Kum fırtınasının hayatlara getirdiği ölüm, mektuplar, yaşanmışlıklar... Kendi iç dünyasında kaybolan biri Doktor Mithat. Hayatla arasında herkes gibi bir mücadele var ama onun mücadelesi aradıkça bir başka hayata, günümüz kadar geçmiş zamana, yalnızlaştığı bir hayata karışıyor, evriliyor. Dante'nin İlahi Komedya'sındaki Vergilius gibi hayatına eşlik eden, ona bir kılavuz gibi yol gösteren Murat Hoca var. Tekdüze yaşantısı Suruç'un rüzgârlı bir gününde, aldığı bir haberle değişiyor. Uzun zamandır görmediği halasının ölümüyle İstanbul'da kendisine miras kalan evi. Mithat'ın hayata karışması da böyle başlıyor; halanın evinde teyyareci eniştesinin mektuplarını buluyor. Yazılanları anlamak için mektupları edebiyat öğretmeni arkadaşı Murat Hoca'ya getirmesiyle memleket olayları ortaya çıkıyor. Teyyareci Şevket Kemal Bey, uçuş seferlerini, gözlemlerini ve ailesine olan hasretini kaleme alıyor, Mithat ve Murat Hoca da bu mektupları Kum Tefrikaları'na dönüştürüyor. Böylece geçmiş zaman günümüze, iki hayat birbirine karışıyor.
Türkiye tarihinin son yüz yılına odaklanan roman, karakterlerin yaşantısı ve aktardıkları ile edebi bir haz sunuyor okura. Kayıpların yasını, hissedilen boşluğu, çaresizliği iliklerime kadar hissettim. Yazarın çizimleri ile roman ayrı bir derinlik ve zenginlik kazanıyor. Baskısındaki doku hissiyatı, göründüğü gibi bir deri kumaş hissi veriyor. Hacmi kalın ama tarihin ve karakterlerin yaşantısında kaybolmak garanti, su gibi akıyor roman. 2026'nın ilk favorisi Kum Tefrikaları, canıgönülden tavsiyemdir.