Zeynep Demir profil resmi
"Okumadığın gün karanliktasin."

Nuri Pakdil
459 okur puanı
17 Haz 2017 tarihinde katıldı.
  • Zeynep Demir
    Zeynep Demir Açıklamalı ve Lügatçeli Mehmed Akif Külliyatı'ı inceledi.
    Açıklamalı Mehmet Akif külliyatı Akif'in kaleminden çıkmış tüm yazıları bir araya toplamayı hedef edinmiş on kitaptan oluşan bir eser. Kitabın yeni basımı bulunmadığından almak için sahaflara müracaat etmeniz gerekecek.

    Külliyatın ilk dört kitabı Safahat'e ayrılmış. Bu bölümün toplamda 2000 sayfayı bulunmasının sebebi açıklamalı olması. Kitabın bir sayfasında metnin orijinali ve sayfadaki kelimelerin sözlüğü yer alırken yan sayfada verilen şiirin açıklaması yapılmış. Yani her beyiti sözlüğe bakmadan buradan kolayca okuyup anlayabiliyorsunuz.Yalnız bu sırada metin şiir formundan nesir formuna giriyor.Siz Akif'in ne dediğini anlıyorsunuz ancak şiir kalmıyor ortada. Orijinali de elinizin altında olduğundan bu da sorun oluşturmayacaktır.

    Dördüncü cilt aynı zamanda Akif'in Safahat dışında kalmış bazı şiirlerini de barındırıyor. Dört kitabın da sonuna tüm şiirler ve bazı beyitlerle ile ilgili bilgilerin yer aldığı ayrıntılı dipnotlar konulmuş ki bunu çok faydalı buldum.

    Gelelim benim okuduğum beşinci cilde. Öncelikle şunu belirteyim ki sitede külliyat içindeki tek kitabı 'okudum' diye belirtemiyor, tek kitap için inceleme yazamıyorsunuz. Bu nedenle çok önceden okuduğum Safahat, bu süreçte okuduğum besinci kitap ve elime alıp incelediğim diğer ciltler için böyle bir inceleme oluşturdum.

    Beşinci cilt, Akif'in Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşat dergilerindeki makaleleri ile dört adet çevirisini barındıran bir kitap. Akif'in makalelerde ifade ettiği fikirler ise şöyle özetlenebilir:

    > Akif edebiyattaki taklitçiliğimizden şikayetçi. İran edebiyatı; bizi kötü etkilemiş,biz İran edebiyatından iyi örnekleri almamışız. Edebiyatla iyi ahlakı yansıtamamışız. Kötü taklitçiliğimizi Batı edebiyatı için de devam ettirdiğimiz vurgulanıyor.

    > Söz konusu taklitçiliğin giyim kuşamda bile sürdürülmesi onu epey yaralıyor ve " Siz çocuklarınızın kafasına bir şapka geçirmekle akvamı medeniye ( medeni milletler ) sırasına girdik zannediyorsunuz. Lâkin bu pek batıl bir zandır. " demekten kendini alamıyor.

    > Cemalettin Afgani' ye atılan iftiralara karşı onu savunmak da Mehmet Akif'e düşüyor. Afgani'nin 'dinden çıkmış' ve 'Vahabi' olduğu iddialarına şiirdeki muhteşem üslubunun düz yazıda da devam ettiğini ispatlarcasına muhteşem üslubuyla cevap veriyor.

    > Akif dilin sadeleşmesini istiyor ancak bunun yerleşmiş sözcükleri atarak yerine öğrenilmesi zor kelimeleri koyma yoluyla yapılmasına karşı çıkıyor.

    > Eğitimi, geleceğin kurtuluş yolu olarak görüyor. Eğitimde kullanılan kitapların dilinin çocukların seviyesini indirilmesi gerektiğini düşünüyor.

    > Akif, camilerin yeterince iyi değerlendirilmediğinden, toplumu aydınlatacak bilgilerin halka sunulmadığından dert yanıyor . Ona göre Hac, farklı milletlerden insanların kaynaşma yeri iken doğru kişiler gönderilmeyecek bu fırsat da kaçırılıyor.

    > Şair, Fransızcayı İlkokuldan itibaren öğretmeye çabalamanın gereksiz olduğunu, liseyi bitirdikten sonra isteyenlerin onu öğrenebileceğini vurguluyor.

    > Akif, kişilerin heykellerin dikmek yerine onların hayatını ve fikirlerini anlatmanın çok daha yerinde olacağını düşünüyor.

