zeyneb profil resmi
okuduğum her kitapta resmen şahayane bir dünyaya ışınlanıyorum.
784 okur puanı
10 Kas 2017 tarihinde katıldı.
  • zeyneb paylaştı.
    240 syf.
    ·1 günde·2/10
    Bu tür niteliksiz ve gereksiz kitaplara maruz kalmamak için kitap önerileri verdiğim YouTube kitap kanalıma abone olabilirsiniz: https://www.youtube.com/...oHVW_FSN58EE52V193Ag

    Bu kitabın incelemesine başlamadan önce site yönetiminden kendi incelememin üstüne, bazı gönderilere koyulan "Dikkat, bu gönderi rahatsız olabileceğiniz müstehcen ifadeler içeriyor olabilir." siyah şeridinden rica ediyorum. Zira birazdan anlatacaklarım hiç hoş şeyler olmamakla birlikte bu kitaptaki iğrenç cümlelerin varlığı konusunda da kendi kitlemi ve 1000kitap'a bu kitap hakkında bilgi almaya girecek olası okurları bilinçlendirmem gerekiyor.

    Pedofili, çocuk tecavüzü ve cinsel istismar gibi konuları, okuru özendirmeye çalışan bir üslupla içermesiyle birlikte ülke gündemine oturan Abdullah Şevki'nin Zümrüt Apartmanı kitabını hatırlıyor musunuz? Peki onlarca öyküsü bulunan Osman Şahin'in Selam Ateşleri - Ay Bazen Mavidir kitabının içeriğindeki iğrençlikler hakkında neden birkaç kişi haricinde kimse sesini çıkarmıyor? Sadece 5-10 dakikanızı ayırarak bu incelemeyi sonuna kadar okumanızı rica ediyorum.

    Öncelikle cinsel istismar kavramını öğrenelim. 18 yaşın altındaki bir çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel doyum amacı ile kullanılması çocuğa yapılan cinsel istismardır. Bu ve buna benzer konular hakkında bilgi sahibi olmak için Büşra Sanay'ın Kardeşini Doğurmak kitabını okuyarak çocuklara hayır demeyi öğretmeyi, çocuklara cinsel eğitim verip özel bölgelerini anlatmayı, ebeveynlerin çocuklarıyla yakından ilgilenmesini, kesinlikle ama kesinlikle çocuklara kendi vücutlarının özel olduğunu ve ancak kendileri izin verirse birinin dokunabileceğinin bilinci gibi önemli konuları öğrenebilirsiniz. Şimdi bu kitabın incelemesine geçelim.

    Beni bilenler biliyor, bazı kitaplarla ve içeriğiyle net olarak dalga geçerim, çünkü o kitaplar bana göre okuruyla dalga geçen kitaplar olduğu için benim de onlarla dalga geçmemi hak eden kitaplardır. Fakat bu kitabın sorunu ciddi olduğu ve anlatmaya çalıştıklarımın tam olarak anlaşılabilmesi için ne kadar iğrenç olsa da kitaptan alıntılar vermek durumundayım. Çünkü alıntı sunmadığım zaman "Kitapta böyle bir cümle geçmiyor", "Kitabı ve yazarın anlatmak istediklerini yanlış anlamışsın", "Yazara önyargın var, o yüzden yazara hakaret etmişsin", "Kitabı eleştirmek için okumuşsun" vs. gibi argüman bile olamayacak mesnetsiz tepkilerle karşılaşıyorum. Okunmasını istemediğim bir kitap için inceleme içerisinde bu tip alıntılar vererek bu cümleleri size okuttuğumdan dolayı kendimle çelişmeye bile razıyım. O yüzden kitaptan vereceğim alıntılar için şimdiden herkesten özür diliyorum.

    Bayan Ali adlı öyküden başlayalım. Daha öykünün giriş sayfalarından birinde sokak çocukları betimlenirken şöyle bir cümle geçiyor:
    " (...) Erkeklik organları kalkmış gibi şakacıktan birbirlerinin üstüne yürürler, bir tür dürtme, girme isteğiyle işin şakasını bile yaparlardı." (s. 33)

    Yahu tamam anlıyorum, köy hayatında henüz kendi cinsel kimliklerini tanımayan ve bu konuda bir eğitim de görememiş çocukların birbirleriyle olan iletişimleri anlatılıyor. Ama ülkemiz artık bu öykülerin yazıldığı 90lı yılların ülkesi değil. Bu tür hassas konularda bir şey yazıp çizeceksek cümlelerimizi 1 değil 2 değil 100 defa düşünmemiz ve okurun bundan nasıl etkileneceğini de göz önüne alarak çalışmalar yapmamız gerekiyor. Yani artık bu konu, çocukların kendi organlarıyla birlikte bu tür bir iletişim içerisinde bulunmasını "işin şakası yapmasından" öte ciddiye alınması ve üzerinde çokça çalışılması gereken bir konudur.

