İlyada

8,7/10  (99 Oy) · 
388 okunma  · 
99 beğeni  · 
3.242 gösterim
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası’nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her tür bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi basarmıştır. En ünlü Antik Yunan destanı olan İlyada’da dokuz yıldır süren Troya Savaşı’nın elli bir günlük bir kısmı anlatılır. İlyada dünya edebiyatının temel taşlarından biri olduğu kadar, konu ettiği döneme ışık tutan en gerçekçi eserdir. Bu eşsiz destan Antik Yunan’da neredeyse bir kutsal kitap sayılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Azra Erhat - A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Kültür Yayınları’nca dört cilt olarak yayımlanan İlyada 50 yıl sonra Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yerini alıyor.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2014
  • Sayfa Sayısı:
    621
  • ISBN:
    9786053321040
  • Çeviri:
    A.Kadir Bilgin, Azra Erhat
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Kitabın Türü:
Serpil Ağ 
 28 Ara 2016 · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 10/10 puan

Değerli okur arkadaşlarım İlyada'yı okumama vesile olan, Hakan Bey'e çok teşekkür ederim. Ayrıca kusursuz tercümesiyle İlyada'yı biz okurlara armağan eden, Azra Erhat'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Mitoloji nedir? Mitoloji kelimesi, Yunanca " Mythos " (Masal-Hikâye) ve " Logos " (Söz) kelimelerinden oluşmaktadır. İnsanoğlu yaşamı boyunca anlayamadığı ve sonuca varamadığı olayları, kendince bir tanrıya atfederek dini açıklamalar nezdinde cevaplamıştır. Dile dökülen bu açıklamalar da, zamanla nesilden nesile aktarılarak mit olarak tanımlanmıştır. Kısaca bir mit, yaşamın neden ve nasıl var olduğunu anlatan tanrısal bir öyküdür. İmgelem ürünü olan mitler, estetiksel bir şekilde anlatılan öykülerdir. Ama bazen hakikatlere de dem vurdukları kanıtlanmıştır. Mesela İlyada'da bahsedilen Troya Savaşı'nın, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

İ.Ö. 700 yılında Homeros adlı bir ozan , Yunan mit hazinesinin temel taşı olan İlyada'da Troya Savaşı'nın son dokuz gününü şiirsel bir anlatımla işlemiştir. Azra Erhat'ın değindiği açıklamalar ışığında, Homeros'un İlyada'yı Troya Savaşı'ndan 500 yıl sonra, Yunanlılar adına dile döktüğünü öğrenmekteyiz. Homeros hakkında yeterli bir bilgiye ulaşılamamasına rağmen, insanoğlunun ortak bir muhakemeye vardığı tek nokta İlyada ve Odysseia adlı eserlerin Homeros'a ait olduğu gerçeğidir. Ayrıca Azra Erhat'ın edinmiş olduğu tarihi bulgular ışığında, Homeros'un Yunanlı olmasına rağmen, Anadolu'nun Girit uygarlığı içinde yetişmiş İzmir'li bir ozan olduğu da su götürmez bir hakikattir.

İlyada ve Odysseia destanları günümüze kadar, varlığını koruyabilmiş harika şaheserlerdir. İlyada'nın Yunan Devletleri arasında bir çeşit kutsal kitap gibi, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına müracaat etmeleri eserin günümüze kadar gelebilmesini okura kanıtlar nitelikte. İlyada'da her ne kadar savaşın son dokuz günü okuyucuya aksettirilse de muhteviyatında din, politika, askerlik, gemicilik yada hekimlik ile alakalı bilgiler de barındırmaktadır.

Kahramanların fiziksel özelliklerinden ziyade, manevi hissiyatlarına da ayrıntılı bir anlatımla değinilmiş. Homeros günlük yaşam mücadelesini betimlerken, anlatımını doğada yaşanmış öykülerle pekiştirerek olayı aktarması tek kelimeyle muhteşem. Öyle ki bir bakıyorsunuz Olympos'ta tanrıların dünyasındasınız, sonra bir bakıyorsunuz insanların dünyasına dalmışsınız. Homeros zaman ve mekanda sıçramalarla olayı öyle bir aktarmış ki, bu da okuyucuyu edilgen konumdan kurtarmış. Destan da nazarımdan kaçmayan bir önemli noktada, tanışıklığın ne kadar çok önem arz ettiği meselesine değinilmesidir. Demek ki, atalarımız boşuna söylememişler. " Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. " diye.