    > Şair, Osmanlı yazın dünyasındaki çevirilerin, kitapların, gazetelerin halkın ancak binde birine fayda sağladığını söyleyerek halka fayda sağlayacak bilgilerin onların anlayacağı bir dille yazılıp çok uygun fiyatlara onları ulaştırılması gerektiğini söylüyor.

    > Fransız etkisi altında kalmak ve yazılarda intihal yapmak şairin eleştirdiklerinden.

    > Şeriatı kullanarak siyaset yapan hükümetin İslam'ın imajına zarar verdiği söyleniyor.

    > Ülkede gayrimüslimlerin de dahil olabileceği kaliteli ve Müslüman anlayışlı eğitim verecek okulların olmaması büyük şairi epey rahatsız etmiş.

    > Yüzümüzü tamamen batıya dönmeliyiz diyenlerle doğuya dönmeliyiz diyenler arasında dengede kalmanın önemi şair tarafından vurgulanıyor.

    > Akif bizde gerçekçi tasvirin gelişmemiş olduğunu vurgularken Arap ve Batı edebiyatı yerine İran edebiyatının etkisinde kalmamızı buna sebep olarak görür. Resim sanatının bizde gelişmemiş olması da diğer bir sebeptir.

    > Akif'in edebiyata bakışı şöyledir:
    +Edebiyatı süs değil gıda olarak kullanmalıyız.
    +Edebiyat yerli olmalıdır.
    +Eserler elitlere değil halka yazılmalıdır.
    +Dil sade olmalıdır.
    +Yazılan eserlerde toplumsal fayda gözetilmelidir.

    Şiir okumada dikkat edilecek hususlar, bizde eleştirinin gelişmeyişinin sebepleri, teşbihin unsurları, esere plan yaparak başlamanın önemi Akif'in bahsettiği diğer konulardan.

    Külliyatın altı, yedi ve sekizinci kitabında; Muhammed Abduh, Sait Halim Paşa, M.Ferit Vecdi gibi isimlerin bazı eserlerinden tercümeler yer alıyor. Dokuzuncu kitap Akif'in yapmış olduğu bazı tefsirler, hutbe ve vaazlar ile mektuplarını içine alıyor. Onuncu ve son kitap ise onun hayatının ideallerinin sanat ve eserlerinin incelendiği bir eser. Son beş kitabin arkasına genişçe bir sözlük yerleştirilmiş ancak beşinci kitaba konulmamış. Akif'in dili, dönemine göre ağır sayılmasa da bugün okurken bu sözlük çok işimize yarıyor.
    Eksikleri olsa da bu kaliteli eser kesinlikle okumaya değer, emek verilmiş bir külliyat. Tavsiye ederim.
    İyi okumalar
  • Allah kendisinden razı olsun, Şeyh Ebu Hasan eş-Şazeli Hazretleri şöyle buyurmuşlar:
    "Veliler, gelinler gibidir. Kendilerini fasıklara (günahkarlara) göstermezler. İbadet ve taat sana ağır geliyor ve sen onları yaparken gönlünde hiçbir haz ve zevk duymuyorsan, buna karşılık günah işlemek sana kolay geliyor ve o günah sana haz veriyorsa, bil ki senin tövben samimi değil! Çünkü kök sağlam olsaydı dal da öyle olurdu."
  • Ey Allah'ın kulu Allah'tan bir şey istediğinde O'nun seni her bakımdan düzeltip ıslah etmesini ve seni O'nun yazdığı kadere razı olacak hale getirmesini iste!
  • Tövbekar bir nebbaş ( kefen hırsızı ) bir gün hocasına demiş ki:
    " Hocam ben bin kabir soydum ve her seferinde ölünün kıbleye yüzünün değil de sırtının dönük olduğunu gördüm!"
    Hocası sebebini şöyle açıklamış:
    "Evladım onlar rızıkları konusunda endişe etmiş kimselerdir."
  • Bir anda gelip geçen öyle düşünceler gelir ki kalbine ve zihnine... Onların en kötüsü de Allah hakkında ve rızık konusunda kuşkuya kapılmadandır. Çünkü rızık konusunda şüphe etmek, o rızkı veren hakkında şüpheye düşmek olur.
  • Güzel kokular sürünmüş birine yoldaşlık edene, elbette o güzel kokular siner; namaz da Allah ile bir tür yoldaşlıktır. Sana bu yoldaşlıkta O'ndan hiçbir şey gelmiyorsa, o zaman sende kibir, kendini beğenmişlik veya edebe aykırı bir şey yani bir hastalık var demektir.(Bu durumda sen ilahi huzurdan uzaklaştırılanlardansın çünkü.) Yüce Allah şöyle buyurur:

    Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerimden uzaklaştıracagim!
    A'raf 7/146
  • Esaret altında veya hapiste olanları sen bedbaht sanma! Hayır! Bedbaht, Allah'a itaat etmeyen ve o tertemiz emaneti (bedenini) günahın murdarlığında kirleten kimsedir!
  • Zeynep Demir paylaştı.
    920 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Bugün, okuduğun kitaptan başını kaldırıp, Alonso Quijano ’yu Don Quijote yapan yolda ona eşlik eder misin?