    Açıkçası kitabı okurken, neredeyse her öyküden dolu dolu memeler, iri memeli bol sütlü göçebe kadınlarının çok çocuklu oluşları, gizli günahlar, kızarmış şehvetler, çocuk bacaklarının güzelliği gibi rahatsız edici isim tamlamaları ve söz öbeklerinin çıkmasından dolayı öykülerin ana temada anlatmak istediği köy hayatı sıkıntılarına ve sosyolojik tespitlere odaklanamadım. Ayrıca evet, cinsellik de kitaplarda kullanılabilir elbette. Yeraltı edebiyatında, postmodern edebiyatta veya klinik vakaların olduğu kitaplarda cinsellik o kadar detay verilmeden karakter tasarımlarında bir vaka kalacak şekilde kullanılabiliyor. Fakat bu kitapta okurun gözüne sokulan bu tür şeylerden sonra bir kitapta cinsellik konusunun doğru olarak değil, nasıl "yanlış olarak kullanılabileceğini" öğrenmiş oldum.

    Aynı öykünün 52. sayfasında "Boğaların vahşi görünümleriyle, aşımdan sonra kaygan bir ışıltıda parlayan, upuzun organlarını gördükçe, belirgin bir istekle gözleri parlayan kimi kadınların birbirlerine sokularak gizli gizli kıkırdaştıkları olurdu." şeklinde bir cümle geçiyor. Yani şu kitaptan şu cümleyi çıkarsan hiçbir anlam kaybolması yok. Ben bir kitabı okuduğumda boğaların upuzun organlarının aklımda canlanmasını ve kadınların da bunu gördükten sonra birbirlerine sokularak gizli gizli kıkırdaşmasını neden okumak isteyeyim? Bu dediklerimi salt ahlak bekçiliği ya da duyar kasma olarak görecek olanlar olabilir umrumda değil, fakat bu tip kitapların 18 yaş altındaki çocuklara ve gençlere ulaşmaması için farklı sosyal medya platformlarında da binlerce kişiye ulaşabileceğim inceleme ya da video türünde içeriklerle birlikte elimden geleni yapacağımı da söylemek isterim.

    Gelelim "Güvercin Artık Dönmeyecek" adlı öyküye... Kitabın bu öyküsünün 82. sayfasında şöyle bir paragraf var. (Uyarı: Bundan sonraki bütün alıntılar yüksek dozda iğrençlik barındıran kısımlar içeriyor, isteyenler okumadan geçebilir):

    "Garip huyları, davranışları olan bir insandır Meço. Tarlada, bayırda başıboş dolaşan, yayılan, çiftleşen hayvanları tadına doyum olmaz bir seyirlikmiş gibi izler. Bazen kendisi de isteklenir, dişi eşekler, kısraklar arar yöresinde. Uygun yer ve zaman bulamayınca avucuna tükürerek işini görür ya da güneşte dura dura içleri kan sıcağı olmuş, olgun, sulu karpuzlardan birini kopararak, çardağa çekilir. Bıçağıyla böğrünü oyduğu karpuzun deliğine sertleşen cinsel organını sokarak, delice bir boşalma isteğiyle kerttiği olur karpuzu. Boşalmadan sonra derin bir pişmanlık ve utanma duygusuyla şalvarının bağını çeker bağlar, kemerini kuşanır. Ardından, bütün suç karpuzdaymış gibi, kendisini günaha sokan karpuzu tiksintiyle çarparak paramparça eder yerde. Meni artıklarıyla beneklenmiş kan kırmızısı karpuz parçalarına arılarla yeşil sinekler çokuşurlar sonra." (s. 82)

    Bu ne ya? Yani gerçekten, bu ne arkadaşlar? Kitaptan alıntı vermesem "Kitapta böyle bir kısım yok" diyen okurlar olacak, kitaptan alıntı verince de gördüğünüz gibi bir durumla karşı karşıyayız. Ben bir kitapta bir adamın, "olgun ve sulu" karpuzlardan birine delice hallenmesini neden bu kadar fazla ve gereksiz detaylarla okumak isteyeyim? Okumayı bırak ben böyle bir konuyu neden aklımın ucuna getireyim? Ben manyak mıyım? Bu tür iğrenç konulara eğilimi olabilecek bir insan için rehber niteliği taşıyabilecek paragraflar bunlar. Ama henüz maalesef ki en iğrenç kısımlara gelmedim. O yüzden bu incelemenin devamında kitaptan alıntı olarak yazmak durumunda kaldığım kısımlar için sizden tekrar özür diliyorum.

