Felsefe veya felsefe tarihi dediğimiz zaman çok geniş bir kavram haritasını ve çok uzun-detaylı bir tarih sürecini beraberinde getirmektedir. Bu bağlamdan okuduğumuz kitaba baktığımızda, kitap kesinlikle yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bunun yanında kitabın roman oluşuda kitabı daha spesifik konulara değinmeyi zorunlu kılmaktadır.
Buna rağmen kitap felsefeye ilgi duyanların okuyabileceği, eğlence ve merak duygularını birlikte sunarken okuyuculara da bilgi vermek noktasında son derece başarılı olduğunu söylemek mümkündür.
Bu incelemede kitapta yer alan karakter ve kurgu detaylarını kitabın okuyucularına saklamak daha uygun olur diye düşündüm. Kitabın felsefi tarafına gelecek olursak, Hint-Avrupa geleneğinin içinde var olan Hint, Fars, Latin, Germen ve İslav kültürlerinin felsefe tarihlerini ve düşünce dünyalarında ki benzerliklerin günümüze nasıl geldiğini ve hangi evrelerden geçtiğini okuyuculara sunmaktadır. Ayrıca batı öznelinde gelişen bu süreç , diğer kültür ve medeniyetlere değinilmeden okuyuculara aktarılmıştır.
Özet olarak Antik Yunan' da mit ve efsaneleri eleştireren doğa filozofları (Thales ve Demolritos) zaman içinde Sofistleri sonrasında ise Sokrates, Platon ve Aristotales'i ortaya çıkarmıştır. Büyük İskender dönemi ile sınırların ortadan kalkması, Yunan,Mısır, Babil, Akdeniz, Pers ve Hint kültürlerinin birbirleriyle etkileşmesiyle Helenistik dönem ortaya çıkmıştır. Keza Hint-Avrupa kültürünün içinde yer alan toplumlara baktığımızda , bu toplumların inanç anlayışlarında dünya tasavvurlarında, mit ve destanlarında oldukça benzerlikler görülmektedir. Sami kültürünün içinden çıkan Hristiyanlığın, Helenistlik felsefeden etkilenip batı çoğrafyasında genişleyerek karşılık bulması Geç Antik Çağ' ın (Cicero, Seneca, Aurellius) oluşmasını, sonrasında Roma İmparatorluğu döneminde Hristiyanlık ile Yunan felsefesinin birbiryleriyle bağdaşması karanlık çağ olarak anılacak Orta Çağ felsefesinin ( Augustinus, Aquino'lu Thomas) doğmasını sağlamıştır. Bu esnada şu soru son derece önem arz etmektedir. Sami kültürünün içinden doğan Hristiyanlık dini batı çoğrafyasında karşılık bulurken, yine Sami kültürünün içinden doğan Yahudilik ve İslam dini neden batı çoğrafyasında karşılık bulamamıştır? Karanlık çağ olarak adlandırılan Orta Çağ'a en büyük tepki Rönesans ve Reform hareketleri olurken bu tepki dönemini Barok ve Aydınlanma çağı takip etmiştir. Bu dönemde ( Hobbes, Leibniz, Spinoza, Descartes, Locke, Hume, Berkeley, Montesque, Volterie, Roussou) Tanrı' nın yerine insan konularak , aklın ve deneyin realite kabul edildiği felsefi bir dönem başlamış , Protestanlık ve mezhep savaşları toplumu her ne kadar romantizme ( Beethoven, Schiler, Novalis) süreklesede Kant ve Hegel' le beraber felsefe yeni bir kimliğe bürünmüştür. Şüphe, varoluşçuluk ve bilimselliğin aşırı dışa vurumu felsefede daha materyalist bir dönemi Marx, Darwin ve Freud ile geçilerek inanç, varlık ve düşünce tamamen maddeleşmiştir.
Tüm bu süreç çağımıza; sosyoloji de liberalizmi, sanatta pornografiyi, inançta ateizm ve deizmi, siyasette yabancılaşmayı getirmiştir. Çağımızın en trajikomik yanı ise mit, efsane veya inançlara savaş açan bu düşünce sürecinin insanlarda yaratmış olduğu boşluğun astroloji, fal daha genel ifade ile söyleyecek olursak mistizmle doldurulamaya çalışılmasıdır.
Sofie'nin Dünyası