Adı:
İlyada
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
621
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321040
Kitabın türü:
Çeviri:
A.Kadir Bilgin, Azra Erhat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Baskılar:
İlyada
İlyada
İlyada
İlyada
İliada
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası’nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her tür bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi basarmıştır. En ünlü Antik Yunan destanı olan İlyada’da dokuz yıldır süren Troya Savaşı’nın elli bir günlük bir kısmı anlatılır. İlyada dünya edebiyatının temel taşlarından biri olduğu kadar, konu ettiği döneme ışık tutan en gerçekçi eserdir. Bu eşsiz destan Antik Yunan’da neredeyse bir kutsal kitap sayılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Azra Erhat - A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Kültür Yayınları’nca dört cilt olarak yayımlanan İlyada 50 yıl sonra Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yerini alıyor.
Yüce İda dağından bir top ışık doğar
Sarı rubalı şafak, Okeanos'un akışlarından doğdu
Tanrıların kralı Yüce Zeus, yazdı tekmil canlıların kaderini
Doğdu dünyanın en üstün diyarında bu büyük destan
Adı şanlı kendi şanlı Homeros'un dilinden
Anlatıldı binlerce yıl önce

Şimdi ben de bu şiirsel destanı anlatacağım size
Homeros gibi değilse de
Verdim kendimi bu kutlu göreve
Anlayabilir okusa bilal oğlan bile.

Bir güzellik müsabakası ile başladı Truva'nın kaderi
Güzelliğiyle yarışan üç tanrıça ateşledi fitili
Tanrıların kralı Zeus'a çevrildi gözler
Öyle kurnazdı ki Zeus, işmar etti dağdaki çobanı
Versin dedi o yargıyı
Yarışanlar içinde ak kollu Here başta idi, hem Zeus'un kardeşi hem de sevgili eşi
Zeus'un kızı, aşk tanrıçası Aphrodite bir diğeri
Gök gözlü Athene'dir üçüncüsü, o da Zeus kızı idi.
Geldi birbiriyle güzellikte yarışan üç tanrıça
Seçilebilmekti niyetleri tanrıların en güzeli
Çalıştılar kandırmak için
Bu mal çoban Paris'i
Her biri şanlı ihtişamlı hediyeler sundu
Here; Avrupa Asya krallığı vadetti
Athene; Truvalıların tüm Yunanistan'ı almasına yardım edeceğini
Aphrodite de; dünyanın en güzel kadınını.
Bizim gerzek de elbette kadını seçti
Kaçırdı dünyalar güzeli Helen'i
Yalnız Helen karısıydı Menelaos'un,
O gür naralı Menelaos ki
Tanrıların kralı Agamemnon'un kardeşi.

Olymposlu Tanrı' nın keyfi gelir böylece
Ölümlülerle oynamak için
Ares'in kucağına atar onları
Patlar gürleyerek kanlı bir savaş
Süzülür parlak kanlı kargılar, vurduğu yeri parçalayan tolgalar,
parıl parıl zırhlar, göbekli kalkanlar...

Tanrılar da karışır ölümlülerin kavgasına
Tekmil tanrılar taraf tutar da
Gökyüzünden kana bulanır yeryüzü
Troya'yı savaşa sokan aşkı veren zalım tanrıça; Aphrodite
Akhalarin destekçisi, iç yakan Aphrodite'in dayakçısı; Athene
Troyalıların koruyucusu, av tanrıçası, Athene'den de nasibini alan; Artemis
Zeus'un kardeşi,Akhalılar'ı kışkırtan denizlerin tanrısı; Poseidon
Güç verir Troyalılar'a Güneşin efendisi; Apollon
Gözü yaşlıdır oğlunun kaderinden, Akhilleus'un anası, denizlerin tanrıçası; Thetis
Kin nefret içinde Troyalılara büyük Here
Yer altı ülkesinin tanrısı insafsız; Hades
Savaşın gerçek adı, öç mimari; Ares.

Bir yiğit çıkar Truva'dan
Ödlek, baş belası Paris'ten utanan
Zeus'un sevdiği tanrısal Hektor.
Hiçbir insan kaçamaz kaderinden
Ister korkak olsun ister yürekli
Hektor da kaçamadı kaderinden
Öfke dolu, savaştan, kan akıtmaktan başka bir meziyeti olmayan, kindar Akhilleus aldı canını
Her şafak söktüğünde
Sürükledi günlerce bedenini acımadan.

Akşam yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
Yıldızların en parlağı, en güzeli
Gösterdiğinde gökte kendini
Dünyaya bir büyük Homeros gelir
Homerosoğlu Yaşar Kemal derler ona
Unutturmaz yayar destanları tüm dünyaya.

