·455 syf.····Okunma: 20 Ocak 2026 13:21 1999 yılının yaz ayında Kuzey Dakota’da bir adam bir geyiği avlamak için takiptedir. Uygun anı bulur ve tetiğe basar. Geyik kaçar, o an anlar ki vurduğu geyik değil komşusunun beş yaşındaki oğludur. Ojibwa kabilesinin geleneklerine göre bir bedel onu beklemektedir. Bu bedel, komşularının oğluyla aynı yaşta olan kendi oğlu LaRose’u oğlu ölen aileye vermektir. İki ailenin yaşantısı da artık eskisi gibi olmayacaktır. LaRose sıradan bir çocuk değildir. Atalarıyla aynı adı taşıyan geçmişten bugüne kültürel aktarımı sağlayan zincirin bir parçasıdır. Çocuk ve bilge ruhun birleşimi, derin yaraların ilacıdır.
Kitap, Ojibwa kabilesindeki farklı LaRose’ların ve diğer karakterlerin de acılarına, hikayelerine geçmiş ve bugün arasında gidip gelerek yer veriyor. “Adalet” kavramının yasalara göre değil yerli kültüre göre nasıl şekillendiğini anlatıyor. Dünyanın şimdiki zamanında bu eski geleneklerin iyileştirici gücü var mıdır? Acı, yas, affetmek, kefaret üzerine düşündüren ama umudun da elini bırakmayan bir hikaye.
Benim için oldukça çarpıcı bir konuydu. Özellikle hikayenin yerli kabile kültürüne dayanması beni meraklandırmıştı ama okurken o merakım körüklenmedi. Bitirmem uzun zaman aldı. Geçmişten bugüne LaRose hikayeleri kısmını severek okudum. Fakat genel anlamda yerli kültüre dair derinlikli bir metin beklentime tam olarak cevap olmadı diyebilirim.