Gönderi

8/10
·736 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 19:05
Bir ofis, dört insan ve 800 sayfa. Bunu yazar nasıl sıkmadan anlatabilmiş, hala düşünmeden edemiyorum. Ama okurken hiç sıkılmadım. Yanlış bilgi vermeyeyim, tabii ki arada dışarı çıkıp başka insanlarla tanıştık ama genel olarak temel bu ofisti. Kitap dört ana karakterin ağzından anlatılıyor ve her seferinde o karakterin hikayesini dinliyorsun. Bir seferinde şaşırıyorsun, bir dahakine hak veriyorsun. Bu anlatım şekli bence çok etkileyiciydi. Karakterlerin iç dünyalarını anlamak, yalnızlıklarını, korkularını, sevinçlerini hissetmek… Özellikle mobbing olayını bir karakter üzerinden o kadar iyi anlatmış ki, insanların “iyilik” adı altında ya da kendini korumak için yaptığı kötülüğün bir insana nasıl zarar verdiğini, yaşam enerjisinin nasıl gittiğini hissettim Bunun dışında, kitapla ilgili hoşuma giden bir diğer taraf tarihi olayları tekrar “bakayım” diyerek araştırmaya yönlendirmesiydi. Kitabın arkasında anlatılan tarihi olaylar (ki kitap Kopenhag’da bir soykırım araştırmaları merkezinde geçen olayları anlatıyor) insan davranışlarını görmek ve araştırmak için de bir fırsat sundu. Bir yandan tarihin en büyük vahşetleriyle yüzleşiyorsun, bir yandan da bunları analiz eden insanlar nasıl böyle davranabilir diye düşünüyorsun. İstisnayı okurken kim haklı, kim haksızdan çok, ben nerede duruyorum? sorusunu sordum. Sırf bana bu soruyu sordurduğu için bile, kitabın üstümde kalan ve unutamayacağım bir kitap olduğunu anlıyorum. Ve bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Bence okuyunuz efenim, herkese iyi okumalar...
1000Kitap
İstisnaChristian Jungersen · Ayrıntı Yayınları · 2021130 okunma
·
51 Gösterim
2 Yorum
Bu arada özellikle buradan yazıyorum; saat farkını yine unutup sabahın köründe arayıp “Sende çamaşır makinesi var mıydı?” diye sormayayım diye 😄 Geçen seferki sabah altı vakası zaten yeterince efsaneydi. Gelmeden senden de aynı performansı bekliyorum
Şu an 172 sayfadayım.Kitap çok ilginç gidiyor ama şu Kuzey Avrupa insanı bana o kadar yabancı geliyor ki anlatamam. Karakterler sanki duygusuz, metal yığını gibi; gıpgri birer gemi gibiler. Ama garip olan şu: Hem böyleler hem de bir yanlarıyla çok derinler. Çözemiyorum. Mesela Malene’nin hastalığı, gelen ölüm tehdidi maili falan… Biz olsak sevgilimizin acısını kendi derdimiz gibi sahiplenir, hafifletmek için pervane oluruz. Ama adam “Keşke eve daha mutlu gelebilseydim, hep sorun konuşuyoruz” gibi bir şey söylüyor. Sanki iş seyahatindeki o keyfi bozulmasın istiyor. Tehdit mailini bile biraz geçiştirme çabaları bana çok tuhaf geldi. Hele Iben’e mail geldiğinde arkadaşının “Kafeden sonra herkes kendi evine dönecek, bende kalamazsın” demesi… Orada bayağı şok oldum. Bir yandan bu insanların kafa yapısını anlamaya çalışmak çok keyifli, bir yandan da bana o kadar uzak ki bazen gerçekten anlam veremiyorum. Ama kitap güzel gidiyor. Bizden epey farklı bir duygu dünyasını ve insan ilişkilerini görmek acayip bir deneyim. Teşekkür ederim bu güzel hediyen için 🩷
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.