Peki bu yazıyı yazan mı kim
Elifoğlan'dır namı.
Çağrıldı Olympos'a rüyasında bir gece
Fısıldadı ona Poseidon ile Thetis
Güç verdi yazsın bu satırları
Yaysın bu efsaneyi tekmil yurduna
Anlasınlar da yaşadıkları yerin şanını
Atmasınlar elindeki çöpü Kronos'un topraklarına.

Elifoğlan der bu savaşın
İler tutar yanı yok
Örnek alasın bu destanı
Yüce Zeus'un bile sevmediği
Ares'in peşinden gitmeyesin
Destana özeneceksen de yine
Özen şiirselliğine

Homeroskızı Elif.
Değerli okur arkadaşlarım İlyada'yı okumama vesile olan, Hakan Bey'e çok teşekkür ederim. Ayrıca kusursuz tercümesiyle İlyada'yı biz okurlara armağan eden, Azra Erhat'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Mitoloji nedir? Mitoloji kelimesi, Yunanca " Mythos " (Masal-Hikâye) ve " Logos " (Söz) kelimelerinden oluşmaktadır. İnsanoğlu yaşamı boyunca anlayamadığı ve sonuca varamadığı olayları, kendince bir tanrıya atfederek dini açıklamalar nezdinde cevaplamıştır. Dile dökülen bu açıklamalar da, zamanla nesilden nesile aktarılarak mit olarak tanımlanmıştır. Kısaca bir mit, yaşamın neden ve nasıl var olduğunu anlatan tanrısal bir öyküdür. İmgelem ürünü olan mitler estetiksel bir şekilde anlatılan öyküler olsa da, bazen hakikatlere de dem vurdukları kanıtlanmıştır. Mesela İlyada'da bahsedilen Troya Savaşı'nın, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

İ.Ö.700 yılında Homeros adlı bir ozan, Yunan mit hazinesinin temel taşı olan İlyada'da,Troya Savaşı'nın son dokuz gününü şiirsel bir anlatımla işlemiştir. Azra Erhat'ın değindiği açıklamalar ışığında, Homeros'un İlyada'yı Troya Savaşı'ndan 500 yıl sonra, Yunanlılar adına dile döktüğünü öğrenmekteyiz. Homeros hakkında yeterli bir bilgiye ulaşılamamasına rağmen, insanoğlunun ortak bir muhakemeye vardığı tek nokta İlyada ve Odysseia adlı eserlerin Homeros'a ait olduğu gerçeğidir. Ayrıca Azra Erhat'ın edinmiş olduğu tarihi bulgular ışığında, Homeros'un Yunanlı olmasına rağmen, Anadolu'nun Girit uygarlığı içinde yetişmiş İzmir'li bir ozan olduğu da su götürmez bir hakikattir.

İlyada ve Odysseia destanları günümüze kadar, varlığını koruyabilmiş harika şaheserlerdir. İlyada'nın Yunan Devletleri arasında bir çeşit kutsal kitap gibi, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına müracaat etmeleri eserin günümüze kadar gelebilmesini okura kanıtlar nitelikte. İlyada'da her ne kadar savaşın son dokuz günü okuyucuya aksettirilse de muhteviyatında din, politika, askerlik, gemicilik yada hekimlik ile alakalı bilgiler de barındırmaktadır.

Kahramanların fiziksel özelliklerinden ziyade, manevi hissiyatlarına da ayrıntılı bir anlatımla değinilmiş. Homeros günlük yaşam mücadelesini betimlerken, anlatımını doğada yaşanmış öykülerle pekiştirerek olayı aktarması tek kelimeyle muhteşem. Öyle ki bir bakıyorsunuz Olympos'ta tanrıların dünyasındasınız, sonra bir bakıyorsunuz insanların dünyasına dalmışsınız. Homeros zaman ve mekanda sıçramalarla olayı öyle bir aktarmış ki, bu da okuyucuyu edilgen konumdan kurtarmış. Destan da nazarımdan kaçmayan bir önemli noktada, tanışıklığın ne kadar çok önem arz ettiği meselesine değinilmesidir. Demek ki, atalarımız boşuna söylememişler. " Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. " diye.

Troya Savaşı'nın müsebbibi Helen olsa da, tanrıçaların türlü desiselerle insanoğlunun aklını çelerek, savaşın seyrinde önemli rol oynadıklarına değinmek isterim. Maalesef tarih boyunca kadın; insan neslinin devamını sağlayan bir tarla, kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, ve eşya gibi alınıp satılan bir köle ve bir hizmetçi olarak karşımıza çıkar. Kadının bir tanrıça, uğrunda savaşlar yapılan vaz geçilmez bir sevgili olma durumuna genellikle masallarda , efsanelerde yada destanlarda rastlarız.

Sevgili okurlar Helen'e sahip olabilmek adına, tarafların giriştiği kanlı mücadeleye adını veren Troya Savaşı'nın yansıtıldığı bu değerli şaheseri okumalısınız...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.265 Oy)19.014 beğeni43.245 okunma2.953 alıntı182.373 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.527 Oy)8.808 beğeni28.613 okunma843 alıntı139.187 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.451 Oy)7.855 beğeni21.319 okunma3.962 alıntı128.836 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.686 Oy)13.379 beğeni34.437 okunma3.358 alıntı145.602 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.874 Oy)8.826 beğeni26.267 okunma2.653 alıntı114.276 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.641 Oy)5.745 beğeni19.606 okunma835 alıntı100.785 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.992 Oy)6.337 beğeni16.754 okunma2.881 alıntı85.811 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.426 Oy)8.002 beğeni22.704 okunma825 alıntı89.388 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.548 Oy)9.052 beğeni25.267 okunma1.558 alıntı126.006 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.245 Oy)9.216 beğeni25.523 okunma1.780 alıntı118.233 gösterim
Homeros’un İliyada ’sı her nekadar Truva Şavaşının bir kesiti olarak bilinse de ,savaşı anlatmanın ötesinde çok büyük hazineler barındırır bana göre. Yaklaşık 2700 yıllık tarihiyle ,antik çağlardaki Anadolu ve Yunanistan’ın coğrafi özelliklerine ve o bölgelerde yaşayan halkların sosyolojik bakımdan neredeyse bütün yönlerine ışık tutuyor.Bölgenin doğal güzelliklerinden ,şehirlerin mimari yapısına,din olgusu ve inanış biçimlerinden ,doğanın bütün güçlerinini simgeleyen tanrılarla olan ilişkilere,siyasal yapıya,aile düzenine,ticarete,madenciliğe,giyim kuşama,siahların özelliklerine,ölçü birimlerine ve daha birçok konuya dair bilgi içeren,herbir konu üzerine uzun uzun araştırmalar yapmaya değecek bir hazineden bahsediyorum.

Kitapta yer verilmemiş olsa da ,İlyada destanına konusunu veren Truva Savaşı’nın asıl başlangıç nedeninin Üç tanrıça Hera, Aphrodite ve Athena’nın birbirleri arasındaki güzellik yarışı olduğu rivayet ediliyor. Akhilleus’ un annesi Thetis’in düğününde, Kavga tanrısı Eris’in, üzerinde “en güzel tanrıçaya” yazan altın bir elmayı masaya bırakmasıyla ,en güzel tanrıçanın kim olduğu konusunda bir tartışma başlar ve Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’e sormaya karar verilir.Herbiri Paris’in kendisini seçmesi için ona armağanlar önerir. Aphrodite ise güzelliği dillere destan ve İliyada'da adı geçen tek ölümlü kadın Helene 'i vaadeder.Ve tabi Paris bir erkekten bekleneni yaparak Aphrodite’ yi seçer.Ve Aphrodite vaadini yerine getirerek, Paris’i dünyanın en güzel kadını Helene ile ödüllendirir. Fakat Helene Akha kralı Menelaus’un karısıdır. Aphrodite insan üstü güçleriyle Helene’nin Paris'e aşık olmasını sağlar ve birlikte kaçmalarına yardım eder.Menelaus büyük bir ordu kurar ve yıllarca sürecek olan Truva savaşı başlar...

İliyada’da bu büyük savaş öylesine ustaca ve şiirsel bir dille anlatılır ki,sormayın... Troya savaşı sadece Kral Melenaus ve Kral Priamos’un savaşı olmakla kalmaz, aynı zamanda Tanrılar savaşına dönüşür. Hem çıkış noktasında , hem savaş sırasında hem de sonucunda kadınların rolü oldukça fazladır. Destanda tanrıçalar , istedikleri Kralın kazanması için her türlü entrikaya başvururlar.

Hemores’un anlattıklarından yola çıktığımızda Truva savası sırasında, hem Yunan Yarımadasnda hem de Anadoluda’ki toplumların Ataerkil bir yapıda olduğu sonucuna varabiliriz.Her ne kadar kadın esir edilen,kıralların ganimeti olarak gösterilse de diğer taraftan da bütün akışın belirleyicisidir.Daha açık bir ifadeyle; Tanrıların Kralı her he kadar Zeus olsa da,Zeus’un Krallarının da , Hera,Thethis veya diğer tanrıçalar olduğunu söylemek mümkün.