    Aynı öykünün diğer sayfalarında şöyle kısımlar geçiyor:

    "Ayşe ile Güvercin, aynı yaşlarda olmalarına karşın, Güvercin, Ayşe'den boy ve kiloca biraz daha iriceydi. Dolu dolu boyu, yeşil gözleri, tombul, şişkin yanakları, genç bir kız gibi etli dudakları, azıcık da çıkkın, sivri memeleri vardı. Mavi nazar boncuklarıyla süslü, gür akıtma altın sarısı saçları, eğilip kalktıkça önüne, ardına akıyor, kenarları işlemeli kısacık eteğinin altından tombul bacakları ile küçücük beyaz külotu görünüyordu. Çömelip kalktıkça dere suyuna değen incecik külotu, işemiş gibi ıslaktı. Bir an bakışları Güvercin'in bacaklarına kayan Meço'nun, belli belirsiz bir düşünce akışı geçti içinden. Yüreğinin uzak bölgelerindeki güçlü cinsellik içgüdüsü kıpırdamaya başladı. Gözleri açıldı. Kanı karıncalanmaya, içinin sinsi istekleri uyanmaya başladı." (s. 85)

    "Kucağındaki çocuğun sıcaklığıyla ateşe kesmeye başlamıştı bedeni Meço'nun." (s. 86)

    "Bedenini saran cinsel açlığının özünü, kızcağızın bedeninde yakalayabilmek isteği, yapışkan bir tutku gibi sardı içini. Gözleri, bedeni, duyuları kamaştı. Çardağa girer girmez, koltuğundaki karpuzları bırakarak, olanca kudurganlığıyla sarıldı çocuğa." (s. 88)

    "Kızın ufacık, ıslak külotunu bir çekişte yırtıp attı. Acımasızca yüklendi kızın üstüne sonra. Sıktı, ezdi, girdi, hızlandı. Soluğu sıklaştıkça sıklaştı. Acıdan, dehşetten, yüzü gözü kasılan, titreyen çocuk tekrar altına kaçırdı." (s. 89)

    Cımbızlama bile yapmıyorum, o kısımların hepsini yazdım size. Bu kısımlar için yorumları size bırakıyorum. Kendi adıma konuşacak olursam ben bir kitapta böyle şeyler okumak istemiyorum. Bu tür şeyler gördüğümde sinirleniyorum, zaten sinirlenmemiz de gerekiyor. Etrafımızda neredeyse her gün bu tür olaylar yaşanıyor diye bir kitabın içerisindeki kurmaca bir öyküde de dibine kadar detaya girilmesinin gereği olduğunu hiç sanmıyorum. Şu öykünün yukarıdaki kısımlarının Netflix aboneliklerinin iptalinde büyük patlamaya sebep olan pedofili ve çocuk istismarına sebebiyet verebilecek Minnoşlar filminden hiçbir farkı yok. Bu filme ve bu tür kitaplara tepki gösteriliyorsa Osman Şahin'in bu kitabına da aynı tepkinin gösterilmesi gerekir.

    Bu kitabı okuyan ve hayatımda hiç köyde yaşamayan bir okur olsam, köy mekanından tiksinir, köyü, köylüleri anlamaya çalışmaz ve köylülere de kötü gözle bakardım. Elbette mesela Yusuf Atılgan'ın da kendi köy hayatında gördüğü gibi bu tür olaylar değişime direnen ve içine kapanık köylerde meydana geliyor. Fakat bu kadar gereksiz detaya ve okurun bilinçaltında sanki böyle iğrenç şeylerin yerleşmesini istiyormuşcasına bir üsluba gerek var mı? Hem de bugüne kadar okuduğum en ağır yeraltı edebiyatı kitaplarında bile henüz pedofili/çocuk istismarı içeriğine rastlamamışken!

