·312 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ocak 2026 10:44 Alper Canıgüz okumayı özlemişim; bence yine harika bir iş çıkarmış. İlk 50-60 sayfada “Sanırım kötü bir AKP Türkiye’si ironisi geliyor” önyargısına kapılsam da aslında yazarın, Yalta sonrası dünyanın bir parodisini inşa ettiğini gördüm. (Buradan elbette sağlam bir iktidar eleştirisi çıkar; ancak muhalif romancılarımızdan “kör parmağım gözüne” tarzı ironiler okumaktan gına geldiği için en başta biraz irkilmiştim.)
Demokrasi ile faşizm arasındaki ince çizgiyi karikatürleştirmesi çok kıymetliydi. Türkiye özelinde seçtiği zaman dilimi de faşizmin kurumsallaştığı bir döneme atıfta bulunması açısından oldukça isabetliydi. Yer yer kahkaha attıran mizahıyla, yine sıkı bir Alper Canıgüz kurgusunun tadını çıkardık.
İnternette metnin “distopya” oluşu üzerinden eleştirildiğini gördüm. Bence bu bir distopya değil, distopik unsurlar taşıyan bir polisiye. Dolayısıyla distopik evrenin yeterince derinleşmemiş olması bir kusur sayılmamalı; nitekim “Bir Stan Le Fleaur Kozmo-Polisiyesi” alt başlığı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Yine bu alt başlık, serinin devam edeceği imasını taşıyor; karakterin henüz tam işlenmemesi de buna bağlı olabilir.
Bugün hayatımızın her yanını saran “örümcek burgacı”nın hem özgürlüğün teminatı sayılması hem de kitabın distopik yönünü, yani “hiperdemokrasiyi” tesis etmesi hayatın büyük bir ironisi. Canıgüz bunu da en ince yerinden yakalamış. Ben çok sevdim; “bazen de eğlenceli” modunu yakalamak isteyenlere tavsiye ederim.