Bu durum aslında Miladdan önce 3000 li yıllarak kadar kadın egemen toplumların olduğunu iddia eden ve Anaerkil kavramını da Sosyal bilimler literatürüne sokan JJacob Bachoffen’in tezini doğruluyor olabilir.Bucho-fen tezinde ve daha sonra Marksist Literatürde İlkel-Komünal toplumlarda kadın egemen bir yapıdan bahsedilir.Daha sonra hayvancılığın keşfedilmesiyle kadın egemenliğinin sona erdiği iddia edilir.İlyada’nın konusunun geçtiği dönem,Anaerkil yapıdan ,Ataerkil bir bir toplum düzenine geçişin başlarına denk gelir.Destandaki kadınların bir yönüyle çok güçsüz gösterilmesine rağmen ,arka planda aslında sarsılmaz ve mutlak gücün sembolü gibi gösterilmesi bu nedenle olabilir mi ne dersiniz.

Kadın kavramı ne kadar güçsüz gösteriliyor ise İliyada’da ,erkek karakterlerde bir o kadar kudretli gösterilir.Başta Tanrıların Tanrısı Zeus olmak üzere tüm tanrılar ve Agamamnon,Akhileus,Hektor,Patroklos gibi karakterlerde güç ve kudreti temsil ederler.Bir karakter dışında .O karakter ise Odysseia’dır.Turuva Atı fikriyle savaşın kaderini değiştiren kurnazların en kurnazı Odysseia.Savaş biter ama Pesedion Odysseia’nın hikayesinin bitmesine izin vermez.
Şimdi Odysseai’nın yolculuğuna katılma zamanıdır...
Keyifli okumalar.
Öncelikle Homeros okuma etkinliğini düzenleyen Hakan S. arkadaşımıza teşekkür ediyorum...
Kitabın başlarında çok zorlandım.Yüzlerce isim,yer ve olay kafamı aşırı derecede karıştırdı.Olay birliğini bir türlü oturtamadım ortalara gelene kadar.Mensur şiir tarzında yazılmış olması da okuma anlamında zorluk yaratıyordu.Onun dışında grip ve bu aralar zor bir dönemden geçmem de etkili olmuş olabilir.Bu bahaneler dışında mitolojinin babası olan bu eser,yazıldığı dönemin sosyolojik yapısı hakkında çok boyutlu bir inceleme olanağı sağladı bana.Zira erkek dilinin o dönemlerde daha da hakim olduğunu,kadınların o dönemlerde armağan olarak karşı taraflara sunulması,onların bir meta olarak görülmesi beni şaşırtmadı.Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kökenlerinin milattan öncelere dek dayandığı hepimizin malumu ama bu eser konuyu derinlemesine incelemek açısından büyük katkı sağladı.Onun dışında beden gücünün,dış güzellik algısının ve ölümden sonraki yaşamın,kısacası gerçekliğin ve metafizik olayların içiçe geçmişliği ilkel toplumların yaşayışları ve algıları hakkında bilgilendirdi.Bu eserin tarihi bir eser hüviyetine büründürülmesi muhtemelen bu sosyolojik olguları anlatmasındandır.

Onun dışında anlatımına bayıldım.Destansı dilin tüm özelliklerini böylesine arkaik bir eserde bu kadar dolu dolu göreceğimi hiç tahmin etmiyordum.Özellikle tüm tanrı ve insanlara birer,ikişer verilen sıfatlar,benzetmeler mükemmeldi.Karşılıklı konuşmalar,atışmalar,atıflar birer nutuk niteliğindeydi.Eseri okuyanlarda anlatım yeteğine büyük katkı sağlayacaktır.Ayrıca sabrederek kitabı bitirenlerde kitap okuma disiplini gelişecektir.Bu eseri okuyanın birçok eseri zorlanmadan okuyabileceğini düşünüyorum.

Savaş hakkında kendimi sürekli Akhalar ve Troyalıları tutmak arasında gidip gelirken buldum.Hektor'un kırılmaz inadı,Akilleus'un bitmeyen öfkesi ve cesareti beni en çok etkileyenlerdendi.Onun dışında İnek gözlü Here'ye aşık olmamak için kendimi zor tuttum,kurnazlığı beni bir hayli güldürdü :) Şimdilik düşüncelerim bunlar.Kitabı fırsat bulunca önsözü ve başka kaynaklardan araştırmalarla destekleyerek tekrar okuyacağım...

Etkinliğe birlikte başladığım diğer arkadaşlardan özür diliyorum ayrıca.Bu aralar halet-i ruhiyem pek iyi olmadığından ve sürekli şehir değiştirdiğimden,daha kısa kitaplara yönelip etkinliğin ikinci kısmı olan "Odysseia" adlı eseri bir süre erteleyeceğim.Okuyan herkese teşekkürler..Sağlıcakla...
Yunan Mitolojisinin muhteşem ötesi nadide eseri karşınızda...

