendine. Gazete bayisine uğrama, işe gitme, okula da. Bugün evin elektriklerini kes, ekrana düşmemek için." (s. 131)

Değil mi abi ya? Niye işe gidiyorsun ki boşuna? Sen de otur evde dostuna bir mektup yaz, aç kalsan da çok önemli değil zaten. Ne bileyim mektup haşlama, mektup kızartma falan yaparsın. Okulun varsa okula da gitme, yazacak o kadar "Sevgili Dost" başlıklı mektubun var nasılsa. Neden işe gidiyorsun yazılacak mektuplar varken manyak mısın? diye sorarlar sana sonra. Ayrıca bu kısmın da Hikmet Anıl Öztekin'in özlü sözü olan "Dünyada sevgimi anlatacak kadar çay yoktu" minvalinde bir "Dünyada sevgimi anlatacak kadar mektup yoktu" yoluna çıktığını söylemem gerek.

Kitabın içerisinde her 3-4 satırda bir bu tür bölümlerin yapaylığını görmekten, bu dönemde en çok kazandıran şey olan Mevlana, Yunus Emre ve tasavvuf alıntılarının üstüme bir bir atılıp muhafazakar edebiyatı icra edilmesinden, gerekli gereksiz her konuda duyar kasılıp Pollyannacılık yapılmasından, yoksulluğun ve fakirliğin iyi bir şeymiş gibi gösterilmesinden sonra kocaman bir "BRUHH" dedim. Yani tam olarak şöyle: https://www.youtube.com/watch?v=2ZIpFytCSVc

Bir kitap düşünün, kitabın "Sevgili Dost" bölümlerini ve her sayfasında başka yazarlara ait olan alıntıları attığımızda geriye elimizde 5-10 sayfalık bir kısım kalıyor. Açıkçası böyle bir mektup bana yazılmış olsaydı benim içim şişerdi, karşımdakine "Yahu sen kendi düşüncelerinden çok başkalarının düşüncelerine yer vermişsin, hani senin düşüncelerin nerede?" gibisinden bir sitem edip o mektuptan uçak yapardım.

Bak şimdi Ali Ural, ben de Müslümanım. Fakat kitabında manevi ya da maddi yoksulluğu yüceltmeyi, bir lokma bir hırka olup tamamen maneviyata yönelmeyi, dostluk, arkadaşlık minvalinde kelimelerle bize nasıl davranmamız gerektiğini öğütlüyorsun. Yoksulluk ya da bir lokma bir hırka gezip maddi, manevi aç kalmak hiçbir zaman için özenilecek bir durum değildir. Böyle edebi değeri yerlerde bir kitap yazmış adamın bir de yaratıcı yazarlık atölyesi var, kafayı yemek üzereyim abi. E o zaman öğütlediğin gibi sen de maddi ve manevi yokluğu önermişken insanlara da bedava yazarlık eğitimi vereydin ya?

Güray Süngü'nün çok sevdiğim bir sözü vardır, onu da buraya bırakıp ana sayfanızdaki büyük resmi görme kursunuzdan çıkayım: “Yazarlık atölyesine gidilerek yazar olunmaz!”

-Elf gözlerin neler görüyor Legolas?
+Kendi sevdiği kitabın ve yazarın eleştirilmesine katlanamayan duygusal okurlar geliyor ustam.
  • Uzun Hikâye
    8.5/10 (4.797 Oy)4.719 beğeni19,4bin okunma13,6bin alıntı100,6bin gösterim
  • Nar Ağacı
    8.8/10 (4.861 Oy)5,2bin beğeni16,4bin okunma29,6bin alıntı107,8bin gösterim
  • Çile
    9.2/10 (3.242 Oy)4.148 beğeni12,5bin okunma49,6bin alıntı74bin gösterim
  • Ermiş
    8.3/10 (11,4bin Oy)9,9bin beğeni38,7bin okunma88,8bin alıntı165,6bin gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (3.441 Oy)4.259 beğeni12,5bin okunma52,5bin alıntı105,4bin gösterim
  • Yusuf ile Züleyha
    8.5/10 (2.201 Oy)2.416 beğeni9,8bin okunma11,2bin alıntı37bin gösterim
  • Ruhi Mücerret
    8.3/10 (3.003 Oy)2.825 beğeni10,5bin okunma31,7bin alıntı51bin gösterim
  • Kuşlar Yasına Gider
    8.3/10 (4.422 Oy)4.061 beğeni14,6bin okunma10,6bin alıntı62,6bin gösterim
  • Momo
    8.6/10 (11bin Oy)10,7bin beğeni35,9bin okunma36,5bin alıntı220,3bin gösterim
  • Küçük Kara Balık
    8.7/10 (5,1bin Oy)4.753 beğeni19,9bin okunma7,5bin alıntı93,6bin gösterim
191 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan
Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor.

