Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse; yalnızlık, işsizlik, başarısızlık ve parasızlıkla mücadele eden Nora’nın kedisinin (Voltaire) de ölmesiyle intihara yeltenmesi hikayesidir. Haplarla intihara yeltenmesiyle zaman kırılarak başkaca yaşanmamış hayatların perdesi aralanır. Yaşanmamış hayatlar Nora’nın zaten en büyük pişmanlıklarıdır. Hayatının bir yerlerinde müziği, yüzmeyi bırakması… Belki başarılı bir müzisyen belki olimpiyat ödüllü bir yüzücü olabilecekken…
Aslında devam etmeyi bıraktığı birçok hay atı deneyimleme fırsatı bulur paralel yaşamlarda. Ama umduğunu bulur mu, tabiki ha yır…
Çok satılan kitaplara karşı önyargımı ateşlemese de bir süre uzak kalmam için iyi bir sebep oldu bu kitap aslında. Doğu ve Batı toplumlarının kültür çatışması ve ayrışması bu tür kitaplarda daha çok yüze vuruyor. Batı toplumu acıları bizim için önemsiz ve küçücükken Doğu toplumlarının yüzeysel acıları daha arabesk ve romantik kalıyor. Ama her kitabın ardından yazılmış hikaye bir İnce Memed yahut Uçurtma Avcısı’na yaklaşamıyor. Bu kitapta olduğu gibi SASI ve TATSIZ kalıyor.
Daha derinlere inersek Batı’nın bireyselliği onu başarılı kılarken yalnızlığını da derinleştiriyor. Bireyler bireysel anlam arayışlarının arasında aslında hiçbir şeyin anlamının olmadığını düşünüyor, ölmek makul görünebiliyor.
Oysa Doğu’da yalnızlık ve bireysellik oldukça sınırlı. Yalnızlık insana ilham verse de hayatın anlamı birliktelikte. Doğu’da insan yalnız kalamıyor. Akraba, dost, komşu ve daha nicesi insanın etrafını şefkatle sarıveriyor. Doğu’daki bu yalnızlığa karşı açılmış savaş bazen insanları birbirine destek olma konusunda da zorbalıyor ama.
Akraba ve dost ilişkilerinde bazen yapmacık bir samimiyet ve doğası gereği çekememezlik, çirkin bir dedikodu baş gösteriyor.
Ah hayat Doğu’da da Batı’da da çok zor.
Ama nerede olursan ol, önce kendini sevmeli insan. Sonra çevresindekileri. Kremasına bir tutam önemsemek ve değer vermek koymalı. Değer verdikçe nasıl güzelleşiyor dünya!
Pişmanlıkların yerine, anlamaya çalışmak yerine; dünyayı olduğu gibi yaşamak gerekir. Ne zaman bir rüzgarın esişini duyumsadım tenimde, ya da güneşin ısıtmasını hatırlamıyorum. Hep bir telaş ve hep bir öfke; koşuşturma… Neden hissederek yaşamıyorum ki bu hayatı? Korkarak, ürkerek gelip geçmekten de korkar oldum aslında. Bundan bile korkmak neden, neden hep bir korku unsuru olmalı hayatımızda?
Birçok şeyi sorgulattı bu kitap.
Nihayetinde, Doğu’da yaşayan biri için mükemmel olmasa da fena olmayan bir kitap. Vaktiniz varsa okunabilir.