O kadar eğlendim ki ben okurken, üstelik Efes Antik Kenti ve Efes Müzesi'ni gezdiyseniz ve bazı isimlerin heykelleri gözünüzün önünde canlanıyor ise değmeyin efendim keyfinize:)

Ana konumuz tabiki de Truva Savaşı...
Tanrı ve Tanrıçalarımız ile ölümlüler arası diyalogları, dolu dolu kıskançlıklar ve çatışmaları görüyoruz.

Üstelik Zeus babamızın da maşallahı var. Karısına bir ton laf sayar ve bir sürü de sevgilisi var. Örnek almayınız efendim!

Kadınlar! Sizler ise kadın tribini ve kıskançlıklarını örnek almayınız. Alınacak bir tarafı yok çünkü.

Bir ara düşündüm, dedim kim kimin çocuğu ne oluyor yahu Aşk-Memnu mu yaşanıyor? Ama sonra kitabın sonunda yer alan açıklamada bu korkum giderildi. Kimin çocuğu kimden anlaşılmış oldu.

Hırslı, savaşçı ve alçak Ares'e baya bir tepki var eserde. Haksız da değil hani...
Savaşımız Hektor ile Akhilleus arasında Hektorun ölümü ile son buluyor.

Herkesin okuması gereken ve keyifle okunulacak bir eser. Tabiki Yunan Mitolojisi sevmeyen kişiler hariç.
Sevgilerle kitaptaşlar...
İlyada destanında, akaylılarla troyalıların arasındaki savaş gerçekte tanrıların savaşı. Göklerin tanrısı Zeus, troyalıların kazanmasını isterken, eşi Here ve deniz tanrısı posedion akaylıların kazanmasını istiyor. Tipik bir "Filler kapışır, çimler ezilir " durumu:) İlyada destanı, okunması gereken önemli bir eser. Bunu okuyanların daha sonra Odessya destanıyla okumayı tamamlamasını öneririm.
Bir ihtiyarın sonuna daha geldik.(İhtiyarlarla ilgili muhabbete selam olsun. :D) Kitap içerisinde yunan tanrılarını olması benim için hoş bir sürpriz oldu. God Of War oyunun da baya pataklamıştım kendilerini. Birde yunan mitolojisi hoşuma gidiyor ve favori yunan tanrısı Athena benim için(Not=Bİlgelik tanrısını çok kaba gösterdiği için bir puan kırdım. :D). Ondan dolayı kitap daha çok efsane kısmına girmiş bence.
Dil bakımında bu zaman için kaba bir dil kullanmış ama yaşadığı çağa bakarsak bu konuda eleştirmek haksızlık olur. Kurgu bakımından güzel bir kitap. Truva filmini izledim ondan dolayı okumama gerek yok diyenler çok yanılır. Hector , Akhilleus , Agamemnon kişilik bakımından çok farklılar. Bu kitap o dönemde yaşayan insanlar açısından daha yakın. Bu kitapta okuma bakımından en büyük sıkıntısı çok fazla isim geçmesi. Bir süre sonra isimleri göz ucuyla okuma kısmına geçiyorsun. Birde şiirsel gibi yazılmış. Benim gibi düz yazı okumayı seven insanların zorlanacağını düşünüyorum.
Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım.

Kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerekiyor.

Değilseniz, o zaman da narin vücudunuzda şöyle bir kombinasyon oluşturmak zorundasınız: Savaş filmlerinden hoşlanıyorken ( ama geometrik tahayyül gücüne sahip olarak. Eğer CV nizde bu zamana kadar bir dik indirip hipotenüsü bulamadıysanız savaş sahneleri kafanızda canlandıramazsınız. ) aynı zamanda da şiire göz kırpan ( burada o kadar seçici değiliz. Çiklet manisi fetişisti olsanız da yeter.) ortaya karışık bir halet-i ruhiyeye sahipseniz, ağzınızın suyu akmasa da damlar…

Pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar 16 bin dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı, dünya malına verilen önem, fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, “turistik” tur rehberini aratmayan 72 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Efsanelerin babasının, hem kendisi hem de yazdıkları hakkındaki efsaneleri; sonraki uygarlıkların oluşmasında nasıl büyük bir etkiye sahip olduğunu; günümüz sınırlarına göre yaşadığı yer hakkında Yunanistan ile aramızda anlaşmazlık olduğunu ( bir başka cacık mı cacıki mi paradoksu ) girişte göreceksiniz.

140 dizeden oluşan Han Duvarları şiirine uzun diyen beri gelsin, 16 bin dize sizi bekliyor.