Beğendiniz mi.? Ben çok beğendim. Hatta o kadar ki bunu diğer alıntılarımla beraber paylaşmadım. Daha sonra daha sonra diye diye yine erteledim. Ve tuhaftır ki inceleme kısmına yazmak nasip oldu. Güzel de oldu. Çünkü geceden beri nasıl başlayacağım diye düşünüyordum. Sonra dedim ki sevdiğim bir alıntıyla başlayayım. O bize Sevgili Dost diyerek başladığını ve nedenini anlatmış. Acaba? Acaba bizimde var mı bu şekilde başlayabileceğimiz bir dostumuz..? Cicero bir sözünde 'Dost insanın bir ikinci kendisidir' diyor. Ve bende şunu ekliyorum. Her insanın bir ikinci kendisi olmalıdır. Hira dağı misali. Ayağını çukura kapatan Hazreti Ebu Bekr misali.. DOST misali.. Niye bir kendin yetmiyor mu? Diye soracak olursanız. Yetmiyor, kimseye yetmiyor ki. Değil mi ki kendimizden kaçışlarımız yine kendimizle kalıyor. Değil mi ki bu dünya tek başımıza ağır geliyor.. Bu zamanda dost mu kaldı ki. Dediğini duyuyorum. Kitapların her zaman dostun olsun. İnsanlar üzer, insanlar yarım bırakır. Kitaplar hep sessizdir. Ve kimi zaman kendileri yarım bırakılır..

Kitaba gelince, bitirdikten sonra kardeşlerime verdim. Alın odanızda dursun mutlaka okuyun dedim. Ama dayanamadım aldım. Şuan bende. İçini açıp bi kaç satır okuyorum ve tekrar tekrar okusam, tekrar tekrar huzur duyarım.

Bu kitap, 6 senedir paslanmak üzere rafa kaldırdığım yazar olma isteğimi geri getiren kitap.

Bu kitap, beni düşündüren, her alıntısını dikkatle okuduğum kitap.

Bu kitap yaralıyken iyileştirdiğim kitap... [2. El almıştım ve ortasından ayrılmıştı. İyileştirdim diyorum ama babama yaptırdım :)]

Bu kitabı, bu yazıyı okuyan, okumayan herkese tavsiye ediyorum. Sizde edin..

Selametle...
206 syf.
·2 günde·10/10 puan
Sevgili Okur,
Bu incelemeyi mektup tarzında yazarak unutulan, yok olmaya yüz tutmuş bu değeri bir nebze olsun hatırlatmak ve naçizane yaşatmak istedim, anlatıcımızın hatırlattığı ve yaşattığı gibi. Yazarın tabiriyle, bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. Bir anlamda zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye geçip, yalnız okunur mektuplar…

Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural'ın mektup havasında oluşturduğu denemesidir. Mektup ile alakalı birkaç ufak bilgilendirmenin yanında denemenin de biraz detayına girmek zannediyorum ki faydalı olacaktır. Bir insanın herhangi bir konuda duygu, düşünce ve görüşlerini paylaşmak amacıyla kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu nedenle yazımı en zor olan türlerdendir. Deneme yazımında paylaşımcı ve samimi bir atmosfer oluştururken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ifade ederken de eleştiriye yaklaşma riski oldukça fazladır. Anlatıcımız tüm bu riskleri öylesine güzel özümseyip sunmuş ki biz okurlara, bu özümsemeyi en hafif tabiri ile hastaya enjekte edilen bir uyuşturucu olarak nitelendirsem yeridir. Uyuşturucu kelimesi okunduğunda, ilk olarak kötü çağrışımlar uyandırsa da ifade etmek istediğim Requiem For A Dream’in usta oyuncusu Jared Leto’nun kolundan aldığı madde değildi elbette. Bu örneği bir nevi diş ağrısı çeken bir insanın, dişçinin uyguladığı anestezi sonrası ağrısı dinen hasta olarak düşünürsek zannediyorum ki ifade etmek istediğim yerine oturacaktır. Okurun ağrısı ne olursa olsun samimi, kendi ben’ini sorgulatan bu kitabı okurken ağrısı dinecektir diye düşünüyorum, benim ağrımı dindirdiği gibi.

Yazarımızı farklı kılan neydi ki beni bu derece etkiledi diye soruyorum kendi kendime ve şu cümleler dökülüyor parmaklarımın ucundan; kelimelerin gücünü ve potansiyelini görüyorum anlatıcımızın kaleminde, aynı kelimeleri kullanarak kalp kırmışlığı vardır insanoğlunun, yazarın tersine. En çok inandığım olgudur kelimelerin gücü. O kadar güçlüdür ki bu olgu, sadece kullanmaktadır mahareti ve insan zamanı geldiğinde kullanırsa bu olağanüstü gücü, nefretin ateşini söndüren su, hırsızın elini kolunu bağlayan kelepçe, katilin tabancasındaki tutukluk, sevgilinin gözlerindeki ışık olur. Kelimeler bu kadar güçlü iken dinlemeyiz, anlamak istemeyiz birbirimizi. Kelimelerden bir dünya yaratmak varken hep hazır olana, var olana konar ve tüketiriz sevgimizi, saygımızı ve sabrımızı. Bize dayatılan ve bilinç altlarımıza yer eden o güzellik algısının peşinde koşarız. Onlar gibi sever, onlar gibi aşık olur onlar gibi tüketiriz sevgiyi ve sevgiliyi. Sonrasında ne mi? Kocaman bir mutsuzluk!

Bir gün buradaki bir okur arkadaşımdan bir mektup almayı çok isterim. Umarım o gün geldiğinde yazarımızın da dediği gibi, zarfı açmaya korkarım. Korkarım. Ya zarfı açar açmaz kelimeler kelebeğe dönüşüp uçarlarsa! Ya zarfı açar açmaz pimi çekilmiş bir bomba patlarsa! Ya zarftan taşan sular barajı patlatırsa!
206 syf.
Bazen öyle biran olur ki yapacak hiç bir şey yok sanırsınız ansızın biri çıkar, gelir her şey hallolur. İyi ki varlar ansızın gelen güzel insanlar.
Teşekkür ve dua ettiğim naif yüreklere ithafen.

Mola vermişsinizdir bütün yaşam telaşınıza. Tüm koşuşturmalara, programlara, yapamadıklarınızı yapmak adına. Hatalarla, düşe kalka, dost varlığını içinize yerleştirmeyi öğrendiğinizde ve hatta kendinizi sahte dostluklardan arındırırken bir yanınızın güçlendiğini, diğer yanınızın nasırlaştığını fark edersiniz ama olsun yüreğinizdeki bahar temizliği de bitmiştir.
Bitmesine bitmiştir elbette; şöyle bir bakarsınız yine de geçmişinize, tıpkı benim zaman zaman yaptığım gibi.
Öyle zor ki biliyor musunuz yazarak anlatmaya çalışmak sustuklarımı. Elimden bir şeyin gelmediği , artık hayal kuramayacak kadar yorgun olduğumu hissettiğim ama yaşanmasının gerekli olduğuna inandığım tüm anları..
Yanlış sevilerin kurbanı olduğumu ve acımasız kör bakan bir avcının tüfeğinde can verecek bir kuş gibi, kanat çırpınışlarını izliyorum geçmişte yüreğimin. Nasıl bir çıkmazlık nasıl , niye, neden yüklü sorulması ve cevaplanması zor olan tüm sorular kadar çaresiz bir ruh hali içerisinde olduğum anlara. Üstelik de şehirler arası yolculuğa çıkan o yaramaz çocuk kadar heyecanlı ama ve o yere daha ulaşamadan geri gönderilen o masum çocuk kadar hüzünlü, yorgun duygular içerisinde kaldığım yıllar sizin anlayacağınız. Bir yandan umutlu müzikler gelse de kulağıma, ruhum bir Nilgün Marmara gibi yaza yaza bitirmek istediğim bu bedeni ve kimseyle paylaşamadığım yalnızlığımı. Gidebildiğim gitmek isteyip ama çıkan engeller yüzünden sürekli ertelediğim en uzak yere kadar gidişlerimi..
Delicesine yazılar yazıp , çok fazla sigara içtiğim ve bunların hiç bir şey anlatamıyor oluşunun anlamsızlığını.
Belki de ben bu yüzden bir adım öteye gidemedim diyorum ve gidemediğim gibi, üstleri çiçeksiz otsuz kalan bir mezar kadar, acı verici mazideki yüzümden utanıyorum.

Sonra binlerce kilometreler ötesinden tüm cümlelerinin başına ''senin için sevgili dost, kendim için , sevdiğim sevildiğim için ‘’ diyen bir dost sesi araması bütün ezberlerinizi bozar. Tüm varlığı ile size bu kadar benzeyen ve sizi dünyada hâlâ dostluğun , arkadaşlığın kan bağından olanlardan bile daha baki olduğuna inandıran bir minik tebessüm gelir konar yanaklarınıza. Karıncanın " bile'den " kırılan kalbinden tutun da, sizinle gülüp, sizinle üzülüp kederlenebilen biri. İyi olmanın, iyilik yapmanın saflık olmadığına inanan, aldığı her nefesi şükür sebebi sayıp, tüm sevdiklerini anne gibi , baba gibi bütün kalbiyle kucaklayan, gülünce dünyanızı aydınlatan , abla, dost, kardeş, sırdaş, ağlama duvarınız olan olan, her davranışı ile gururlandığınız , sesini duymadan duramadığınız , ne kadar anlatmaya çalışsanız da da kelimelere sığmayananız yeryüzünde sahip olduğuna inandığınız kanatsız meleğiniz gördüğünüz , iyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın şükrünüz.
Dost olmanın, arkadaşlığın, lütfunun farkına varamayan, sözde ilişkilerin, menfaate, günü kurtarmaya sığınan sevmek sevilmek ve sayılmak yerine unutmayı tercih edenler bilmelilerdir ki bir ömür ziyan olan hayatların sahtelikleri onlar.
Dostluğun hakkını yazdıklarıyla bana hissettirebilen Ali Ural , ellerinden öpüyorum .
Vicdanınıza sımsıkı sarılın her daim. Sizi terk etmesine müsaade etmeyin. İçinizde fark etmeseniz de halen yaşayan çocuğu uyutmayın, onun hep dürüst , neşeli bakan gözlerle ayakta durmasını sağlayın. Üzmeyin ağlatmayın, Sizi siz yapandır yüreğinizin sözlüğüdür o...
Top oynayan, ip atlayan çocukları mı gördünüz ? Bir an da olsa çocuk olun oynayın onlarla, ip atlayın...Titreyen aç kalan bir kediyi köpeği besleyin. Sevmekten korkmayın. Kalbinize kilit vurmadan tebessüm edin insanlara minik bir çocuğun tüm masumiyetiyle. Gözünüze , gönlünüze perde indirmeyin. Aynalara bakmaktan çekinmeyin. Sevdiklerinizin yanı sıra, sizi sevmeyenleri de sevmeyi deneyin. Endişe etmeyin, sustuklarımız Allah’ın katında duyuluyor .
Anlayanlara selam olsun o vakit.
Keyifli okumalar …
206 syf.
·7 günde
Bilmiyorum, bazen hayretler içerisinde kalıyorum elime gelen kitabın o an ‘’okumazsam olmaz’’ hissine kapılma durumuna.. Hüzünle dolu dünyamda, insanlarla konuşmak istemeyiş zamanımda kapı aralığından sessizce girip yanımda olmak isteyişi gibi oldu bu kitap benim için. Sevgili dost yanındayım, şimdi seninle manevi lezzete doğru uçacağız hazır mısın deyişiyle huzura kanatlanma hissi oldu yüreğimde.

