Nikolay Gogol’un Ölü Canlar’ı, ilk bakışta bir dolandırıcının tuhaf yolculuğunu anlatıyormuş gibi görünse de, sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin, çok daha rahatsız edici bir metin olduğunu fark ettim. Gogol, bireyleri anlatırken aslında bir sistemi, bir çürümüşlüğü ve insanın içindeki boşluğu gözler önüne seriyor.
Romanın başkahramanı Çiçikov, ölmüş köylülerin hâlâ kayıtlarda görünen “can”larını satın alarak kendi çıkarını büyütmeye çalışan bir karakter. Ancak asıl ilginç olan, Gogol’un bu absürt fikri ne kadar doğal, hatta sıradan bir hale getirmesi. Karşılaştığımız toprak sahipleri, memurlar ve çevre, Çiçikov’dan pek de farklı değil. Her biri farklı kusurlarla, farklı açgözlülüklerle çizilmiş; ama ortak noktaları aynı: ruhsuzluk. İşte “ölü canlar” sadece kayıtlardaki isimler değil, yaşayan ama içi boşalmış insanlar.
Ölü Canlar benim için sadece bir klasik değil, insanın kendine dönüp “Ben ne kadar canlıyım?” sorusunu sormasına neden olan bir kitap oldu. Güldüren ama düşündüren, eğlendiren ama huzursuz eden bir metin. Klasik edebiyata mesafeli olanlar için zorlayıcı olabilir; ancak toplum eleştirisini seven ve metnin alt katmanlarında dolaşmayı seven okurlar için kesinlikle güçlü bir deneyim.
Ölü Canlar benim için “okudum ve bitti” denecek bir kitap olmadı. Daha çok, insanın kendine dönüp bakmasına neden olan bir metindi.Ben keyif alarak okudum.Okumak isteyenlere tavsiye edilir.
Ölü CanlarNikolay Gogol
Ölü CanlarNikolay Gogol · İletişim Yayınları · 200729,4bin okunma