Bu bir savaş destanı. Haliyle kitabın çok büyük bir bölümü savaş sahnelerinin anlatımıyla dolu. Herhangi bir savaş filmini düşünün , ağır çekimde bir bomba patlar ve seyirci en ufak bir toz zerresine kadar bir çok ayrıntıyı görür.

Kitapta da herhangi bir savaşçı öldüğünde, Bülent Kayabaş’ın vurulma sahnesi kadar uzun sürmese de, epey bir dize sonra ancak toprağa düşüyor. Tabi ki her savaşın olmazsa olmazı kopan kollar bacaklar, etrafa saçılan iç organlar, kan ve daha fazlası estetik (!) biçimde kitabımızda mevcut.

Ancak bu kadar fazla ayrıntı, detay anlatılması insanın aklına bir tek bir soruyu getiriyor: Yoksam Homeros dedem aslında Homeros ninem miydi?

Bu kadar detayı bir erkeğin hatırlayıp anlatması imkansız. Kesin herhalde galiba sanırsam, kadın olsa gerek. ( Böylece Homeros hakkında ben de bir efsane üretmiş oldum. )

Kız meselesinden lise önlerinde birbirleriyle kavga eden gençleri görüp “ ne oluyor bu gençliğe Mukadder Hanım!” diyen emekli amcam sana iyi bir haberim var: Binlerce yıl önce kız meselesi yüzünden binlerce yiğit ölürken, tanrılar bile kavgaya karışırken şimdi sadece birbirlerini baldırlarından bıçaklayan bir nesle sahibiz. Çağdaş medeniyet olmamıza çok az kaldı amcam!

Savaşçılar savaş esnasında ellerindeki silahlarını kaybettiklerinde “daş yok mu lağ daş” diyerek yerde taş arayıp düşmanlarına taş atmaya başlıyorlar.

Buradaki savaşın yıllar boyunca devam etmesinde modern silah eksikliğinin ( Atom bombasında gözleri yoktu… O ama gönül bu ya, bir kimyasal silahları olaydı… Bir Napalm bombasını fazla gören Tanrılar! Savaşçıların gözü toktu, hiç olmadı bir misket bombasına bile razıydılar… Ne yaparsın bu imkansızlığın gözü kör olsun. “Neden benim oğlumun flütü yok ulen! Kaç para bu flüt ulen” isyanı doluyor tüm vücuda…) dışında “tembellik” faktörü en iyi yardımcı oyuncu rolündeydi.

Okuduğunuzda siz de “ mesaili savaş mı olur kardeşim” diye haykıracaksınız. Ne zaman hava kararsa “ geceye de hakkını verelim” deyip herkes evine çekiliyor. Gündüzle beraber kartlarını turnikede okutup savaşa devam ediyorlar.

Bu da yetmezmiş mi gibi “Cenaze dolayısıyla kapalıyız” diye pankart asıp savaş ortasında 12 gün boyunca minik bir olimpiyat oyunları düzenliyorlar.

Kuzuların Sessizliği filminde sadece 16 dk sahnede görünüp en iyi erkek oyuncu oscarını alan Anthony Hopkins’e nispet edercesine; Aşil kitabın başında görünüyor, elinden “ganimeti” olan kızı aldılar diye küsüp savaşa katılmıyor ancak kitabın son 100 kusur sayfasında ortaya çıkıp noktayı da koyuyor.

Aşina olduğumuz Kul-Tanrı arasındaki alış-veriş’ e dayalı ilişki neredeyse kitabın her sayfasına sızmış. Ayrıca Tanrılar burada “ dış mihrak” rolünü üstlenip kendi çıkarları, egoları için iki tarafı da kullanıyorlar.

Tanrı ve Tanrıçalar nepotizmin, adam kayırmacılığın gözünü çıkarıyor. Savaşta sevdikleri veya akraba oldukları insanlara gelen okları, taşları, mızrakları hemen yanındaki savaşçıya doğru yöneltip kendi savaşçılarının hayatlarını kurtarıyorlar.

Diğer savaşçıya mı ne oluyor?

O da böyle bir sonla hayata veda ettiğinden, ismi dilden dile aktarılıyor, sonsuza kadar “ kötü kokulu yola giden Niyazus” olarak anılıyor.

Can yayınlarından çıkan bu kitapta, Azra Erhat ve A. Kadir çeviri konusunda farkını ortaya koymuşlar. Hem de okuma akışını bozacak not ve dipnotlarla kitabı doldurmak yerine destanda geçen isimlerde biraz daha detay bilgi isteyenler için kitabın sonuna güzel bir dizin koymuşlar. Bu dizinin bir diğer yararı günümüzde kullanılan bir çok terim ve markanın dayandığı isimleri keşfetmenizi sağlıyor.