Açlıklarımız var, bir şeylere açlık duyuyoruz, ruhumuzu doyurmak istercesine.. Bazen en yakınımızdakiler bile bunu sağlayamıyor, maddelikle bezeli dünya dar geliyor... Kitaplar sükunetiyle, anlaşabildiğimiz, ruha hitabın pamuksuuluğu da hakim ise doyurmada en lezzetli, en huzurlu el olabiliyor.. Benim için de bu kitap öyle oldu.. Her paragrafta sevgili dost dedikçe; Dostluk senin için ne anlam ifade ediyor? Ne kadar doğru bir dostsun gibi sorularla kendime dair içsel yolculuğumu başlattım.

Dostluk; kıymet verilen, o pınarın tadını aldıkça tükenmeyen suların sevinci oluyor insanın yüreğinde.. Önce saygıyla kurulur bağlar.. Ardından dostunun hissettiklerini, düşüncelerini sorularla anlamaya çalışarak pekişme yolunda adımlar atılır. Dinlemeyi bilerek.. Yolculukta, alışverişte, dışarıya karşı davranışlarıyla gözlemleyerek tanıma serüveni devam eder.. Öyle bir dünyadır ki dostluk dünyası ya dibe çeker ya da tam tersi güzelliklere doğru yollar açar, ışık saçar.. Beklentisiz, içten geleni yaptıkça o sevgi denizinin uçsuz bucaksız olduğu görülür. Sevgi oluşmaya başlar ama zaman alır, emek ister.. ‘’ Çaba istiyor sevgi. Tohum yetmiyor, çapa istiyor sevgi’’ (124) Öyle anlam kazanıyor çünkü.. Bir dost karşısındakinin iyiliğini, kendini geliştirmesini ister.. Bağımlı değildirler, bağlıdırlar, kopmayan bir dostluk bağıyla. Kelimeleri özenlidir, rastgele savurmazlar.. Her duyguyu tatmaktır, hüznün en saf halini paylaşmaktır, derdiyle dertlenip çözüm arayışına girmektir.. Mutluluğunu, huzurunu paylaşmaktır gözlerdeki ışıltı eşliğinde.. Mesafe sadece lügatta kalır, kalpleri etkileşimdedir zaten.. Zamanla manevi lezzet yolculuğunda diller değil gözler konuşur.. Kendini bulduğundur dostluk. Bir problem olduğunda birbirleri ile konuşur, etrafa dağıtmaz, şikayetlenmez, öyle olursa kalpler uzaklaşır, fesatlıklar çoğalır, huzur dağılır çünkü.. Hayatın anlamı onunla lezzetlenir, bereketlenir zaman.. Öyle güzeldir işte dost olmak, dostunun olması.. Bir an bunlar içimden çıktı kitabında etkisiyle..

