·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ocak 2026 17:09 Kitabın Son sözünde Zülfü Livaneli “Bu romanda benim ve ailemin hayatından izler var ama bir öz yaşam öyküsü değil. Fırtınalar arasında sarsılan, savrulan bir ailenin, Leyla, Selim ve küçük Zeynep’in hikâyesi. Bu genç insanları ve yaşamak zorunda kaldıkları acı olayları ve daha sonra "68’’ olarak anılan bir kuşağın ortak hikâyelerini anlatmaya çalıştım.” Diyerek özetlemiş kitabı…
Kitabın ismi ve arka kapak yazısından dolayı kitaptan çok şey bekliyorsunuz doğal olarak…
“Bekle Beni “68 kuşağı hikayelerinin fragmanı gibi… Yazar 68 dönemini beklenildiği gibi derinden anlatmak yerine sanki bilinçli bir şekilde yüzeysel anlatmış hissini veriyor. Yine de cümleler arasında o dönem ile ilgili çarpıcı ve can alıcı noktaları var. Katil ve düşünce suçlusunun aynı koğuşu paylaşması, düşünceyi suç kabul eden sistemin anlamsızlığı, İşkenceyi beklemenin işkenceden beter olması, işkenceden kaçmak için kendine eziyet etmeyi tercih etmesi gibi…
Cümleler arasında derin psikolojik analizle de var; işkence anlatılırken acıyı örten gülme krizleri… Gönderilen mektuplarda anlatılmayan acılar, umutlar… ”Görülmüştür” denilerek okunmuş, mahremiyeti ihlal edilmiş mektuplar yüzünden yaşanan acılar gibi…
Hikaye örgüsü ise hep yarım bırakılmış. Selim’in Leyla ile tanışması evlenmesi, Zeynep’in doğumu, Selim’in askerliği, hapse girişi, yurt dışına çıkışı hep birbirinden kopuk. Mekanlar arasındaki geçişler, karışıklıklar şaşırtıyor insanı…
Beklemenin zorluğunu, sevmenin güzelliğini, aile bağları ile kamçılanan umudu, özgür olmanın ne kadar değerli olduğunu duygusunu hissedebiliyorsunuz ama kitapta eksik olan bir şeyler var… Bunu çözemedim. Zülfü Livaneli değerli bir sanatçı ve yazar… Mutlaka bir bildiği vardır diyerek tam puan verdim.
Yazar 68 Kuşağının tamamen düşünmenin tehdit sayıldığı, sorgulamanın cezalandırıldığı bir sistemin kurbanı olduğu vurgusu yapmış… O dönemde yaşanılanların kelimelerle aktarılması zordur sanırım...