Vur patlasın çal oynasın bir hayat süren, ensest ve karısını döven, tanrı olan ama adam olamayan Zeus da kimmiş?

Kaybedenin baştan belli olduğu bir savaşta, Mazlum Anadolu insanın yanında duran, babasına hiç çekmemiş, Apollon’a selam olsun.

Mahalle arası mobilyacı ismine benzeyen Akhalıların ve Anadolu kaplanı Troyalıların Helene için beraber söyledikleri türküyü aşağıya bıraktım, çıkarken alırsınız.

https://www.youtube.com/watch?v=OtauQQBSc3o
Yıllardır Çanakkale de yaşayan kişi olarak Homeros un eserlerini okumak olmazdı. Uzun yıllar okuduğum bu kitap ; görevim gereği Truva Ören yeri kazıları ile yakından ilgilenmiş olmamdan dolayı da benim için daha da çekici hale gelmişti 1990 lı yılarda tekrar elime alıp okudum. Ayrıca Kaz Dağlarının Ayazma mevkii benim Kaymakamlığını da yaptığım Bayramiç ilçesi dahilinde idi ki Paris in Afrodit i güzellik kıralicesi seçtiği yerdir. Bunların dışında Truva savaşlarının yapıldı yerler... İşte bunlar beni kendine çeken etkenlerdi.
Truva kazılarını gerçekleştiren rahmetli Alfred Kolhman da aramız gayet iyi idi. sık sık ziyaretine
giderdim o da bana kazılar hakkında bilgiler verirdi. Kendisine biz "Osman" diye hitap ederdik Kendisi bu hitaptan son derece mutlu olurdu. Adına şimdi Çanakkale de kütüphane var. Kendisi kazılarında ilmi bilgilerinin yanında Homeros un Eserlerini de baz alırdı. B
bir gün bana "Halil bey buldum buldum O suyu buldum " demiş beni bir kovuğun içine götürmüştü " işte burada " demişti gerçekten yerden kaynayan bir su yatağı idi. O şu sonuca varmıştı ".- Truva bir Yunan medeniyeti değil, Anadolu Medeniyeti dir" Bu sonuç çok önemliydi...
Bu kitap ne zaman elimde olsa sanki Zeusu ,Parisi, Hektoru, Agamemnonu, Savaşların dışında sanki bugün yaşayan bize hayat dersi veren birer öğretmen gibi karşım da dururlar. "Oku, tarihi iyi bil, iyi tahlil et ki bir daha dünya savaşlarla anılmasın " diyorlar gibi gelir. Ben bakarım dünya coğrafyasına Maalesef kimse ders çıkartmamış. Hüzünlenir gömülürüm tekrar kitaplarımın içine.
İonya’ da alınıp Yunan Medeniyetinin temel taşları arasına yerleştirilmiş destanları merak eder, okumaya bir türlü cesaret edemezdim. Başladığım zaman ne büyük bir hata yaptığımı farkettim: Bu destanın anlatımı olan şiirsel yapının zenginliği beni büyüledi. Bugün, belki de hızın önem kazandığı medeniyetimizin işleyişini kolaylaştırmak için dilde gerçekleşen sadeleşmeyle ne çok şeyi kaybetmiş olduğumuzu birkez daha hissettim. Binyıllar boyu etkisini sürdürmüş olmasına hiç şaşırmıyorum. Okumadan önce şimdiki kimliğinizi bir kenara koyup, sizi alıp başka bir dünyaya götürmesine izin verin.
İlk olarak lisede edebiyat dersinde duymuştum bu kitabın, daha doğrusu destanın adını. "İlyada ve Odysseia," demişti hocamız, "Yunan edebiyatının iki temel taşıdır."
Gerçekten de öyledir. İlyada o kadar büyük ki, 2000 yıl önce yazılmış olmasına rağmen günümüze kadar ulaşmayı ve insanların gönüllerine dokunabilmeyi başarıyor, kendini okutturuyor, ismini duyuruyor.

Kitap esas itibariyle Akhalarla Truvalıların birbirleriyle kıyasıya savaştığı Truva Savaşı'nı anlatıyor. Bilenler bilir, Truva savaşı aslında 10 sene süren uzun bir savaştır ama bu kitapta savaşın sadece 51 gün süren kısmı
anlatılıyor. Savaşın başlangıcı ya da bitişi gösterilmiyor. Çünkü asıl amaç Truva Savaşı'nı anlatmak değil. Bu, büyük savaşçı Akhilleus'un ve Truva prensi Hector'un
destanı. Kitap Akhilleus'un onur payının elinden alınması yüzünden Kral Agamemnon'a kızması ve savaştan çekilmesiyle başlıyor. Buradan sonrasında Zeus Truvalılara destek vermeye başlıyor ve diğer tanrıların savaşa katılmasını yasaklıyor. Ve savaş Truvalıların lehine dönüyor. Kitapta anlatılmak istenilen en önemli şeylerden biri, aslında insanların değil tanrıların ne istediği, hangi tarafı desteklediği, kendilerine ne kadar tapınıldığı, kendilerine ne kadar adaklar kurban edildiği. Savaş buna göre şekil alıyor, yön değiştiriyor. Bir bakıyoruz Zeus Akhalara şimşekler yolluyor, bir bakıyoruz Athena Akhilleus'la çarpışması için Hector'u kandırıyor.