Doğruya ulaşma yolundaki arayışlarıma dair yol göstericim gibi oldu kitap . Samimiyetle akan ırmak misali kana kana içmek, kelimelerinin büyüsü ile susuzluğuma derman olmuş gibi hissettim. Girişte mektuba dair düşünceleri ,mektuplarla öne çıkan yazarları tanıtması, mektup yazmanın inceliğini hissettirmesi çok güzeldi.. Bu sitedeki güzel insanlar sayesinde mektup yazmanın güzelliğini tattım ve paha biçilemez bir şey olduğunun idrakine vardım. Var olsun güzel insanlar. (alakasız oldu bir an ama söylemeden geçemedimdi )

Her şeyin dengesini kur diyor satırlar adeta. Yazarın inceliği, modern hayatın bizden neler götürdüklerini imgeleme sanatıyla, inceden inceden mesajlarla yürekten söylüyor, insanı kendine getiriyor. Ölümü hatırlamak, hatırlatan olmak. Yazar bu konuda da çok etkili. ‘’Ölümde davetliler arasında’’ misafiriz, göçmek var bu dünyadan.. Geride bıraktığımız izler.. Yapılan hatalar.. Ne ektiysek onu biçtiklerimiz.. Yaşanılanların öylesine değil, bir anlamının olmasının idrakine vardırıyor. Unuttuğumuz değerleri hatırlatması.. Bayram ziyaretleri, huzur evleri, hastaları ziyaretin önemini söylüyor.. Mevsimlerle yoldaşlığı var bir de. Yağmuru sevmesi, hissetmesi.. Kendimi bulduğumu hissettiğim satırları tatmak.. ‘’Bir iyilik yap kendine’’ diye sözleriyle beni düşünen bir dost izlenimi vermesi de ayrı bir duygu yüklü. Merhamete dair duyarsızlığımıza dem vurması. Yalana dair ‘’ Çünkü elbiseleri süslü. Merhametimizi baştan çıkardı ‘’ gibi sözleriyle benzetme, imgeleme dünyasının tadını veriyor. Başka yazarların, düşünürlerin cümlelerini okumak da ayrı güzeldi. Sevgiye, insanlığa, inanca, paylaşmaya, güzelliklere dair düşünceleri yüreklere taht kurarcasına. Ve daha aktaramadığım bir çok güzel manevi lezzetler ...

Peki neden adı posta kutusundaki mızıka? 6.mektubunda mızıkaya dair anlamlar vardı 4 kez mektubu okudum lakin anlamadım, neden neden anlamıyorum diye sorguladım kendimi , eğer okuyanlardan anlatmak isteyen olursa mesud ola ola fikirlerini dinlemek isterim. Hikayem bu kadardı :))

Kitabın yerini tarif edemiyorum. Altını çizdiğim satırlar, aldığım notlar anlam kattı yaşamıma. Böyle bir kitap olmalı kitaplıklarda dedim. Burada tanıştığım sevgili dostum Sena Ç güzel kalbiyle, içtenliğiyle bana doğru uçurması eşliğinde değerli köşemde duruyor . Tevafuklarımızla, birbirimizi anlamamızla, muhabbetinin tadı ile hayatıma anlamlar katan güzel dostum. Arada kitaptan kesitler atıp bunun hakkında ne düşünüyorsun diye sorularıma bal yüreğiyle içinden gelenleri söylemen bu yavrucak için de ayrıca çok kıymetli. Ne kadar teşekkür etsem az. Var ol hep ^_^
https://www.youtube.com/...zpkF6RQ&index=13
206 syf.
·10/10 puan
Sevgili Dost,
"Her defasında bu iki kelime ile başlıyorum mektubuma.Çünkü bu iki kelimeden, her biri gücünü diğerlerinden alıyor.Sevgili olunmadan dost,Dost olunmadan sevgili olunmuyor."(syf, 37)

Şimdi seni dinleme sırası bitti Sevgili Dost'um.Yeniden bir şeyler anlatmaya ben başlamak istiyorum.
Her zaman senin yaptığın gibi bende:
Sevgili Dost, diye başlayarak mütevaziliğimi sana sunuyorum.

Daha ilk giriş bölümünde, ilk mekubun başındaki cümleyi hatırlıyorsun değil mi, hatırlamaz olur muyum Sevgili Dost'um ben yazdım dediğini duyar gibiyim, beraber tekrar hatırlayalım öyleyse:
"Posta kutusundaki mızıka, unutulan mektubun kefaretidir."sen yazdın,senin cümlen.
Peki ya bitişindeki vurucu cümle, onu da hatırlıyorsun öyle değil mi ?
"Altmış birinci mektup, kefareti öldürüyor."

Mektuplarınla, sen ve ben uzun bir yolculukta uzun bir konuşmanın içerisindeydik.Ben susarak anlattım sen ise konuşarak.
Sen anlattın ben dinledim, darıldığımı sanma Sevgili Dost,
Seni dinlerken "Kıtalar arası yolculuk mu desem, İnsanlar arası içsellik mi desem"ne desem bilmiyorum, kelimeler kifayetsiz kalıyor, bu senin samimiyetinin kanıtı...

Sevgili Dost,
Mektubunun her birini,
Usul usul açarak, yavaş yavaş, içime işleye işleye okudum.
Şimdi sana yazdıklarımında içine işlemesini istiyorum, heyecanım hep bundan.Önemli değil...sen yeter ki yaz dediğini duyar gibiyim...

Sevgili Dost,
Mektubun sonuna doğru geliyorum...İşte mektup bitti.
Kimse bilsin, kimse görsün istemiyorum.Yalnız sen bil, yalnız sen gör istiyorum.
Bundan dolayı, "Yüreğinin tam ortasına bırakıyorum, oradan çıkar ve oku sakince usul usul."
Güneşe tut mektubumu, ışık alsın.Kelimeler daha anlamlı görünsün gözüne, cümleleri daha çok sev mesela.
Okuduktan sonra cevap yazmayı ve mektubu posta kutusuna bırakmayı unutma...

Sevgili Dost,
"Seni Bekleyeceğim, inan"
206 syf.
·51 günde·Beğendi·9/10 puan
Sevgili Dost!
Bir sabah kuş sesleriyle uyandım .Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
Bu kitabı okurken ,o eşsiz ruhunuzda ki önemli yer tutan eski bir dostu hatırlayıp ,Sevgili Dost diye başlayıp ,en naif sözlerle ona seslenirken o derin sevgiyi ruhunuzda hissetmemek mümkün değil ve sonrasına kendinizi o kıymetli Dost’a bir iki satır yazarken bulmak muhteşem bir duygu ...
Yazmanın ve dostluğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatan bu kitabı okumama vesile olan Sevgili Dostuma çok teşekkür ediyorum
En Sevgili Dostlar için alınabilecek kıymetli bir hediye olan bu muhteşem eseri okumanın eşsiz keyfini herkese tavsiye ediyorum
206 syf.
·2 günde·2/10 puan
A nokta Ali Ural'dan okuduğum Posta Kutusundaki Mızıka beni aşırı derecede sıkarak, yorarak, sinirlendirerek, gıcık ederek hayal kırıklığına uğrattı. Bu kadar çok övülen, sevilen, aşık olunan ve tapılan kitabın bana öyle kötü bir etkisi oldu ki acilen sevdiğim bir yazara dönüş yapmaya mecbur kaldım. Yorumlara bakınca 10 puanlar 9 puanlar havada uçuşuyordu. Aslında kitap 1 puan bana göre hatta sıfırın altında ancak size neden 2 puan verdiğimi, yani kitabın iyi olan tek tarafını açıklayarak bir hayli uzun olan kötü tarafına geçeceğim. Kitaptaki en güzel yazarın sahibi olduğu Şule Yayınlarının kitabı birinci sınıf kağıda basmış olması. Kapak ve sayfa kalitesi muazzam. Döviz artışı yüzünden yayınevleri kan ağlayıp kağıtları inceltip basım niteliğini düşürse de bu arkadaşlar hiçbir masraftan kaçınmayıp bize lüksü yaşatıyorlar. Demek satışlar güzel yazar malı iyi götürüyor ki kağıdın en iyisini kullanıyorlar. Güzel tarafı bu kadarcık anlattım bitti, ama bunu yazar anlatmış olsa kendisi uzata uzata güzellikten soğurdunuz. Ali Ural arkadaşımız eski bir Zaman gazetesi yazarı yani malum şahsın emrinde kalem sallamış geçmişte. Şimdi ne düşünür, siyasi ideolojisi nedir bilmem ancak araştırdığımda para karşılığı konferanslar ve yazarlık seminerleri verdiğini gördüm. Anlayamadım bu adamın neyi var da yazar olmayı öğretiyor millete bir gülme geldi şimdi. Halbuki Ahmet Batman'ın (var mı öyle biri belli değil), Kahraman Tazeoğlu'nun, Hikmet Anıl Öztekin'in ya da ne bileyim o sözler köşkü tayfasının biraz okumuşu, bir tık üstü sadece. Facebook iletilerini yontup erimiş mozzarella gibi uzatarak aralara Google'dan topladığı yazarlara ait alıntılardan cımbızlayıp aralara serpiştirmiş, onları mektup havasında birleştirip alın size kitap çıkardım demiş. Dalga mı geçiyorsun sen yahu, alıntıları çıkarınca bomboş kitap hiçbir şey kalmıyor, o kadar sığ ve basit ki yazdıkları ne anlattığını kendi de bilmiyor. Böyle ayak kokusu sinmiş, tespih çekerek açık çay eşliğinde yapılan pilavlı sohbet lakırdılarının olduğu kağıtlar sürüsü. Sürekli sevgili dostum, sevgili dostum nedir bu be sevgili dostum kadar kafana taş düşsün. Şimdi sen edebiyatçıyım mı diyorsun kendine neyin kafası bu anlatsana. Bir de kendini öyle bir övüyor ki zannedersin zaman makinesi icat etti. Basit şeyleri saçma sapan liseli kafasıyla abartmış işte, hiçbir anlamı olmayan boş yazı bunlar, zırva hepsi Celal Şengör deyişiyle zırva. Mektup desen değil, deneme desen değil, öykü desen değil, aforizma hiç değil, monolog da olamaz kendi kendine yazılmış fikir çatışmalarına benzeyen, her şeyin güllük gülistanlık süper