·736 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ocak 2026 19:05 Bir ofis, dört insan ve 800 sayfa.
Bunu yazar nasıl sıkmadan anlatabilmiş, hala düşünmeden edemiyorum. Ama okurken hiç sıkılmadım.
Yanlış bilgi vermeyeyim, tabii ki arada dışarı çıkıp başka insanlarla tanıştık ama genel olarak temel bu ofisti.
Kitap dört ana karakterin ağzından anlatılıyor ve her seferinde o karakterin hikayesini dinliyorsun.
Bir seferinde şaşırıyorsun, bir dahakine hak veriyorsun. Bu anlatım şekli bence çok etkileyiciydi.
Karakterlerin iç dünyalarını anlamak, yalnızlıklarını, korkularını, sevinçlerini hissetmek…
Özellikle mobbing olayını bir karakter üzerinden o kadar iyi anlatmış ki, insanların “iyilik” adı altında ya da kendini korumak için yaptığı kötülüğün bir insana nasıl zarar verdiğini, yaşam enerjisinin nasıl gittiğini hissettim
Bunun dışında, kitapla ilgili hoşuma giden bir diğer taraf tarihi olayları tekrar “bakayım” diyerek araştırmaya yönlendirmesiydi.
Kitabın arkasında anlatılan tarihi olaylar (ki kitap Kopenhag’da bir soykırım araştırmaları merkezinde geçen olayları anlatıyor) insan davranışlarını görmek ve araştırmak için de bir fırsat sundu.
Bir yandan tarihin en büyük vahşetleriyle yüzleşiyorsun, bir yandan da bunları analiz eden insanlar nasıl böyle davranabilir diye düşünüyorsun.
İstisnayı okurken kim haklı, kim haksızdan çok, ben nerede duruyorum? sorusunu sordum.
Sırf bana bu soruyu sordurduğu için bile, kitabın üstümde kalan ve unutamayacağım bir kitap olduğunu anlıyorum.
Ve bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Bence okuyunuz efenim, herkese iyi okumalar...