“Teyzesini öldürüp cesedini kolonyayla ateşe verdi.”
“İstanbul Adliyesinde erkek savcı, kadın hakimi odasında silahla yaraladı, kadın hakimi hükümlü çaycı kurtardı.”
“17 yaşındaki çocuk 15 yaşındaki başka bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürüldü.”
Bu manşetlerin üzerinden henüz bir hafta bile geçmedi.
Kendisi de hali hazırda gazeteci olan Mariana Enriquez’in kitabını bitirdiğimde, memleketimizdeki medyada gündem olan manşetlerden sadece birkaçı.
Hedefi on ikiden vuran on iki öykü yazmış Enriquez. Öykülerin başrolünde kadınlar ve çocuklar var. Öykülerin Latin Amerika’ya özgü büyülü gerçekliği, tekinsizliği, korku ve gerilimi çok güzeldi.
Ekonomik krizin içerisinde bulunan ülkemiz, ekonomik analizler yapılırken sıklıkla Arjantin ile kıyaslanır.
Her bir öyküde geçen hikayeler ve ortam, Arjantin ile ülkemiz arasındaki kıyasın sadece ekonomiyi değil suçu, toplumsal hayatı, yoksulluğu ve şiddeti de kapsayabileceğini gösterdi bana.
Her bir öyküsü benim bebişim gibi oldu. : ) Şapka çıkarıyorum yazara.
Eee bizim de şu soruyu sorma hakkımız yok mu?
“Ülkemizin gazetecilerinin kaleminden de bu tarz kitaplar okumaya hakkımız yok mu bizim?”
Sözlerime Ataol Behramoğlu’nun şiiriyle son veriyorum:
Bu Yangın Yerinde
Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak
Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek
Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak
Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek
Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek
Kucaklıyor beni Metin Altıok
"Aldırma" diyor gülerek
"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak"