Yılanların Öcü, köyü masal gibi anlatan bir roman değil; köyün içindeki adaletsizliği, suskunluğu ve korkuyu yüzümüze çarpan sert bir metindir. Fakir Baykurt, bu romanda kötülüğü olağanüstü karakterlere değil, sıradan insanlara yükler. Asıl rahatsız edici olan da budur.
Roman boyunca açıkça görülür ki mesele sadece bir ev meselesi değildir. Irazca’nın evinin önüne yapılmak istenen yapı, haksızlığın somut hâlidir. Küçük gibi görünen bu olay büyüdükçe, köyde kimin güçlü, kimin korunmasız olduğu ortaya çıkar. Haceli ve muhtar açıkça haksızdır; fakat asıl suç, bu haksızlığı görüp sessiz kalan köylülerdedir.
Irazca karakteri benim için romanın merkezidir. Çünkü o, susmayı reddeder. Oğlu Kara Bayram’ın hapse girme ihtimali bile Irazca’yı geri adım attıramaz. Bu noktada roman, “haklı olmak yetmez” gerçeğini gösterir. Adalet güçlüden yana işliyorsa, doğru olan bedel öder.
Kadın karakterler özellikle çarpıcıdır. Fatma ve Hatçe, erkek şiddeti ve baskısı altında ezilir. Kaçmazlar, kurtulmazlar, değişmezler. Bu durum, romanda en sarsıcı gerçeklerden biridir. Fakir Baykurt, kadınların acısını dramatize etmez; tam tersine, bu acının ne kadar sıradanlaştığını gösterir.