İlyada, ah! Homeros'un, mutfaktaki o harikulade şefin, bize sunduğu eser.
Benim manzum olarak okuduğum ilk eser. Yunan dünyasının hatta destan anlatımının göz bebeği. Peki ne anlatıyor Mustafa bu eser?
Aşil, Paris, Helen ya da Hektor! Bu isimler size bir şey çağrıştırıyor mu ? Ya da erkeklerin YouTube'dan tanıdığı "Sarıların Sülo" . İşte tüm bunlar yıllar yıllar önce efsane olarak halkın kulağına çalınan Troy(Truva) savaşının efsanesinin çağrışımları. Halkın malı olmuş bu efsaneler de bu topraklardan çıkmış bir ozan olan Homeros'un eseriyle kallavi bir kale haline geliyor.
Başta dedik ya yemek diye. Hakikaten lezzetli bir yemek. Çünkü bu eseri hatırlayınca acıktığımdaki ağız sulanmasını şakasız bir şekilde fizyolojik bir gerçeklikte yaşıyorum. Sebebi de Homeros'un kullandığı dil. Hepsinden önce Azra Erhat'a parantez açıp ilerlemek istiyorum. Eser öncesinde kıymetli bilgileriyle sizi öyle bir aydınlatıyor ki ilk defa ön sözü neden okumak gerektiğini fark ettiriyor. Ruhu şad olsun. Kapatıyoruz parantezi. Ozanımız, ozanların temsilcisi "Musalara" seslendiğinde tüm o lezzetli yemeğin servisi başlıyor. Gelin biz de olayı en kısa şekliyle anlatalım.
Güzeller güzeli Akha(Yunan) dünyasının Helen'i, kocası Sparta Kralı Menelaos'tan kaçıyor. Tek başına mı hayır, tabii ki. Diplomatik ziyarete gelen Truva(Anadolu) kralının oğlu, sağlam okçu Paris, kızımıza vuruluyor ve onu yuvasına -bugünkü Çanakkale sınırılarına- Truva'ya kaçırıyor. Truva tanrıların da koruduğu bazen de cezalandırdığı, sağlam surlarla çevrili bir şehir. Kral Priamos ise kentin yöneticisi. İki de oğlu var. Hektor- yaman mı yaman- ve Paris. İşte bu olay iki medeniyeti- Anadolu ve Yunan- karşı karşıya getiriyor. Nice yiğitler, sonradan pişman olacak Helen'in acizliğine, Paris'in uçkur düşkünlüğüne ama asıl sebep olarak Zeus'un oyunlarına kurban gidiyor. Spoilersiz bir şekilde burada duruyoruz. Kısaca bize kadim bir efsaneyi anlatıyor. Peki nasıl?
Homeros, günün başlangıcını veya doğa olaylarını her seferinde aynı görkemli ifadelerle betimliyor:
-"Gül parmaklı Şafak": (Eos için kullanılır) Güneşin doğuşundaki pembe ışıkları parmaklara benzetir.
-"Şarap rengi deniz": Denizin karanlık ve derin mavisini anlatmak için kullanılır.
-"Yıldızlarla süslü gökyüzü": Gece sahnelerinin vazgeçilmezidir.
Tanrılara Özgü Sıfatlar (Epitetler) kullanıyor.
-Bulutları devşiren Zeus: Gök gürültüsü ve fırtına tanrısı olduğunu hatırlatır.
-Ak kollu Hera: Güzelliğini ve asaletini vurgular.
-Gök gözlü Athena: Bilgeliğini ve keskin bakışlarını simgeler.
-Gümüş yaylı Apollon: Okçuluğuna atıfta bulunur.
-Yeri sarsan Poseidon: Depremlerin ve denizin efendisi olduğunu belirtir.
Kahramanların her biri bir "etiketle" dolaşıyor.
Hızlı ayaklı Akhilleus: Savaş meydanındaki süratiyle bilinir.
Miğferi ışıldayan Hektor: Troya’nın parlayan savunucusu.
Halkların çobanı Agamemnon: Kralın halkı üzerindeki koruyucu rolünü anlatır.
Çok yönlü / Kurnaz Odysseus: Zekasını ön plana çıkarır.
Bitiyor mu ? Hayır, tanrıları o kadar insani özelliklere sunuyor ki gülüyorsunuz. Misal: Eşini sinirlenip döven, oğlunu ise aşağı atan Zeus. İçip gelmiş, kötü karakter bir babanın yapacaklarını anımsatıyor. İki karakter savaşırken bir bakıyorsunuz tanrılar işin içine giriyor hatta yara dahi alıyorlar. Ve bu mit dünyası ile gerçekliği öyle bir harmanlıyor ki mite mükemmel bir sos gözüyle bakıyorsunuz.
İşte değerli okurlar. Bu saydıklarım öyle bir yapı olarak karşınıza çıkıyor ki etkileniyorsunuz. Bu kendine has homerik üslup sizi kendinizden geçiriyor ve iştahla yemeğe saldırmanızı sağlıyor. Ne diyelim: Afiyet Olsun!