    Derler ki, bu eseri üç kez okumalıymışız: Kahkahanın duygulara hâkim olduğu gençlikte, mantığın hâkim olduğu orta yaşta ve felsefî düşüncenin hâkim olduğu ihtiyarlıkta. Benim ikinci okuyuşum oluyor. Umarım üçüncüyü de okuyacak kadar zamanım olur.

    MİGUEL DE CERVANTES KİMDİR?

    Günümüzden yaklaşık 470 yıl önce yaşamıştır. Okul hayatı kısa sürmüş ve eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. O dönemde İspanya'da düello yasaktır ve bu düellolardan birine karıştığı için mahkeme tarafından sağ elinin kesilmesi cezasına çarptırılır. Böyle olunca, bir anlamda Cervantes’in “Don Quijote” olma macerası da başlar.

    Cezadan kurtulmak için, Osmanlı Devleti'ni İnebahtı'da mağlup eden Haçlı donanmasına katılır. (Daha sonra bu zaferden, Osmanlılar’ın denizlerdeki yenilmezlik unvanlarının ve kibirlerinin hazin sonu diye bahsedecektir.) Kendisi de bu savaş sırasında yaralanır ve askerlikten daha fazla yarar sağlayamayacağına karar vererek ülkesine dönmek üzere bindiği gemi Osmanlılar’ın saldırısına uğrayınca esir alınır ve Cezayir'de beş yıl geçirir.

    Nihayet Cervantes özgürlüğüne kavuşarak ülkesine döner. Önceleri tiyatro ile ilgilenir. Bir çok oyun yazar ama pek çoğu günümüze ulaşmaz. Donanmanın ambar memurluğunu yaptığı sırada sorumlu olduğu kasa açık verince, yeniden hapse girer.
    Cervantes, Don Quijote'un temellerini burada atmaya başlar ve kitap 1605’de yayımlandığında büyük beğeni kazanır.

    MODERN ROMANIN ERKEN ÜRÜNÜ “DON QUİJOTE”

    16. yüzyıl öncesinde edebiyat, kısa şiirler, kahramanlık destanları ve halk hikâyeleri gibi unsurlardan oluşuyordu. Ardından din ve din adamlarının yaşamlarını anlatan şiirler geldi. Sonrasında da romanslar…

    Don Quijote öncesinde, “romans” dediğimiz serüvenlerle dolu metinler yazılmış. Don Quijote yayımlanınca romansların kolaycılığı ve tekdüzeliği ortaya çıkar. Bu eser, romans türünün bitişi, modern romancılığın başlangıcıdır diyebiliriz. Cervantes burada, gerçeklikten uzak romansları kötülemek yerine, onları kendi silahıyla vurarak, hicivlerle donattığı şövalye hikâyelerinin saçmalığını gözler önüne serer.

    “Don Quijote” henüz doğmamış modern yazım türlerinin ayak izlerini, hatta Postmodernizmin özünü içinde barındırır. Okurla sürekli iletişim halindedir. Onun görüşlerine kulak verir. Okura kurgusal bir metnin içinde gezerken kendi kendisine bakma olanağı da tanır. Anlatıya ironilerle müdahale ederek, kurmacayı bir şölene dönüştürür.

    Kısacası, “Don Quijote” bir öncü romandır.

    İspanyol Edebiyatı’nın okurlarına kazandırdığı, 30’dan fazla dile çevrilmiş, en çok okunan eserlerin başında gelen Don Quijote, dünya edebiyatında olduğu gibi Türk Edebiyatı’nda da büyük izler bırakmıştır. Bu arada; eserin ülkemizde bu kadar çok sevilmesinde, Doğu anlatılarıyla bağlantılı oluşunun etkisi var mı diye düşünmedim değil.

    Ayrıca Cervantes, bu eserde kendisinden başkalarının emeği olduğunu da sezdirir. Karşımızda bir yazar üçlüsü var bile diyebiliriz. Anlatıcı yazar olan Cervantes, topladığı el yazmalarıyla hikâyenin temelini atan Magripli Seyyid Hâmid Badincani ve Arapça’dan çeviriler yapan bir başka yazarla devam eder okuma serüvenimiz.

