Kitapta yer alan hikayelerin sonları her ne kadar okuyucunun hayal gücüne bırakılmış olsa da aslında hikayelerin nasıl bittiğinin pek bir önemi kalmıyor. Çünkü yazar, bizi sonuca değil sürecin düşündürdüklerine odaklıyor.
Her bir hikaye okuru derin bir sorgulamaya iterek yazarın vermek istediği mesajın peşine düşürürken; bana sık sık ata sözlerimizi ve günümüzde hak ettiği değeri görmeyen toplumsal değerlerimizi düşündürdü. Yazarın sade ve akıcı dili sayesinde bir solukta biten kitaptaki favori hikayelerim şunlar oldu ya da hepsi oldu :)
"Ormanda" kitapta en beğendiğim hikaye bu oldu. Herkesin, ormanda ölü bulunan bir adamın ardından, "aslında ben öldürdüm" diye düşündüğü bir cinayeti konu alarak yazar suçluluk psikolojisini ve kolektif vicdanı harika işlemiş.
"Ejderha" hikayesinde uydurulan bir yalana yalanı söyleyen kişinin zamanla kendisinin bile inanmasını ve bu inancın bir kehanet gibi gerçekleşmesini konu alıyor. Bu yönüyle hikayenin algıların gerçeği nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı bir örnek sunduğunu söyleyebiliriz.
Kitaba adını veren hikaye ise "Raşomon", hayatın tamamen özgür seçimlerimize bağlı olduğu yanılgısını yıkıyor. Bazı anların bizi 'zorunlu tercihlere' ittiğini; kötülüğün bir seçimden ziyade, hayatta kalma şartlarının getirdiği bir mecburiyet olabileceğini sarsıcı bir bakış açısıyla sunan bir hikaye.
"Ah Çorba" hikayesi ise, bir tutkunun peşinden giden adamın ona ulaştığı an yaşadığı hayal kırıklığına şahit oluyoruz. Adam nihayet amacına ulaştığında, aslında hayal kurma sürecinin kendisine yettiğini acı bir şekilde fark ediyor. Tutkunun gerçeğe dönmesi ile hayalinin ölmesini konu alan bu hikayede bazen ulaşmanın değil, sadece hayal etmenin başlı başına bir mutluluk kaynağı olduğu hatırlatılıyor.
Genel olarak yazar, karmaşık insan psikolojisini ve etik ikilemleri oldukça duru bir dille anlatmayı başarmış. Hikayelerin ucu açık olsa da zihinde bıraktığı etki tartışılmaz.