    Şimdi böyle bir inceleme yazdım diye Osman Şahin'in diğer kitaplarına da aynı muameleyi yapın, Osman Şahin'i linç edin, yazarı vatandaşlıktan çıkarın gibi anlamlar çıkarılmasın. Yani bu inceleme %0 yazar eleştirisi, %100 kitap eleştirisidir. Benim sorunum Osman Şahin ile değil, onun bu kitabındaki bazı öykülerde olay örgüsünü oluştururken kullandığı aşırı gereksiz detaylar ve neredeyse her sayfadan fırlayan insan uzuvlarıdır. Yani toplumun yarası olan böyle konuların hiçbir şekilde yazılmaması gerektiğini savunmuyorum, elbette yazılsın. Ama böyle değil. Mesela kitapta Çan ve Bozkırda Vivaldi gibi farklı, ilginç öyküler de var. Kitabın tamamı anlattığım gibi değil, Bayan Ali ve Güvercin Artık Dönmeyecek gibi öyküler kitaptan çıkarılsa çok daha sağlıklı bir kitap olacağını da söyleyebilirim.

    Anlattığım bu kadar şeye rağmen bu kitabı savunacak kitap holiganları varsa, antitezlerini de beraberinde getirip saygılı bir üslupla yorum yapabilirler.
  • zeyneb paylaştı.
    336 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bu kitabın tüm tarihi detaylarını dönemlere benden daha çok ilgili okurlara bırakıyor ve ben kurmacanın peşine takılmayı seçiyorum.

    Birçok bölümden oluşan kitap, tarih boyunca adını çok sık duyduğumuz olayları defalarca okuduğumuz Osmanlı tarihi bölümlerini konuk ediyor.

    Yeniçeri Ocağı'nın kuruluş mahiyeti, zamanla geçirdiği değişim, zamanla var olan algının nasılda değiştiği aslında tüm sistemlerin zaman içinde nasıl değişim yaşayacaklarının da bir göstergesi gibi.

    Nihade: Farsça kökenli 'bırakılmış' anlamına gelen bir kelime. Buhurdana saklanmış filbahri kokusunun kadın silüetiyle dünyaya nazar etmesiyle karşımıza çıkıyor Nihade. Gece kadar karanlık olması bir kokudan vücut bulmasının sonucu olsa gerek. Çünkü bir koku her şeyi yapabilir. Zamanı ve mekanı yoktur, yayılır, akla kazınır. Koku filbahriyse eğer kendini Nihade olarak gösterdiğinde gelmiş geçmiş tüm zamanlar tek bir anda yaşanır. Geçmişe bakmasan bugünü, yarını düşlemesen kendini bulamazsın. Bu yüzden isim önemlidir, ismin taşıdığı anlam önemlidir, koku önemlidir.

    Nihade'nin açtığı geçmiş gelecek tüm kapıları bugünde yaşarken bakıyor kitap haklı denilen, yüz dönülen devirlere, bozulmayı da sorguluyor, ödenen bedelleri de. Bir zaman yine buhurdan açılır, olur da bir filbahri kokusu sararsa ortalığı belki bugünler geçmiş olduğunda yine bakacak geçmişe birileri, bugünün haklıları haksız, yalnızları kalabalıklaşacak ve belki içten mi olur ilk bozulma yoksa ilk çatlak darbesi dışardan mı gelir tartışmaları aynı yerden cevap bulacak. Belki her çöküş bir öncekinin tekrarı ve her ders sen öğrenene kadar devam edecektir.

    Anlatımların havasına çok uyan bir dili var ancak ağır ilerliyor. Tarih, geçmişe nasıl bakılsının anahtarını sunar bize ve ben burada o anahtarın okura verildiğini hissettim ve tarih kabul edelim ya da etmeyelim belki az belki çok hikayelerden oluşur çünkü insanoğlu hikayeye tutunur, bir hikayesi olsun ister.

    İsme cisimden çok, anlama görünenden fazla anlam yüklemeye dönük hikayelerin kitabı.

    Keyifle...
  • Bugün Kelimeler ve Şeyler'de sohbetin konusu Ismet Özel.