    DELİLİK Mİ FİLZOFLUK MU?

    Cervantes, Don Quijote karakterinde, inandığı değerler uğruna savaşan, bu uğurda hayatını hiçe sayan, fedakârlıklarının karşılığını alamamış bir tip yaratarak, kendi düş kırıklıklarını da ortaya koyar.

    Yıllar boyu okuduğu şövalyelik kitapları neticesinde, ellili yaşlarına geldiğinde idealinin içinde kaybolmuş, zayıf, uzun boylu Alonso Quijano’nun bütün servetini bu uğurda harcamaktan çekinmediği bir serüvene çıkmasına tanık oluyoruz. Yüce ruhlu, mütevazı ve merhametli Don Quijote aynı zamanda bilgili de bir insandır. Sapasağlam bir iradesi vardır. Onun inancı ve görev hissine bağlılığı insanı şaşırtacak derecelere varır. Yarısı mukavvadan miğferiyle, sefalet içindedir ama “görev” olarak inandığı şeyi yerine getirmek için bir an bile gözünü kırpmaz, her türlü eziyete katlanır. Yaptığı hamlelerde işin başını, sonunu, neticesini düşünmez. Zaten düşünse “fedakârlık” olmazdı değil mi? Baruta karşı kılıçla savaşmaktan vazgeçmeyen gururlu bir idealisttir o.

    Peki neydi bu yüce görev? Artık unutulmaya yüz tutmuş gezgin şövalyelik görevi adı altında, rastladığı kötülükleri ortadan kaldırmak, haksızlara cezasını vermek onun idealini açıklamaya yeterli midir? Bence Cervantes burada akıl bozulması yaşayan birine bu görevi yüklerken okuru daha derin bir düşünceye yönlendirmiştir: “Hangimiz deli, hangimiz akıllıyız ve buna kim karar veriyor?”

    Eser, gözümüzden yaş getirecek kadar güldürürken, La Mancha’lı Asilzade Don Quijote aracılığıyla aynı zamanda derinlemesine bir hüzün gelir yerleşir içimize. Her saldırısında yaralansa da yoluna devam eder. Yaralarımıza dokunur.
    Başka türlü bir hayatın da mümkün olabileceğine inandırır bizi. Delilik diye algıladığımız yel değirmenleriyle savaşında, aslında onun idealizmi ve materyalizm karşı karşıyadır.

    Ve sadıktır Don Quijote. Birbirlerini hiç görmemişlerdir; Dulcinea del Toboso’nun onun varlığından bile haberi yoktur ama hayalindeki aşka sadaketle bağlıdır. Tıpkı silahtarı Sancho Panza’ya sadık olduğu gibi.

    Baş koyduğu yolda yalnız yürümesine razı olmayan, yakınında durup onu gözeten, kendi çıkarlarından vazgeçmek istemese de yol arkadaşını yere düşürmeyen Sancho olmasaydı Don Quijote bu denli kalıcı bir karakter olabilir miydi? Birbirleriyle çelişseler de, uyuşmazlık yaşasalar da, onu gerçek dünyaya davet ettiği kadar, ideallerine de çelme takmayan bir yoldaştır Sancho Panza.

    Yolun başında aç gözlü, maddiyata düşkün ve cahil bir Sancho varken, serüvenler devam ettikçe birbirlerinin özelliklerini taşımaya başlarlar. Gerçek hayatın sıradanlığından sıyrılınca düşler ülkesinde yaşamak Sancho’ya da iyi gelmiştir.

    Zaten gerçek hayat hepimizin tahammül etmekte zorlandığı bir yerdir desem birçoğunuzun bana katılacağını tahmin edebiliyorum.

    Deli deyip geçtiğimiz Don Quijote kadar hayatın gerçeklerine karşı çıkarak kendi gerçekleriyle yaşayan kaç akıllı var içimizde? Dövüşerek, kavgasından vazgeçmeden…

    İçindeki Don Quijote ruhunu canlı tutan, yaralarını gururla taşıyanlara selâm ve muhabbetle.
  • Zeynep Demir paylaştı.
    Kendisine "Yaşamın anlamı nedir?" sorusunu yönelteceğimiz bir kişi belki bu soruya yanıt veremeyecektir. İnsanlar genel olarak bu soru üzerinde kafa yormaz, bu konuda çözüm üretmezler. Ama sorunun insan tarihinin geçmişi kadar eski olduğu, günümüzde de gençlerin –aynı zamanda yaşlıların– sık sık "Ama niçin bütün bunlar? Ne anlamı var sanki yaşamın?" diyerek isyan ettikleri yadsınamaz. Ne var ki onların bu soruyu bir yenilgiye uğradıkları zaman sorduğunu rahatlıkla ileri sürebiliriz. Yaşam tekneleri yelken açmış güzel güzel yol aldığı, çetin sınavlardan geçmeleri gerekmediği sürece insanlar böyle bir soruyu sözcüklere döküp açığa vurmazlar. Soruyu ister istemez eylemleriyle sorar, eylemleriyle yanıtlamaya çalışırlar. Kulaklarımızı ağızlarından çıkan sözlere tıkayıp da davranışlarını izledik mi, her insanın kendine özgü bireysel bir "yaşam amacı" olup tüm konumlarının, tavır ve tutumlarının, tüm devinimlerinin, dışavurum biçimlerinin, gidişatının, açgözlü isteklerinin, alışkanlıklarının ve karakter özelliklerinin bu anlamla uyum içinde bulunduğunu görürüz. Yaşam konusunda belli bir anlayışa bel bağlayabilirmiş gibi davranır herkes. Bütün davranışlarının temelinde dünyaya ve kendisine ilişkin önceden belirlenmiş bir görüş yatar, "Ben böyleyim ve evren de böyledir" yargısı, kendi kendisine verdiği, yaşama verdiği bir anlam taşır.
  • Zeynep Demir paylaştı.
    Doğal bağlar olan aile ve topluluk dayanışması çözülüp gitti, hem de yerlerine yenileri konulmadan. Modem insan yapayalnız ve kaygılıdır. Özgürdür ama bu özgürlükten korkmaktadır. Büyük Fransız sosyolog Emile Durkheim’ın dediği gibi, anemi (başıboşluk) içinde yaşar. Bu insanın ayırt edici özelliği, bölünme veya bayağılıktır, bu da onu bir birey değil bir atom yapar ve onu artık bireyleştirmez, atomlarına ayırır. ”Atom” ve ”birey” aynı şeyi ifade eder: İlk sözcük Yunanca, ikincisi ise Latince kökenlidir. Ne var ki, bu sözcüklerin İngilizcede kazandıkları anlamlar birbirine zıttır. Modern insan bir birey olmayı umut etmiştir; gerçekte ise oraya buraya çarpıp duran kaygılı bir atom olup çıkmıştır.
    Erich Fromm
    Sayfa 19 - Say, 2. Baskı
"Okumadığın gün karanliktasin."

Nuri Pakdil
459 okur puanı
17 Haz 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 5 kitap

  • Gelin Tacı
  • Açıklamalı ve Lügatçeli Mehmed Akif Külliyatı
  • Hz. Ali'den Çağlara Mesaj
  • Çocukluğun Yokoluşu
  • Üç Zor Mesele

Okuduğu kitaplar 287 kitap

  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  • Tatlı Rüyalar
  • Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
  • Raf Ömrü
  • Ya Tahammül Ya Sefer
  • Tüfeksiz Hareketler
  • Sevda Dolu Bir Yaz
  • Yoksulluk İçimizde
  • Yunus Emre
  • Klan

Okuyacağı kitaplar 85 kitap

  • İnsan Olmak Üzerine
  • Kambur
  • Gülün Adı
  • Bostan
  • Gülistan
  • Hafız Divanı
  • Şahnâme
  • Anneme Mektuplar
  • İvan Denisoviç'in Bir Günü
  • Gecenin Gecesi

Kütüphanesindekiler 202 kitap

  • Raf Ömrü
  • Ya Tahammül Ya Sefer
  • Tüfeksiz Hareketler
  • Göç Temizliği
  • Sevda Dolu Bir Yaz
  • Yoksulluk İçimizde
  • Yunus Emre
  • Klan
  • Senin Hikayen
  • Oblomov

Beğendiği kitaplar 202 kitap

  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  • Tatlı Rüyalar
  • Raf Ömrü
  • Ya Tahammül Ya Sefer
  • Tüfeksiz Hareketler
  • Sevda Dolu Bir Yaz
  • Yoksulluk İçimizde
  • Yunus Emre
  • Senin Hikayen
  • Oblomov

Beğendiği yazarlar 36 kitap

  • Mehmet Kaplan
  • Rasim Özdenören
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  • Erdem Bayazıt
  • Mehmet Akif Ersoy
  • Bediüzzaman Said Nursî
  • Halide Edib Adıvar
  • İhsan Oktay Anar
  • Yusuf Atılgan
  • Ahmed Arif