Dünyanın en zeki, en yetenekli, en ileri görüşlü ve en muzip çocuğu…
Ajan, bibliyofil, âşık ve zıpır: Alper Kamu. Henüz beş yaşında ve hayatının bu en tehlikeli döneminde yeni bir cinayet vakasının peşindedir.
Önce amcası evinde ölü bulunur; bu ölümün ardındaki aşkı, şehveti ve gizleri usul usul çözer. Aynı günlerde mahalleye yeni taşınan bir ailenin küçük çocuğu da hayatını kaybeder. Elbette Alper Kamu, bu karanlık bilmeceyi çözmek için elinden geleni ardına koymaz.
Bir Kamu Davası üçlemesinin ikinci kitabında Alper Canıgüz, yine muzip, zeki ve güçlü üslubuyla okura büyük bir okuma zevki armağan ediyor. Bir çocuğun gözlerinden yetişkinlerin acınası dünyasına yöneltilen bu keskin bakış; polisiye ile entelektüel yaklaşımı ustaca harmanlıyor ve anlatıyı çok katmanlı bir derinliğe taşıyor.
“Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar külllenir, bütün babalar ölür, bütün hikâyeler biter. Birinin, yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür. Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.”
Bu kitap; gölgesini kaybeden insanın, çocukluğunu unutup yaşamanın karanlığında renklerini yitiren ruhun bazı duyguları yeniden hatırlamasına, bazı renkleri tekrar duyumsamasına imkân tanıyor. Okuru, yüzünde hafif bir gülümsemeyle ama içten içe bir sızıyla uğurlayan bir süreç armağan ediyor.
Ve bir kez daha haykırıyoruz:
Kitapların, çocukların ve renklerin saltanatı gelmeli. Cehennem ÇiçeğiAlper Canıgüz