Troya Savaşı'nın müsebbibi Helen olsa da, tanrıçaların türlü desiselerle insanoğlunun aklını çelerek, savaşın seyrinde önemli rol oynadıklarına değinmek isterim. Maalesef tarih boyunca kadın; insan neslinin devamını sağlayan bir tarla, kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, ve eşya gibi alınıp satılan bir köle ve bir hizmetçi olarak karşımıza çıkar. Kadının bir tanrıça, uğrunda savaşlar yapılan vaz geçilmez bir sevgili olma durumuna genellikle masallarda , efsanelerde yada destanlarda rastlarız.

Sevgili okurlar Helen'e sahip olabilmek adına, tarafların giriştiği kanlı mücadeleye adını veren Troya Savaşı'nın yansıtıldığı bu değerli şaheseri okumalısınız...

Zafer K. 
 17 Ara 2016 · Kitabı okudu · 20 günde · 10/10 puan

Homeros’un İliyada ’sı her nekadar Truva Şavaşının bir kesiti olarak bilinse de ,savaşı anlatmanın ötesinde çok büyük hazineler barındırır bana göre. Yaklaşık 2700 yıllık tarihiyle ,antik çağlardaki Anadolu ve Yunanistan’ın coğrafi özelliklerine ve o bölgelerde yaşayan halkların sosyolojik bakımdan neredeyse bütün yönlerine ışık tutuyor.Bölgenin doğal güzelliklerinden ,şehirlerin mimari yapısına,din olgusu ve inanış biçimlerinden ,doğanın bütün güçlerinini simgeleyen tanrılarla olan ilişkilere,siyasal yapıya,aile düzenine,ticarete,madenciliğe,giyim kuşama,siahların özelliklerine,ölçü birimlerine ve daha birçok konuya dair bilgi içeren,herbir konu üzerine uzun uzun araştırmalar yapmaya değecek bir hazineden bahsediyorum.

Kitapta yer verilmemiş olsa da ,İlyada destanına konusunu veren Truva Savaşı’nın asıl başlangıç nedeninin Üç tanrıça Hera, Aphrodite ve Athena’nın birbirleri arasındaki güzellik yarışı olduğu rivayet ediliyor. Akhilleus’ un annesi Thetis’in düğününde, Kavga tanrısı Eris’in, üzerinde “en güzel tanrıçaya” yazan altın bir elmayı masaya bırakmasıyla ,en güzel tanrıçanın kim olduğu konusunda bir tartışma başlar ve Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’e sormaya karar verilir.Herbiri Paris’in kendisini seçmesi için ona armağanlar önerir. Aphrodite ise güzelliği dillere destan ve İliyada'da adı geçen tek ölümlü kadın Helene 'i vaadeder.Ve tabi Paris bir erkekten bekleneni yaparak Aphrodite’ yi seçer.Ve Aphrodite vaadini yerine getirerek, Paris’i dünyanın en güzel kadını Helene ile ödüllendirir. Fakat Helene Akha kralı Menelaus’un karısıdır. Aphrodite insan üstü güçleriyle Helene’nin Paris'e aşık olmasını sağlar ve birlikte kaçmalarına yardım eder.Menelaus büyük bir ordu kurar ve yıllarca sürecek olan Truva savaşı başlar...

İliyada’da bu büyük savaş öylesine ustaca ve şiirsel bir dille anlatılır ki,sormayın... Troya savaşı sadece Kral Melenaus ve Kral Priamos’un savaşı olmakla kalmaz, aynı zamanda Tanrılar savaşına dönüşür. Hem çıkış noktasında , hem savaş sırasında hem de sonucunda kadınların rolü oldukça fazladır. Destanda tanrıçalar , istedikleri Kralın kazanması için her türlü entrikaya başvururlar.

Hemores’un anlattıklarından yola çıktığımızda Truva savası sırasında, hem Yunan Yarımadasnda hem de Anadoluda’ki toplumların Ataerkil bir yapıda olduğu sonucuna varabiliriz.Her ne kadar kadın esir edilen,kıralların ganimeti olarak gösterilse de diğer taraftan da bütün akışın belirleyicisidir.Daha açık bir ifadeyle; Tanrıların Kralı her he kadar Zeus olsa da,Zeus’un Krallarının da , Hera,Thethis veya diğer tanrıçalar olduğunu söylemek mümkün.

Bu durum aslında Miladdan önce 3000 li yıllarak kadar kadın egemen toplumların olduğunu iddia eden ve Anaerkil kavramını da Sosyal bilimler literatürüne sokan JJacob Bachoffen’in tezini doğruluyor olabilir.Bucho-fen tezinde ve daha sonra Marksist Literatürde İlkel-Komünal toplumlarda kadın egemen bir yapıdan bahsedilir.Daha sonra hayvancılığın keşfedilmesiyle kadın egemenliğinin sona erdiği iddia edilir.İlyada’nın konusunun geçtiği dönem,Anaerkil yapıdan ,Ataerkil bir bir toplum düzenine geçişin başlarına denk gelir.Destandaki kadınların bir yönüyle çok güçsüz gösterilmesine rağmen ,arka planda aslında sarsılmaz ve mutlak gücün sembolü gibi gösterilmesi bu nedenle olabilir mi ne dersiniz.

