·104 syf.····Okunma: 19 Ocak 2026 22:12 Bu zamana kadar okuduğum en farklı hikayelerden biri üstelik gerçek bir hikayeden esinlenilmiş.
1518 Strasbourg. Bir kasaba düşünün, insanlar açlıktan ötürü dışarıda yaşayan hayvan bırakmamış. Kedi, köpek, fare aklınıza ne gelirse. Ve en son kendi bebekleri. Burada bir kalıyor insan “yok artık” diyor ama maalesef. Ve yememek için bebeklerini nehre atanlar…
Sonra bir salgın başlıyor ama bu bildiğimiz salgınlar gibi değil. İnsanlar teker teker dans etmeye başlıyor ve bu dans edenlerin sayısı gittikçe binlere çıkıyor. Yemek yok hiçbir şey yok ölene kadar sadece dans ediyorlar. Peki bu insanlar neden dans ediyorlar? Bu dans bir tepki mi ya da üzüntünün dışa vurumu mu?
Konuyu burada bırakıp şimdi gelelim kitabın bana geçmemesinin nedenlerine. 100 sayfalık incecik bir kitap nasıl olurda bu kadar zor okunur? Bu kitabı sessiz bir ortamda tamamen odaklanıp okumama rağmen çok yordu beni. Okumak isterseniz bunu göze alıp okumanızı tavsiye ederim ya da size kolay gelebilir bilemiyorum ben yine de söyleyeyim.
Bir de kitabın konusu böyleyken o insanların yaşadıklarını hiçbir şekilde hissedemedim bir türlü geçmedi bana bunun sebebi de benim için kesinlikle yazarın anlatım tarzı oldu. Çünkü bu hikaye, alelade bir hikaye değil. Devlet ve din adamlarının bu kadar varlık içinde yaşadığı ve halkında bir o kadar yoksulluktan bu duruma gelmesi korkunç bir şey. Okurken insanın bunu hissedebilmesi gerektiğini düşünüyorum ama o kadar karışık ve ara ara mizahi bir anlatım vardı ki sıradan bir hikaye okuyor gibi oldum. Oysa bu konuyla başyapıt bir kitap olabilirdi. Bu zamana kadar ağzımın açık kaldığı birçok hikayeye şahit oldum ama böylesini ilk defa okudum bu sebeple çok farklı duygular hissedeceğimi düşünmüştüm ve tamamen anlatıma kurban gittiğini düşünüyorum. İkilem de kaldım maalesef.