    Kaçmaz, kaçırmayın bence. :)

    https://twitter.com/...243034304638978?s=19
  • 158 syf.
    ·2 günde
  • zeyneb paylaştı.
    442 syf.
    ·Puan vermedi
    Öncelikle madem bu incelemeye denk geldiniz, kitap hakkında sahip olabileceğiniz bir önyargıyı bertaraf edeyim: Kitabın ismi Kolera Günlerinde Aşk, Korona Günlerinde Aşk değil. 2020 malum, Korona Günlerinde Aşk esprileriyle geçti. Ben de 2020'de nişanlanmış biri olarak bu espriyi yaptım tabii. Tüm bu şaka dalgası, kitabın, "salgın döneminde evlenemeyip birbirlerini elli küsür yıl bekleyen aşıklar" hakkındaymış gibi algılanmasına yol açtı. Ya da, bilmiyorum, ben öyle sanıyordum. Ama sonra kitabı okursanız -ki okumaMAnızı tavsiye edeceğim az aşağıda- koleradan bile doğru dürüst bir bahis açılmadığını göreceksiniz. Kitabın Vikipedi sayfasında da bulabileceğiniz üzere, kitap ismindeki "Kolera" kelimesi, aynı zamanda İspanyolca'da tutku kelimesini "dişil" açıdan karşılayan bir kelime. Ve aslında kitapta işlenen de, tutkunun aşk ile ilişkisi. Kitaptaki doktorun kolera salgınını bitirmesi de aslında eşinin tutkusunu bitirmesiyle beraber ilerliyor filan. Yani kitabı büyük bir salgın altında canları dahi emniyette olmayan insanların aşk hikayesi olarak düşünmeyin. Hatta hazır düşünmüyorken, düşünmeyecekleriniz listesine kitabı da ekleyin. Malumunuz ki edebiyat kelimesinin kökü Arapça'da "adb"dır, bildiğimiz adap yani, hani aynı zamanda görgü dediğimiz, terbiye diyebileceğimiz adap. Yani nedir, edebiyat dediğimiz şey insana bir görgü, bir terbiye katmalıdır. Müslümanca bakacak olursak da bizi daha iyi bir Müslüman yapabilmelidir. "Edebiyat" kavramıyla diğer çoğu dilden ayrışırız, zira belli başlı yabancı dillerde edebiyatın karşılığı olarak "literature" ve benzerlerini buluruz ki, bunun karşılığı Türkçe'de yazın kelimesidir. Yazın kelimesi, sadece yazılı olmaklığı içinde barındırır, bu da demektir ki bu romanı yazınsal açıdan değerlendirirsek hakkında iyi şeyler veya kötü şeyler söyleyebiliriz. Ama edebî olarak değerlendirirsek, söyleyeceğimiz tek kelime vardır: Müstehcen. Evet, bu tartışmayı açmak isterdim ama açmayacağım. Açtıkça vaktinize yazık edeceğim zira. Ama bu noktada kendime -belki sizin de sormanız gerekebilecek- bir soru sormam lazım elbette: Yüzyıllık Yalnızlık'ı neden çok beğendim o zaman? Onda da müstehcenlik yok muydu? Evet, onda da vardı; ama buradaki gibi eserin merkezinde değil, kıyısındaydı ve çok daha kısıtlıydı (En azından hatırımda kaldığı kadarıyla). Onun da bir sorun teşkil ettiğini reddetmiyorum; ama galiba herkesin kırmızı bir çizgi çektiği ve bu edebiyat değil dediği bir yer var. Benim çizdiğim sınırlarda Yüzyıllık Yalnızlık ucundan "değerlendirilebilir" kategoriye girerken, Kolera Günlerinde Aşk fazlasıyla uzakta kalıyor. Okumamanızı şiddetle tavsiye ederim.

    Cahit Zarifoğlu'nun Yaşamak'ından şu alıntıyla kapatmak gerek: "Evet sanat ve şeriat noktasına geldik. Açık iki kapı. Sanat bu iki kapıdan aynı anda geçebiliyorsa sanattır bizim için. Başka türlüsü de sanattır belki ama onların sanatıdır o. Bizce makbul olamaz. Onlar guddelerin marifetlerini çok sanatkârane anlatabilirler meselâ. Demek ki şeriata uygun sanat ve şeriata uygun eleştiridir aslolan."
okuduğum her kitapta resmen şahayane bir dünyaya ışınlanıyorum.
784 okur puanı
10 Kas 2017 tarihinde katıldı.
2020
45/70
65%
45 kitap
9bin sayfa
2 inceleme
400 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.

Okuduğu kitaplar 362 kitap

  • Taaşşuk-ı Tal'at ve Fitnat
  • Kırmızı Eğrelti Otunun Büyüdüğü Yer
  • Senin Suçun Değil
  • Avarelik Görgüsü
  • Ağ
  • Companero Rosita
  • Diriliş Neslinin Amentüsü
  • Yeryüzü Blues
  • Atları Uçuruma Sürmek
  • Yüzümün Çocukluğu
Okur takip önerileri
Daha fazla