Süha Murat Kahraman profil resmi
Süha Murat Kahraman kapak resmi
Lisans,Hacettepe İİBF,Maliye(mezun)-Anadolu Ü.,Açıköğretim F.,Sosyoloji(okuyor)
İstanbul
Çanakkale
1084 okur puanı
22 May 2017 tarihinde katıldı.
Lisans,Hacettepe İİBF,Maliye(mezun)-Anadolu Ü.,Açıköğretim F.,Sosyoloji(okuyor)
İstanbul
Çanakkale
1084 okur puanı
22 May 2017 tarihinde katıldı.
  • Süha Murat Kahraman tekrar paylaştı.
    -Neden, çift olarak satın almak zorundayım? Asla diğer eşini giyemeyecek ki? Niye kusurumuzu, engelimizi böyle bir satış yaparak yüzümüze vuruyorsunuz ki?

    -Beyefendi, tek olarak ayakkabı satılmaz. Lütfen zor durumda bırakmayınız beni, alacaksanız çift olarak almak zorundasınız! Lütfen.

    -Hayır, almayacağım, teşekkür ederim. Bir tanesini hiç kullanmayacağımız bir şeyi neden alalım ki! Dünya engelsizler üzerine kurulu, her şey sizlere göre...

    Girdiği dükkândan üzülerek çıkmak zorunda kaldı adam, karda iyice atıştırmaya başlamıştı. Durağa doğru yürümeye başladı, en son kızı Elif ile telefonda konuştuğunda, “Bütün arkadaşlarımın ayaklarında var bende istiyorum, ne olur baba, o ayakkabıyı bana al,” tek hatırladığı buydu. Yeniden ellerini cebine soktu, bütün parasını avuçlarının arasına alıp, sıktı. Cebinde 70 lirası vardı ayakkabılar ise 99,90 tl idi, alamadı. Bineceği üç 500T kafa numaralı otobüs yirmişer dakika arayla durağa yanaştı, binmedi. Yürüdü…

    Kesme taş kaldırımda biriken su öbekleri ayakkabılarını ıslıyor, sağ ayakkabısının delik olan kısmından çoraplarına değin su geliyordu. Bedeni değildi üşüyen, içiydi. Kulaklarına dalga sesleri vurmaya başladı, akşamın karanlığında yönünü sese çevirdi. Hala aklındaydı kızının “…o ayakkabıyı bana al,” deyişi. Eliyle yüzüne değen kar tanelerini itekledi, içten sıcak nefesi ağzından buhar olarak çıkıyordu. Paltosunun iç cebini yokladı, ezik bir sigara paketini çıkardı, iki parmağıyla jelatinini ayırıp, içindeki tek kalmış dalı aldı, sigarayı yakamadı. Kar tanelerinin de teması ile iyice ıslanan sigara hafif bir rüzgârın esmesiyle filtresinden kopup, rüzgârla savruldu. Gülümsedi, kafasını yukarı kaldırıp “artık sağlığımı düşünmekten vazgeç,” dedi.

    Kollarını denize bakan korkuluklara dayadı, karın beyazlığı, rüzgâr ile dansını izledi bir vakit. Dalgalar sesini yükseltti, önünü kesen beton duvara tokatlar atarak, çığlıklarını İstanbul semalarına duyuruyordu. Denizde kabına sığmıyordu, çaresiz bir insan bir baba nasıl kalıplara sığabilsindi. “Bana o ayakkabıyı al,” aklından silinmeden, gözleri doldu, süzüldü yaşlar… Kalbin terlemesi değil midir gözün yaşı? deyip, kuruladı gözünü. İşsizlik, hayat mücadelesi ve kızı. Eli cebine girdi yeniden, yetmiş TL’yi sıktı avuçlarının arasında, iki günde iki bin çuval unu indirip almıştı bu parayı, daha da sıktı avuçlarını.

    Bu soğuk gecelerde yaşlar donar insanın gözünde, hele bir de o insan çaresizse ya da çare sizseniz, yok olan hayatları görmezsiniz. Ayrıldı sahilden, titrek adımlarla kafasını önüne eğerek yürümeye devam etti. Kar iyice oturmuştu yere, kıştı, soğuktu. Üşümüyor ama terliyordu. Paltosunun önünü açtı, rüzgârı hissetti bedeninde, üşüyen hala teni değildi, içiydi. Uyku da bastırmıştı iyice, iki gündür yevmiye peşinde koşuyordu, toplasan üç saat uyumamıştı. Karşısındaki parkın üzerindeki serili karı gördü, kendini sırtüstü bıraktı kara. Göğe baktı, düşen karları izledi, gözlerinin içi gülerek Tanrı’ya “verdiğin emaneti sana teslim ediyorum, iyi bak,” dedi.