Güzeller güzeli Helene yüzünden çıkan bir savaş, Agamemnon'un Truva'ya hükmetme isteği ve savaşta ölenler, yaralanlar... Çevik ayaklı Akhilleus, oynak tolgalı Hector, ok akıllı Odysseus, bilge Nestor, Diomedes, Aineias, Patroklos, Aias ve daha niceleri. Hepsi ama hepsi, tanrıların ve kralların isteği doğrultusunda rüzgara kapılmış yaprak gibi hareket ediyorlar, büyük şehir Truva için.
Tanrı/lar için kurban kesip (belli bir yaşa gelmiş büyük veya küçükbaş hayvanı), etini eşit parçalara bölüp, dağıtmak ve yemek (hatta kesme ritüeli de aynıdır; toprak kazılır, hayvanın kanı buraya akıtılır vs. şeklinde devam eden ritüel), tanrılara yakarmadan önce elleri yıkamak ve ellerini göğe doğru kaldırıp dua etmek gibi daha nice ilahi din uygulamalarının kökenlerini bulabileceğiniz eserdir. sahip olduğu trajik kurgunun etkisi batı edebiyatının klasiklerinde ağır bir şekilde hissedilir. Okuduğunuz kitaplardaki, oynadığınız oyunlardaki kahramanların isimleri hep bu destana gönderme yapar. Okudukça hem yaşantınızla hem de inançlarınızla ilgili bir çok şeyin İslamiyet ve Hıristiyanlıktan bin yıl önce zaten var olduğunu görürsünüz. O yüzden okumak şarttır, ama Odysseia'ya göre biraz durağan bir anlatımı vardır.
Ama yeter artık bunca öfke,
bırakalım geçmişi, olan oldu,
gemlemek zorundayız göğsümüzdeki yüreğimizi.
Homeros
Sayfa 400 - TİMAŞ
Çek, git öyleyse; madem ki gönlün böyle arzu ediyor, ben sana yanımda kal diye yalvaracak değilim..
Homeros
Sayfa 14
- Beni kışkırtma öyle, arsız! Hem aklını başına topla, seni terketmiyeyim. Bugün seni ne kadar büyük bir his ile seviyorsam, o derece büyük bir kin ile senden nefret de edebilirim.
Homeros
Sayfa 69 - Varlık Yayınları Şan 3
Sen şimdi düşün de söyle ; canımı sana emanet edebilir miyim?
Homeros
Sayfa 12
Bir olmak yürek verir en korkak adamlara bile,
oysa biz savaşmışız en yiğitlere karşı.
Homeros
Sayfa 277 - TİMAŞ

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İlyada
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
621
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321040
Kitabın türü:
Çeviri:
A.Kadir Bilgin, Azra Erhat
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Baskılar:
İlyada
İlyada
İlyada
İlyada
İliada
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası’nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her tür bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi basarmıştır. En ünlü Antik Yunan destanı olan İlyada’da dokuz yıldır süren Troya Savaşı’nın elli bir günlük bir kısmı anlatılır. İlyada dünya edebiyatının temel taşlarından biri olduğu kadar, konu ettiği döneme ışık tutan en gerçekçi eserdir. Bu eşsiz destan Antik Yunan’da neredeyse bir kutsal kitap sayılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Azra Erhat - A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Kültür Yayınları’nca dört cilt olarak yayımlanan İlyada 50 yıl sonra Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yerini alıyor.

Kitabı okuyanlar 612 okur

  • İbrahim Abanoz
  • Habibe NUYAN
  • Aleksi Zorba
  • cansu çiftçi
  • ilaydaerkul
  • Gizem Akgün
  • Aşkamecburum
  • Şeyma ERDOĞAN
  • Şakir Soydan
  • HALİL İBRAHİM BAYRİ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%19.1
25-34 Yaş
%32.7
35-44 Yaş
%27.6
45-54 Yaş
%11.3
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.8
Erkek
%51.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.1 (64)
9
%21.4 (36)
8
%19.6 (33)
7
%9.5 (16)
6
%4.2 (7)
5
%2.4 (4)
4
%1.2 (2)
3
%0.6 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları