Bana göre Semerkand, gereğinden fazla övülmüş bir romandır. Edebi olarak akıcı olabilir ama tarihsel olarak ciddi biçimde sorunlu bir romandır. Taraflı, ideolojik ve yer yer küçümseyici bir anlatı sunmaktadır. Özellikle Selçuklu tarihi ve Türk kimliği konusunda ciddi bir önyargı barındırır.
Dört bölümden oluşan eserde ilk iki bölümde Ömer Hayyam ve dönemi, son iki bölümde ise Hayyam’ın Rubailer’ini arayan Amerikalı bir karakter üzerinden İran’ın yakın tarihi anlatılır.
Kitap akıcıdır; özellikle ilk bölümler hızlı ilerler. Ancak asıl problem, yazarın tarih anlatımındaki açık taraflılığıdır. Selçuklular, Alparslan ve özellikle Melikşah, tarihsel gerçeklerle bağdaşmayacak şekilde vasıfsız, iradesiz ve küçültücü bir dille sunulmuştur. Selçuklu Devleti’ni en geniş sınırlarına ulaştırmış Sultan Melikşah’ın bu şekilde tasvir edilmesi, eleştirinin ötesinde açık bir tarihsel çarpıtmadır. Yazarın tarih anlatımındaki açık taraflılığı ve özellikle Türkler hakkındaki olumsuz yaklaşımları. Açıkça fark ediliyor ki, eleştiri sınırlarını aşan, bariz bir aşağılama içermektedir.
Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise İran’ın yakın tarihi anlatılırken bu kez Amerikayı idealize ettiği açıkça görülüyor. Amerika net biçimde olumlu bir konuma yerleştirilmiş. Yazarın ideolojik tercihi anlatıya açıkça yansımaktadır. Bu tür anlatımlar masum gibi görülebilir; ancak okurun bilinçaltına işleyen bir etki oluşturur.
Semerkand bir tarih kitabı değildir; ancak bir tarihsel romandır. Buna rağmen tarihsel kişiliklerin bu denli çarpıtılması, özellikle araştırma yapmayan okurlar için yanıltıcıdır. Bazı incelemelerde, romanda yer alan yanlış ya da tartışmalı bilgilerin birçok okuyucu tarafından doğru kabul edildiğini farkettim. Maalesef toplum olarak araştırma alışkanlığımız zayıf. Birçok okur Selçukluları, Alparslan’ı ve Melikşah’ı bu romandaki anlatı üzerinden tanımaktadır.
“Roman sonuçta” denilerek geçiştirilemeyecek bu durum, roman da olsa, tarih söz konusu olduğunda gerçekler daha da önem kazanmaktadır.