olduğu, ve en sonunda alttan alttan dine dayandırılan notumsular gibi bir şey. Çizdiği imaj dışarıdan modern yaşayış görünümlü içten içe bir kokuşmuş ve basitleştirilmiş CIA islamı yaşayan, kendini beğenmiş bir şakirt modeli işte. Çayhouse ekolünün adı konmamış, henüz zigot halindeki cin olmadan adam çarpmaya çalışan sıkıcı ve suni bir tarz. Öyle bir yazmış ki uyanık sanki kendine has mükemmel bir hayat felsefesi var da, o örnek verdiği yazarlar onu görmüş de o sözleri sarf etmişler. Harcadığım zamana yanıyorum birileri söylememiş olsa yüzüne bakmam böyle kitapların, nereden bileyim bir şey zannettim zorlanarak okudum. Yazar falan değil bu edebiyat tüccarı bildiğin, bir de ödül mödül almış başlarım ödülüne birilerinin sayesinde verilmiş işte. Köpeklerle ne derdi var onu çözemedim, köpek insanın en iyi dostu derler hiç duymuş mu acaba. Köpek diye alttan alta küçümsediğin hayvan senin o para için yüzüne güldüğün tiplerden çok daha faydalı. Tabi hayvan sevgisi nedir bilmediği için köpeklere gereksiz muamelesi yapıyor, sen git bir köpek besleyenle konuş da sana anlatsın ne kadar güzel bir şey olduğunu. Konferanstan vakit bulamaz şimdi. Maça gidenlerle ne derdin var yahu, sen futbol izlemiyorsun diye millet de izlemesin sen haklısın bir değil mi. Alt tarafı top oyunu izlenimi vermeye çalışmışsın ya işte o öyle değil aslında sen anlayamazsın. Maç dediğin şey hiç tanımadığın kişileri aynı sanal çatıya toplayan bir organizasyondur. Maç izleyeni hakir görüp ayıramazsın toplumdan. Şimdi ben bunları söylüyorum ya sana göre ben boş beleş adamın tekiyim. Hadi diyelim ben boş insanım, Küçük Prens gibi bir şaheseri yazmış olan Antoine Saint-Exupéry için sen kim oluyorsun da saçma sapan laflar ediyorsun. Böyle bir şey olamaz ya, sanki arkadaş Jack London, Dostoyevski, Albert Camus vb. gelmiş Saint-Exupéry'ye atarlanıyor. Artık hayatta olmadığı için dedikoduna cevap veremez zaten yabancının biri diyelim ona da. Gençlik marşı seni neden rahatsız etti onu bir açıklasana. Ne demek dağ başını duman almış diyorlar da ortada duman falan yok nedir bu ya, milli değere de laf attın ayıptır ya. Sen bizim güzide marşımıza öyle şeyler söyleyemezsin, dağ başını duman almak bir benzetmedir edebiyatçı değil miydin nasıl anlayamadın yok artık. Sen o geçmişteki patronuna çok bağlandığın için bazı değerlerini kaybetmişsin anlaşılan, aç bir Nutuk oku da bu ülkede geçmişte neler oldu öğren Ali. Her şeyin kaynağı din zaten sana göre, sen hariç herkes haksız. İnsanları birleştiren şeylere karşı olması aşırı saçma, sen beğenmiyorsun diye kimse yapamaz diye bir şey yok. Ben de senin o saçmalıklarını beğenmiyorum bırak da görelim. İğrenç, sıkıcı, rezil, anlamsız, boş bir kitap işte. Hiç okumamış olsaydım keşke ama etkinlik hatırına zar zor bitirdim ömrümden ömür gitti. Kötü kitap okumanın faydası ne okumayacağını öğrenmek oluyor. İyi kitapların değerini anlıyoruz. Cemaatlerden ve üyelerinden nefret ediyorum.
206 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar yazarın okuduğum ilk kitabı olan Posta Kutusundaki Mızıka mektuplardan oluşan deneme türünde Türk Edebiyatının en iyi denemelerinden.Bir çırpıda bitireceğiniz samimi bir kitap.Birinin dostuna mektupları var. 'Sevgili Dost' ile başlayan 61 mektup.
61, bir kefaret. Unutulan mektubun kefaretidir.Dostuna seslenen yazar eşsiz bir üslupla ve içtenlikle kaleme almış.Eserdeki bölümler bitikten sonra tebessüm ettiren ve düşündüren bir kitap Kitapta en beğendiğim alıntı “Lütfen gülümse fotoğrafın çekiliyormuş gibi her an.”
Tereddütsüz Okumanızı Tavsiye Edebileceğim Bir Eser...
206 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sevgili Ali Ural ;
"Sana bir mektup yazmıştım, neden şimdiye kadar okumadın?" diye soracak olursan mahcubum. Bu kadar yakınımda iken seni tanımak bir etkinlikle olacakmış meğer.

Oysa ki mektup, röportaj ve anı türündeki tüm yazı ve kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir. Bunları yazmayı göze alan kişinin kendi benliğini gösterme cesaretini çok öğretici buluyorum. Yazdıkları gerçeği yansıtmasa, hatta düpedüz yalan olsa bile mutlaka kendiyle çelişeceğini, açık vereceğini düşünürüm. Her iki durumda da yazarın iç dünyasını tanıma imkanı bulabiliriz. Bu nedenle okuma tercihlerimi belirlerken elimden geldiğince bu türde yazılmış tüm yazı ve kitapları dikkatle takip etmeye çalıştım.

Günlük hayatta insanlarla konuşurken keşke iletişimdeki aksaklıklar yaşanmasa ve herkes kendini anlatabilme imkanı bulabilse diye düşündüğüm oluyor bazen. Kimbilir, hayat bu şekilde daha çekilmez de olabilirdi. Belki de bu nedenle mektup ve yüz yüze iletişim arasındaki farkı anlatırken yazarımız, "Söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir içeriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır," diyor. Belki de mektupları sihirli hale getiren tam da bu özelliğidir. Yazan, yazmak için düşünmek ve sabretmek zorunda. Okuyan da eğer sabredip sonuna kadar okumuşsa, daha etkili bir iletişim sağlanmış ve okuyucuyu düşünmeye sevk etmiş demektir.

Yazarla tanışmamın bu etkinlik vasıtasıyla olması, siteyi hala yeteri kadar etkili kullanamadığımı düşündürdü bana. Oysa ki benim bu sitedeki bulunma amaçlarımdan biri okuma listeleri oluşturmak ve ne okuyacağımı bilinçli olarak önceden belirlemek. Ne var ki Ali Ural'ın adını bu kadar çok duymuş olduğum halde şimdiye kadar nasıl hiç okumamış olduğuma hayret ettim. Üstelik yaşamış olduğum ilçeye "Yazı ve şiir atölyesi" vasıtasıyla yaklaşık on yıldır konuşmacı olarak geliyor Ali Ural. Her ay düzenlenen etkinlik listesinde de adını görüyorum.
Dolayısıyla ne kadar geç kalmış olsam da iki kitabını ve bir çevirisini okuduktan sonra Ali Ural'ın atölyesine katılmak ve kendisi ile tanışmak istedim ve kendisine 1k'nın selamlarını ilettim.

https://i.hizliresim.com/mMj20V.jpg
https://i.hizliresim.com/MV5dMa.jpg

Bu sitedeki paylaşımlarımda elimden geldiğince seçici davranmaya çalışıyorum ve gerçekten paylaşmaya değer bulduğumda alıntı yapıyorum. Böyle olunca bazı kitaplardan hiç alıntı yapmadığım dahi oluyor. Yazarımıza dönecek olursak, şimdiye kadar elimin sık sık tereddütsüz paylaşıma gittiği yazarlardan biri Ali Ural oldu. Tespitleri, bakış açısı son derece saf ve dikkat çekiciydi. Ali Ural sanki göz penceresinden değil gönül penceresinden bakıyormuş gibi, herkesin baktığı yere bakıyor ama bize bambaşka şeyler söylüyor. Hayata dair bize sıradan gibi görünen birçok detay üzerine uzun gözlemler yaptığını ve bunu naif bir ifadeyle aktarabildiğini düşünüyorum. Yazı ve şiir atölyesindeki dersinde de, yazarımızın özellikle emek ve gözlem üzerinde durduğunu ve yazarların biriktirdiği gözlemin ancak %10'uyla eserini ortaya çıkardığını ısrarla vurguladığını paylaşmak isterim.

Son olarak, bu kadar emek verilmiş, güzel etkinlik için https://1000kitap.com/incierdem ve Zeyneb Öztürk hocalarımıza içten teşekkürlerimi sunuyorum. Benim payıma düşen kısmı ise, Ali Ural'ın atölyesine ve kitaplarına devam etmektir.

Güzel kitaplarda buluşmak temennisiyle:))
Enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.
Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.
Gördüğümüzü değil, görmek istediğimiz şeyi görüyormuşuz. Demek zihnimizde önceden kurduğu­muz dekorlar var; oyuna uygun olmasa da. Bu yüzden bahar dekorunda paltosuna bürünmüş adamlar, saray dekorunda mağara insanları...

~√~

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Posta Kutusundaki Mızıka
Baskı tarihi:
Ağustos 2020
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756841357
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Posta Kutusundaki Mızıka
Posta Kutusundaki Mızıka (Özel Baskı)
Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?

Kitabı okuyanlar 13,2bin okur

  • Uğur Oruç
  • Sümeyye Taşan
  • SEFA EMİN ÖZGÜLTEKİN
  • CnGzDe
  • Gamze Yorulmaz
  • Berkenin prensesiyim çünkü sevgilim ❤
  • bir gençlik ölümü
  • M.zade
  • Elif
  • volkan mazman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%11.2
13-17 Yaş
%9.3
18-24 Yaş
%31.4
25-34 Yaş
%33.1
35-44 Yaş
%9.6
45-54 Yaş
%2.8
55-64 Yaş
%0.1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.3
Erkek
%16.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (1.521)
9
%19.1 (724)
8
%16.2 (615)
7
%8 (303)
6
%4.9 (185)
5
%3.2 (122)
4
%1.3 (50)
3
%1.1 (43)
2
%1 (38)
1
%0.8 (30)

Kitabın sıralamaları