Kadın kavramı ne kadar güçsüz gösteriliyor ise İliyada’da ,erkek karakterlerde bir o kadar kudretli gösterilir.Başta Tanrıların Tanrısı Zeus olmak üzere tüm tanrılar ve Agamamnon,Akhileus,Hektor,Patroklos gibi karakterlerde güç ve kudreti temsil ederler.Bir karakter dışında .O karakter ise Odysseia’dır.Turuva Atı fikriyle savaşın kaderini değiştiren kurnazların en kurnazı Odysseia.Savaş biter ama Pesedion Odysseia’nın hikayesinin bitmesine izin vermez.
Şimdi Odysseai’nın yolculuğuna katılma zamanıdır...
Keyifli okumalar.

Bu ayki etkinliğimizin kitaplarından biriydi İlyada. Antik Çağ’dan günümüze ulaşmış en nadide eserlerden biri. Edebiyatın, yazılı tarihin başlangıcı niteliğinde bir eser. Homeros adında bir ozanın yazdığı söylense de yapılan araştırmalar, İlyada ve Odisseia’nın onlarca ozanın ortak ürünü olduğunu gösteriyor. Her kim yazdıysa iyi ki yazmış ve bu değerli eseri okuma fırsatı bulabilmişiz.
İlyada’yı okumaya başladığında insan birden afallıyor, nasıl bir deryanın içine düştüğüne şaşırıyor. Birisi sizi almış, uçsuz bucaksız bir denizin ortasına atmış gibi hissediyorsunuz. Yaptığınız ilk iş, Antik Yunan Çağı’nı araştırmak oluyor. Bunu yapmazsanız, okumalarınızın bir kısmı havada kalabiliyor. Çünkü İlyada çok büyük bir yazılı tarihin küçük bir kısmını oluşturuyor. Okuma esnasında bu durumu derinden hissedebiliyor insan. Ozanımızın hikayeyi anlatırken, olayları geçmiş olaylar ve kişilerle bağdaştırması da bunun en büyük kanıtı. Kim kimin oğlu, kim kiminle ne zaman kavga etmiş ya da evlenmiş gibi belirsizlikleri aştığınız anda karşınızda okuyabileceğiniz en iyi yazımlardan biri beliriyor.
Böyle bir eseri okurken neler hissettiğimi anlatabilmem olanaksız. Bunu içten söylüyorum. Bunaltıcı gündelik yaşamdan uzaklaşıp, kitabı okumaya başladığımda, kendimi büyük ve şaşalı bir dünyanın içinde buldum. Bir tarafta devasa dalgaların olduğu okyanuslar, bir tarafta büyük krallıklar, bir tarafta da tanrıların yaşadığı bir dünya… Derinlemesine detay içeren okumalar sayesinde insan bu farklı dünyaları zihninde canlandırabiliyor. Kuvvetli ve silahlı erkekler, uzun saçlı ve güzel kıyafetli kadınlar, kudretli tanrılar…
Hikayemiz böyle bir dünyada geçer. Tarihin en büyük savaşlarından birinin 51 günlük anlatısıdır İlyada. Zaten hepimizin bildiği hikayeyi burada anlatacak değilim, ben sadece okumam esnasında dikkatimi çeken birkaç noktaya değinmek istiyorum.
İlyada’nın yazımı şiirsel bir özellik taşıyor ama okuma esnasında bu özellik pek öne çıkmıyor. Düz yazının bütün lezzetini alabiliyor insan. Yani, İlyada şiirsel dille yazılmış, düz yazı lezzetinde bir yazımdır diyebiliriz. Kitap 24 bölümden ve yaklaşık 16000 dizeden oluşmaktadır. Her bir bölüm gidişatı daha da zevkli bir hale getiriyor. Bana göre kitabın temposu son bölümlere doğru inanılmaz derecede artıyor. En azından ben bazı bölümlerde kendimi savaşın tam ortasında buldum. Bu da anlatımın ne kadar etkili olduğunun göstergesi.
Ölümlü insanların savaşlarına ölümsüz tanrıların müdahaleleri de dikkatimi çeken bir diğer durum. Tanrılar açıkça taraf tutarak, savaşın gidişatına etki edebilmekte. Kitap iki ana dünya üzerine inşa edilmiş. Birisi ölümlü insanların yaşadığı dünya, diğeri ise ölümsüzlerin yaşadığı tanrılar dünyası. Destanın anlatımı da bu iki dünya arasında gidip geliyor. Tanrıların, yeryüzünde sevdiği ölümlülerle evlenmesi sonucu doğan yarı ölümlüler, tanrı değerinde olanlar gibi canlılar da kitaba farklı bir hava katmış. Gerçek ile mitler arasında gelip gidiyor insan.
Kitapta belki de en çok dikkatimi çeken şey benzetmeler oldu. Bazı zaman bir durumu betimlerken, doğadaki bir olaydan yararlanmış ozan. Birinin yürüyüşünü, buğday tanesinin rüzgarda süzülüşüne ya da bir ölümü, gündelik yaşamdaki bir duruma benzetmiş. Bu da kitabı, şimdiye kadar okuduğum kitaplardan ayırdı.
Kitabın başlangıcında verilen eşsiz bilgiler, kitabı okurken, okura oldukça faydalı olmuş. Azra Erhat’a, Türk Edebiyatı’na sağlamış olduğu katkıdan dolayı sonsuz saygılarımı iletiyorum. Okurken tarifi zor duygular yaşadığım İlyada’yı tekrardan bitirdiğim için mutlu olamıyorum. Böylesine büyük eserleri insan hayatında kaç defa okuyabiliyor ki…

Ahmet Y 
15 Ara 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Puan vermedi

Öncelikle Homeros okuma etkinliğini düzenleyen Hakan S. arkadaşımıza teşekkür ediyorum...
Kitabın başlarında çok zorlandım.Yüzlerce isim,yer ve olay kafamı aşırı derecede karıştırdı.Olay birliğini bir türlü oturtamadım ortalara gelene kadar.Mensur şiir tarzında yazılmış olması da okuma anlamında zorluk yaratıyordu.Onun dışında grip ve bu aralar zor bir dönemden geçmem de etkili olmuş olabilir.Bu bahaneler dışında mitolojinin babası olan bu eser,yazıldığı dönemin sosyolojik yapısı hakkında çok boyutlu bir inceleme olanağı sağladı bana.Zira erkek dilinin o dönemlerde daha da hakim olduğunu,kadınların o dönemlerde armağan olarak karşı taraflara sunulması,onların bir meta olarak görülmesi beni şaşırtmadı.Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kökenlerinin milattan öncelere dek dayandığı hepimizin malumu ama bu eser konuyu derinlemesine incelemek açısından büyük katkı sağladı.Onun dışında beden gücünün,dış güzellik algısının ve ölümden sonraki yaşamın,kısacası gerçekliğin ve metafizik olayların içiçe geçmişliği ilkel toplumların yaşayışları ve algıları hakkında bilgilendirdi.Bu eserin tarihi bir eser hüviyetine büründürülmesi muhtemelen bu sosyolojik olguları anlatmasındandır.

Onun dışında anlatımına bayıldım.Destansı dilin tüm özelliklerini böylesine arkaik bir eserde bu kadar dolu dolu göreceğimi hiç tahmin etmiyordum.Özellikle tüm tanrı ve insanlara birer,ikişer verilen sıfatlar,benzetmeler mükemmeldi.Karşılıklı konuşmalar,atışmalar,atıflar birer nutuk niteliğindeydi.Eseri okuyanlarda anlatım yeteğine büyük katkı sağlayacaktır.Ayrıca sabrederek kitabı bitirenlerde kitap okuma disiplini gelişecektir.Bu eseri okuyanın birçok eseri zorlanmadan okuyabileceğini düşünüyorum.

Savaş hakkında kendimi sürekli Akhalar ve Troyalıları tutmak arasında gidip gelirken buldum.Hektor'un kırılmaz inadı,Akilleus'un bitmeyen öfkesi ve cesareti beni en çok etkileyenlerdendi.Onun dışında İnek gözlü Here'ye aşık olmamak için kendimi zor tuttum,kurnazlığı beni bir hayli güldürdü :) Şimdilik düşüncelerim bunlar.Kitabı fırsat bulunca önsözü ve başka kaynaklardan araştırmalarla destekleyerek tekrar okuyacağım...

Etkinliğe birlikte başladığım diğer arkadaşlardan özür diliyorum ayrıca.Bu aralar halet-i ruhiyem pek iyi olmadığından ve sürekli şehir değiştirdiğimden,daha kısa kitaplara yönelip etkinliğin ikinci kısmı olan "Odysseia" adlı eseri bir süre erteleyeceğim.Okuyan herkese teşekkürler..Sağlıcakla...

Esther. Sema 
 16 Şub 12:37 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yunan Mitolojisinin muhteşem ötesi nadide eseri karşınızda...

O kadar eğlendim ki ben okurken, üstelik Efes Antik Kenti ve Efes Müzesi'ni gezdiyseniz ve bazı isimlerin heykelleri gözünüzün önünde canlanıyor ise değmeyin efendim keyfinize:)

Ana konumuz tabiki de Truva Savaşı...
Tanrı ve Tanrıçalarımız ile ölümlüler arası diyalogları, dolu dolu kıskançlıklar ve çatışmaları görüyoruz.

Üstelik Zeus babamızın da maşallahı var. Karısına bir ton laf sayar ve bir sürü de sevgilisi var. Örnek almayınız efendim!

Kadınlar! Sizler ise kadın tribini ve kıskançlıklarını örnek almayınız. Alınacak bir tarafı yok çünkü.

Bir ara düşündüm, dedim kim kimin çocuğu ne oluyor yahu Aşk-Memnu mu yaşanıyor? Ama sonra kitabın sonunda yer alan açıklamada bu korkum giderildi. Kimin çocuğu kimden anlaşılmış oldu.

Hırslı, savaşçı ve alçak Ares'e baya bir tepki var eserde. Haksız da değil hani...
Savaşımız Hektor ile Akhilleus arasında Hektorun ölümü ile son buluyor.

Herkesin okuması gereken ve keyifle okunulacak bir eser. Tabiki Yunan Mitolojisi sevmeyen kişiler hariç.
Sevgilerle kitaptaşlar...

ahmet Karakuzulu 
01 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İlyada destanında, akaylılarla troyalıların arasındaki savaş gerçekte tanrıların savaşı. Göklerin tanrısı Zeus, troyalıların kazanmasını isterken, eşi Here ve deniz tanrısı posedion akaylıların kazanmasını istiyor. Tipik bir "Filler kapışır, çimler ezilir " durumu:) İlyada destanı, okunması gereken önemli bir eser. Bunu okuyanların daha sonra Odessya destanıyla okumayı tamamlamasını öneririm.

mustafa tamer akder 
09 Nis 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir ihtiyarın sonuna daha geldik.(İhtiyarlarla ilgili muhabbete selam olsun. :D) Kitap içerisinde yunan tanrılarını olması benim için hoş bir sürpriz oldu. God Of War oyunun da baya pataklamıştım kendilerini. Birde yunan mitolojisi hoşuma gidiyor ve favori yunan tanrısı Athena benim için(Not=Bİlgelik tanrısını çok kaba gösterdiği için bir puan kırdım. :D). Ondan dolayı kitap daha çok efsane kısmına girmiş bence.
Dil bakımında bu zaman için kaba bir dil kullanmış ama yaşadığı çağa bakarsak bu konuda eleştirmek haksızlık olur. Kurgu bakımından güzel bir kitap. Truva filmini izledim ondan dolayı okumama gerek yok diyenler çok yanılır. Hector , Akhilleus , Agamemnon kişilik bakımından çok farklılar. Bu kitap o dönemde yaşayan insanlar açısından daha yakın. Bu kitapta okuma bakımından en büyük sıkıntısı çok fazla isim geçmesi. Bir süre sonra isimleri göz ucuyla okuma kısmına geçiyorsun. Birde şiirsel gibi yazılmış. Benim gibi düz yazı okumayı seven insanların zorlanacağını düşünüyorum.

Meşrebi Kalender 
21 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım.

Kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerekiyor.

Değilseniz, o zaman da narin vücudunuzda şöyle bir kombinasyon oluşturmak zorundasınız: Savaş filmlerinden hoşlanıyorken ( ama geometrik tahayyül gücüne sahip olarak. Eğer CV nizde bu zamana kadar bir dik indirip hipotenüsü bulamadıysanız savaş sahneleri kafanızda canlandıramazsınız. ) aynı zamanda da şiire göz kırpan ( burada o kadar seçici değiliz. Çiklet manisi fetişisti olsanız da yeter.) ortaya karışık bir halet-i ruhiyeye sahipseniz, ağzınızın suyu akmasa da damlar…

Pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar 16 bin dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı, dünya malına verilen önem, fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, “turistik” tur rehberini aratmayan 72 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Efsanelerin babasının, hem kendisi hem de yazdıkları hakkındaki efsaneleri; sonraki uygarlıkların oluşmasında nasıl büyük bir etkiye sahip olduğunu; günümüz sınırlarına göre yaşadığı yer hakkında Yunanistan ile aramızda anlaşmazlık olduğunu ( bir başka cacık mı cacıki mi paradoksu ) girişte göreceksiniz.

140 dizeden oluşan Han Duvarları şiirine uzun diyen beri gelsin, 16 bin dize sizi bekliyor.

Bu bir savaş destanı. Haliyle kitabın çok büyük bir bölümü savaş sahnelerinin anlatımıyla dolu. Herhangi bir savaş filmini düşünün , ağır çekimde bir bomba patlar ve seyirci en ufak bir toz zerresine kadar bir çok ayrıntıyı görür.

Kitapta da herhangi bir savaşçı öldüğünde, Bülent Kayabaş’ın vurulma sahnesi kadar uzun sürmese de, epey bir dize sonra ancak toprağa düşüyor. Tabi ki her savaşın olmazsa olmazı kopan kollar bacaklar, etrafa saçılan iç organlar, kan ve daha fazlası estetik (!) biçimde kitabımızda mevcut.

Ancak bu kadar fazla ayrıntı, detay anlatılması insanın aklına bir tek bir soruyu getiriyor: Yoksam Homeros dedem aslında Homeros ninem miydi?

Bu kadar detayı bir erkeğin hatırlayıp anlatması imkansız. Kesin herhalde galiba sanırsam, kadın olsa gerek. ( Böylece Homeros hakkında ben de bir efsane üretmiş oldum. )

Kız meselesinden lise önlerinde birbirleriyle kavga eden gençleri görüp “ ne oluyor bu gençliğe Mukadder Hanım!” diyen emekli amcam sana iyi bir haberim var: Binlerce yıl önce kız meselesi yüzünden binlerce yiğit ölürken, tanrılar bile kavgaya karışırken şimdi sadece birbirlerini baldırlarından bıçaklayan bir nesle sahibiz. Çağdaş medeniyet olmamıza çok az kaldı amcam!

Savaşçılar savaş esnasında ellerindeki silahlarını kaybettiklerinde “daş yok mu lağ daş” diyerek yerde taş arayıp düşmanlarına taş atmaya başlıyorlar.

Buradaki savaşın yıllar boyunca devam etmesinde modern silah eksikliğinin ( Atom bombasında gözleri yoktu… O ama gönül bu ya, bir kimyasal silahları olaydı… Bir Napalm bombasını fazla gören Tanrılar! Savaşçıların gözü toktu, hiç olmadı bir misket bombasına bile razıydılar… Ne yaparsın bu imkansızlığın gözü kör olsun. “Neden benim oğlumun flütü yok ulen! Kaç para bu flüt ulen” isyanı doluyor tüm vücuda…) dışında “tembellik” faktörü en iyi yardımcı oyuncu rolündeydi.

Okuduğunuzda siz de “ mesaili savaş mı olur kardeşim” diye haykıracaksınız. Ne zaman hava kararsa “ geceye de hakkını verelim” deyip herkes evine çekiliyor. Gündüzle beraber kartlarını turnikede okutup savaşa devam ediyorlar.

Bu da yetmezmiş mi gibi “Cenaze dolayısıyla kapalıyız” diye pankart asıp savaş ortasında 12 gün boyunca minik bir olimpiyat oyunları düzenliyorlar.

Kuzuların Sessizliği filminde sadece 16 dk sahnede görünüp en iyi erkek oyuncu oscarını alan Anthony Hopkins’e nispet edercesine; Aşil kitabın başında görünüyor, elinden “ganimeti” olan kızı aldılar diye küsüp savaşa katılmıyor ancak kitabın son 100 kusur sayfasında ortaya çıkıp noktayı da koyuyor.

Aşina olduğumuz Kul-Tanrı arasındaki alış-veriş’ e dayalı ilişki neredeyse kitabın her sayfasına sızmış. Ayrıca Tanrılar burada “ dış mihrak” rolünü üstlenip kendi çıkarları, egoları için iki tarafı da kullanıyorlar.

Tanrı ve Tanrıçalar nepotizmin, adam kayırmacılığın gözünü çıkarıyor. Savaşta sevdikleri veya akraba oldukları insanlara gelen okları, taşları, mızrakları hemen yanındaki savaşçıya doğru yöneltip kendi savaşçılarının hayatlarını kurtarıyorlar.

Diğer savaşçıya mı ne oluyor?

O da böyle bir sonla hayata veda ettiğinden, ismi dilden dile aktarılıyor, sonsuza kadar “ kötü kokulu yola giden Niyazus” olarak anılıyor.

Can yayınlarından çıkan bu kitapta, Azra Erhat ve A. Kadir çeviri konusunda farkını ortaya koymuşlar. Hem de okuma akışını bozacak not ve dipnotlarla kitabı doldurmak yerine destanda geçen isimlerde biraz daha detay bilgi isteyenler için kitabın sonuna güzel bir dizin koymuşlar. Bu dizinin bir diğer yararı günümüzde kullanılan bir çok terim ve markanın dayandığı isimleri keşfetmenizi sağlıyor.

Vur patlasın çal oynasın bir hayat süren, ensest ve karısını döven, tanrı olan ama adam olamayan Zeus da kimmiş?

Kaybedenin baştan belli olduğu bir savaşta, Mazlum Anadolu insanın yanında duran, babasına hiç çekmemiş, Apollon’a selam olsun.

Mahalle arası mobilyacı ismine benzeyen Akhalıların ve Anadolu kaplanı Troyalıların Helene için beraber söyledikleri türküyü aşağıya bıraktım, çıkarken alırsınız.

https://www.youtube.com/watch?v=OtauQQBSc3o

Halil Yavuz KAYA 
15 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Yıllardır Çanakkale de yaşayan kişi olarak Homeros un eserlerini okumak olmazdı. Uzun yıllar okuduğum bu kitap ; görevim gereği Truva Ören yeri kazıları ile yakından ilgilenmiş olmamdan dolayı da benim için daha da çekici hale gelmişti 1990 lı yılarda tekrar elime alıp okudum. Ayrıca Kaz Dağlarının Ayazma mevkii benim Kaymakamlığını da yaptığım Bayramiç ilçesi dahilinde idi ki Paris in Afrodit i güzellik kıralicesi seçtiği yerdir. Bunların dışında Truva savaşlarının yapıldı yerler... İşte bunlar beni kendine çeken etkenlerdi.
Truva kazılarını gerçekleştiren rahmetli Alfred Kolhman da aramız gayet iyi idi. sık sık ziyaretine
giderdim o da bana kazılar hakkında bilgiler verirdi. Kendisine biz "Osman" diye hitap ederdik Kendisi bu hitaptan son derece mutlu olurdu. Adına şimdi Çanakkale de kütüphane var. Kendisi kazılarında ilmi bilgilerinin yanında Homeros un Eserlerini de baz alırdı. B
bir gün bana "Halil bey buldum buldum O suyu buldum " demiş beni bir kovuğun içine götürmüştü " işte burada " demişti gerçekten yerden kaynayan bir su yatağı idi. O şu sonuca varmıştı ".- Truva bir Yunan medeniyeti değil, Anadolu Medeniyeti dir" Bu sonuç çok önemliydi...
Bu kitap ne zaman elimde olsa sanki Zeusu ,Parisi, Hektoru, Agamemnonu, Savaşların dışında sanki bugün yaşayan bize hayat dersi veren birer öğretmen gibi karşım da dururlar. "Oku, tarihi iyi bil, iyi tahlil et ki bir daha dünya savaşlarla anılmasın " diyorlar gibi gelir. Ben bakarım dünya coğrafyasına Maalesef kimse ders çıkartmamış. Hüzünlenir gömülürüm tekrar kitaplarımın içine.

Yasin YALÇIN 
22 Eki 2016 · Kitabı okudu · 43 günde · Beğendi · 7/10 puan

İlk olarak lisede edebiyat dersinde duymuştum bu kitabın, daha doğrusu destanın adını. "İlyada ve Odysseia," demişti hocamız, "Yunan edebiyatının iki temel taşıdır."
Gerçekten de öyledir. İlyada o kadar büyük ki, 2000 yıl önce yazılmış olmasına rağmen günümüze kadar ulaşmayı ve insanların gönüllerine dokunabilmeyi başarıyor, kendini okutturuyor, ismini duyuruyor.

Kitap esas itibariyle Akhalarla Truvalıların birbirleriyle kıyasıya savaştığı Truva Savaşı'nı anlatıyor. Bilenler bilir, Truva savaşı aslında 10 sene süren uzun bir savaştır ama bu kitapta savaşın sadece 51 gün süren kısmı
anlatılıyor. Savaşın başlangıcı ya da bitişi gösterilmiyor. Çünkü asıl amaç Truva Savaşı'nı anlatmak değil. Bu, büyük savaşçı Akhilleus'un ve Truva prensi Hector'un
destanı. Kitap Akhilleus'un onur payının elinden alınması yüzünden Kral Agamemnon'a kızması ve savaştan çekilmesiyle başlıyor. Buradan sonrasında Zeus Truvalılara destek vermeye başlıyor ve diğer tanrıların savaşa katılmasını yasaklıyor. Ve savaş Truvalıların lehine dönüyor. Kitapta anlatılmak istenilen en önemli şeylerden biri, aslında insanların değil tanrıların ne istediği, hangi tarafı desteklediği, kendilerine ne kadar tapınıldığı, kendilerine ne kadar adaklar kurban edildiği. Savaş buna göre şekil alıyor, yön değiştiriyor. Bir bakıyoruz Zeus Akhalara şimşekler yolluyor, bir bakıyoruz Athena Akhilleus'la çarpışması için Hector'u kandırıyor.