    Uyku böyle güzelken kim bilir ölüm nasıldır, diye düşündü. Elini cebine atıp yirmi TL’yi ve paltosunun iç cebindeki kalemi çıkardı. Elleri titreyerek, paranın üzerine büyük harfler ile KIZIMA O AYAKKABIYI ALIN! yazdı. Avuçlarında sıkıca buruşturdu parayı, sıktı elini. Gözlerini kapadı, uykuya bıraktı kendini…

    Bir gün sonra…

    Bütün haber kanalları parkta ölü bulunan adamı konuştu, gazeteler harıl harıl ilk sayfalarına taşıdı resimlerini… Koca koca puntolar ile KIZIMA O AYAKKABIYI ALIN! yazdılar. Ülke seferber oldu kızı için, sayısızca ayakkabı yolladılar, sırf geceleri rahat uyuyabilmek için! Çifter çifter ayakkabılardı bunlar, birisi sağ ayağa, diğeri…

    Peki, bu insanlar dün neredeydi, insanın vicdanı sadece acı anında mı peyda olur? İlla düşünmek için, zihni çalıştırmak için, bir kıyıma mı maruz kalmalıyız? Hayat bir yol, bizler ise yolcuları değil miyiz? Nerede duygudaşlık, hani insanlar? Empati hakkında hikâyeler yazılıyor artık, çünkü o kadar uzak kalmışız ki kendimizi başkalarının yerine koymamaya, anca sözlerde yaşar olmuşuz, benlik her şeyi bitirmiş.
  • Süha Murat Kahraman tekrar paylaştı.
    Hz. Peygamber bir güneş. Sahabeleri ise onun ışığını yansıtan aynalar. Elbette ismet sıfatına sahip değiller. Günahsız olmadıklarından da arada puslanivermis aynalar. Ama hep o parlaklığı yansıtmayi sürdürmüşler. Allah Müslümanliğın bambaşka mizaçlardaki yansımalarını sunmuş böylece bizlere. Kimi Hz. Ali gibi çocuk yaşta iman etmiş kimi Hz. Ömer gibi Hz. Peygamber'ı öldürmek isterken dalmişti nur havuzuna. Kimi iman etmeden tam on dokuz yıl savaşmişti Müslümanlarla Halid bin Velid gibi kimi yıllarca gelecek peygamberi beklemiş, sorup soruşturup izine düşmüştü O'nun kilometrelerce öteden Selman-ı Farisî gibi. Aydınlıkta buluşmuş soylusu, kölesi; siyahı, beyazı. Bu nasıl bir imandır ki şairler hakkında sert bir ayet inince gözlerinden yaşlar akar devrin büyük şairi Abdullah bin Revaha'nin. Ben de onlardan miyim diye ürperen bir kalp düşünün. Nasıl bir sevgidir ki Hz. Peygamber artık yoksa onun şehrinde nefes aldırmayan, başka diyarlara göç ettiren Bilal-ı Habeşi'yi.
    Her bir sahabenin hikayesi bambaşka yalnız ortak bir nokta var:
    Neden üzüntülü olduğunu sorunca eşi Hz. Talha bin Ubeydullah'a, çoğalan mali yüzünden üzgün olduğunu söylüyor sahabe. Eline birden yüksek para geçince de parayı elinde tutmanın korkusuyla uyuyamamış gece. Sabah olunca hepsini dağıtmış.
    Ebu Zer'in bir kabusu var: mal yiğan zenginlerden olmak.
    Hz. Ali, mal biriktirenleri ölüye benzetiyor.
    Abdurrahman bin Avf, varlıklı oluşundan korkup "Ben nimetlerin tamamının bize dünyada verilmiş olmasından korkuyorum." demişti bir seferinde.
    Korkuyorlar geçici şeylere bağlanmaktan. Korkuyorlar dünyaya bağlanmaktan. Korkuyorlar konforun onlara amaçlarını unutturmasindan.
    Peki dedim kendime okurken. Biz neden korkmuyoruz?!
    Biraz da bazı aynalardaki yazarın tabiriyle is'ten söz etmek istiyorum. Hz. Peygamber'in vefatının ardından fitnenin Müslümanlar arasına hücum etmesi Peygamber'in dizinin dibinde de otursalar onlarin kapılarının da hataya açilabilecegini, bu durumda bizlerin ziyadesiyle hassas davranmamiz gerektiginı düşündürdü bana.
    Galiba kitap değil sahabe tanıtımı gibi oldu ama yazarın emeğine sağlık, yine vurdu beni yüreğimden deyip bitireyim.
    İyi okumalar
  • Harfler…
    Kelimeler..
    İnsanlar…

    İnsan varoluşundan beri aslında hiç susmadı. Bitirmedi söyleyeceklerini. Nokta koymadı. Sevindi,üzüldü,ağladı,düşündü,sordu...İnsanlar doğdu,öldü ama “insan” hep konuşmaya devam etti. Anlatmaya ihtiyacı vardı insanın.İçindeki anlam arayışının açtığı,kendine giden yolda yürümeye ihtiyacı vardı. Bu yüzden hep okudu. Harflerle,kelimelerle dost olup,cümlelerin içinde yattı,kalktı. Yakından tanıdı kelimeleri. Tanıdıkça yeniden tanımladı hepsini. Terimler, kavramlar, teoriler, paradigmalar… üretti. Sözlükler türetti. Sözcüklere sığmayanın sözlüklere de sığmadığını gördü. Anlamı sonsuzlukta okudu.

    İşte, “Tek Kelimelik Sözlük” de varlığın, Mutlak Varlık ile anlamlandığını bize hayattan, peygamberlerden, Sahabe-i Kiramdan, filazoflardan,şairlerden, yazarlardan bolca alıntılar yaparak gösteren, 50 civarında denemeden oluşan, A.Ali Ural’ın naif üslubunu her cümlede görebileceğiniz, okuru sıkmayan,boğmayan, yormayan anlatımıyla her zaman okuyabileceğiniz bir kitap olarak karşımıza çıkmakta. Ben keyifle okudum. Denemeseverlere de tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar.

    Ayrıca bu güzel etkinliği düzenleyen inci Hocama da ayrıca teşekkür ederim. 1000k bu etkinliklerle başka bir güzel...

    Selamlar,saygılar,iyi okumalar...
  • %100 (175/175)
  • Görme ve işitme duyularının yanına hissetmeyi katmak istiyor belki; yağmuru üç boyutlu yaşamak...
    A. Ali Ural
    Sayfa 169 - Şule Yayınları
  • -Susalım mı konuşalım mı?
    -"Halkla az, Rabbinle çok konuş!" diyor, Muaz b. Cebel...
    A. Ali Ural
    Sayfa 135 - Şule Yayınları
Lisans,Hacettepe İİBF,Maliye(mezun)-Anadolu Ü.,Açıköğretim F.,Sosyoloji(okuyor)
İstanbul
Çanakkale
1084 okur puanı
22 May 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 6 kitap

  • Yedi Güzel Adam
  • Kendine İyi Bak
  • Peygamberin Aynaları
  • Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi
  • Divan-ı Kebir
  • Hazreti Zeyneb

Okuduğu kitaplar 121 kitap

  • Tek Kelimelik Sözlük
  • Körün Parmak Uçları
  • Yaşam Sanatı
  • Ermiş
  • Evlenmeden Önce
  • İzdiham - Sayı 27
  • Karagöz Şiir ve Temaşa Dergisi - Sayı 1
  • Bülbülü Öldürmek
  • İnsan ve Mekan
  • Maya

Okuyacağı kitaplar 50 kitap

  • Mülksüzler
  • Bilinmeyen Adanın Öyküsü
  • Körlük
  • Büyük Zen Düğünü
  • Müzik, Kültür, Dil
  • Fikirler ve Düşünceler 1 / Sosyal Bilimlerle Çağı Yorumlamak
  • Söz Verilmiş Bahçe
  • Ay Terapisi
  • Aynalar Koridorunda Aşk
  • Hoşçakal

Kütüphanesindekiler 79 kitap

  • Tek Kelimelik Sözlük
  • Körün Parmak Uçları
  • Yedi Güzel Adam
  • Kendine İyi Bak
  • Peygamberin Aynaları
  • Düşünce Düşlenir
  • Kırk Hadis
  • Evlenmeden Önce
  • İnsanlığın Dirilişi
  • Bülbülü Öldürmek

Beğendiği kitaplar 96 kitap

  • Tek Kelimelik Sözlük
  • Körün Parmak Uçları
  • Yedi Güzel Adam
  • Kendine İyi Bak
  • Kuyucaklı Yusuf
  • Peygamberin Aynaları
  • Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi
  • Düşünce Düşlenir
  • Ermiş
  • Kırk Hadis

Beğendiği yazarlar 29 kitap

  • Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • Savaş Ş. Barkçin
  • Dücane Cündioğlu
  • Mehmet Akif Ersoy
  • Cahit Zarifoğlu
  • Abdurrahim Karakoç
  • Gökhan Özcan
  • Babanzade Ahmet Naim
  • Cihan Aktaş
  • Nurettin Topçu