Güzeller güzeli Helene yüzünden çıkan bir savaş, Agamemnon'un Truva'ya hükmetme isteği ve savaşta ölenler, yaralanlar... Çevik ayaklı Akhilleus, oynak tolgalı Hector, ok akıllı Odysseus, bilge Nestor, Diomedes, Aineias, Patroklos, Aias ve daha niceleri. Hepsi ama hepsi, tanrıların ve kralların isteği doğrultusunda rüzgara kapılmış yaprak gibi hareket ediyorlar, büyük şehir Truva için.

3 /

Kitaptan 85 Alıntı

Serpil Ağ 
15 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Onsekizinci Bölüm
Ama yeter artık bunca öfke,
bırakalım geçmişi, olan oldu,
gemlemek zorundayız göğsümüzdeki yüreğimizi.

İlyada, Homeros (Sayfa 400 - TİMAŞ)İlyada, Homeros (Sayfa 400 - TİMAŞ)
Serpil Ağ 
15 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Onüçüncü Bölüm
Bir olmak yürek verir en korkak adamlara bile,
oysa biz savaşmışız en yiğitlere karşı.

İlyada, Homeros (Sayfa 277 - TİMAŞ)İlyada, Homeros (Sayfa 277 - TİMAŞ)
Serpil Ağ 
15 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Onyedinci Bölüm
Hey bahtı kara, ölüm aklına gelmiyor mu?
Oysa ölüm sana çok yakın.

İlyada, Homeros (Sayfa 374 - TİMAŞ)İlyada, Homeros (Sayfa 374 - TİMAŞ)
Serpil Ağ 
14 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Altıncı Bölüm
Hiçbir insan kaçamaz kaderinden,
ister korkak olsun, ister yürekli.

İlyada, Homeros (Sayfa 136 - TİMAŞ)İlyada, Homeros (Sayfa 136 - TİMAŞ)
Esther. Sema 
 15 Şub 21:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Afrodite bak sen !
- Beni kışkırtma öyle, arsız! Hem aklını başına topla, seni terketmiyeyim. Bugün seni ne kadar büyük bir his ile seviyorsam, o derece büyük bir kin ile senden nefret de edebilirim.

İlyada, Homeros (Sayfa 69 - Varlık Yayınları Şan 3)İlyada, Homeros (Sayfa 69 - Varlık Yayınları Şan 3)
Serpil Ağ 
25 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yirminci Bölüm
Dili oynaktır insanoğlunun,
söz tarlasında otlar durur,
ne söylersen onu alırsın geri.
İllaki kavga etmemiz mi gerek,
küfürler savurmamız mı gerek birbirimize,
yürek kemiren kavgaya tutuşmuş kadınlar gibi,
sokak ortasında öfkeyle birbirine çıkışan;
bir sürü gerçek söylerler, bir sürü de yalan,
yalanı da, gerçeği de öfkeleridir söyleten.

İlyada, Homeros (Sayfa 441 - Türkiye İş Bankası)İlyada, Homeros (Sayfa 441 - Türkiye İş Bankası)
Serpil Ağ 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İkinci Bölüm
Çırpınma öyle sersem, otur yerine,
başkalarının da sözüne kulak ver,
daha güçlüdür onlar senden.

İlyada, Homeros (Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası)İlyada, Homeros (Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası)
Serpil Ağ 
09 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Beşinci Bölüm
" Erkek olun dostlar, erkek olun,
bırakmayın karşı koyma gücünüzü,
çetin savaşlarda birbirinizi utandırın,
utanan insanlarda sağ kalanlar ölülerden çoktur,
kaçanlarınsa ne karşı koyma gücü kalır, ne ünü. "

İlyada, Homeros (Sayfa 104 - Türkiye İş Bankası)İlyada, Homeros (Sayfa 104 - Türkiye İş Bankası)

Önsöz- Sayfa 33
İlyada ve Odysseia gerçekçilikle örülmüş iki destandır. Canlandırıkları çağları aydınlatmak için onlardan daha aydın bir belge bulunamaz.

İlyada, Homeros (Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)İlyada, Homeros (Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Serpil Ağ 
07 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Dördüncü Bölüm
Karlar erir de seller nasıl akarsa dağlardan,
oyuk bir yarın dibinden kaynayan gür suları
iki dağ arasında birleşirlerse nasıl,
uzakta bir çoban uğultuları dinler hani;
işte girdi karıştı böylece
insanların korkuları, gürültüleri.

İlyada, Homeros (Sayfa 83 - Türkiye İş Bankası)İlyada, Homeros (Sayfa 83 - Türkiye İş Bankası)