Gönderi

C'yi izlerken...
7/10
·192 syf.··
2026 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 01:48
Kitaba başlamadan genel okuyucu kitlesinin kesinlikle lise sıralarında oturan öğrencilere hitaben olmadığını belirtmek isterim. Kitabı okuyan arkadaşlarım ne demek istediğimi anlamışlardır diye umuyorum. Aylak Adam’ı okurken C’yi anlamaya çalışmadım aslında. Onu çözmeye uğraşmadım. Daha çok, onun durduğu yerde durup dünyaya oradan baktım. Çünkü C, açıklanacak bir karakter değil; katlanılacak bir yalnızlık hâli. Romanın başlarında C’nin insanlara karşı alaycı bakışı hemen fark ediliyor. Ama bu alay, yukarıdan bakan bir küçümseme değil. Daha çok, hayata fazla yakından bakmanın verdiği yorgunluk gibi. C, insanları anlamadığı için değil; onları çoğu zaman olduklarından daha çıplak gördüğü için yalnız. Bu çıplaklık, onda bir iç sıkıntısına dönüşüyor. İnsanların yüzlerine yerleşmiş maskeleri değil, arkalarındaki boşlukları görüyor. Ve bu yüzden dünyaya aykırı hissediyor kendini. “İnsanlardaki her duygu bir renktir” cümlesi, C’nin dünyayı algılama biçimini ele veriyor. Duygular tek bir renkten ibaret değil; karmaşık, geçişli ve çoğu zaman birbirine karışmış. Yalnızlık bu renklerin en baskını olabilir ama C’nin dünyasında hâlâ umut sızıyor aralardan. Belki de bu yüzden tamamen kopamıyor hayattan. Ayşe ile olan ilişkisinde C’nin sevilmediğini söylemek haksızlık olur. Ayşe seviyor; ama C’nin istediği yerden değil. Sevgi var ama derinlik yoktur. Bu yüzeysellik, C’yi incitir ama öfkelendirmez. Çünkü C, kimseyi zorla kendine benzetmeye çalışmaz. O sadece, aynı yerden bakabilmeyi ister. C’nin yalnızlığı zamanla daha anlaşılır hâle gelir. İnsanları tek tek değil, bütün hâlinde değerlendirir. Onların gerçek yüzlerine tanıklık ettikçe hepsini aynı yere koyar. Bu bir genelleme hatası değil; bir savunma refleksidir. Kendini dış dünyadan ayırır, iç dünyasında insanlara anlamlar yükler. Bu anlamlar bazen kuruntulu olsa da samimidir. Güler’e duyduğu sevgi, romanın en dürüst yerlerinden biridir. C’nin Güler’e dokunmak istemeyişi, ona kıyamayışı; sevgiyi bir sahiplenmeye dönüştürmeyişi çok sahici bir duruştur. Bu sevgi acele etmez, talep etmez, zorlamaz. Sadece vardır. Ve belki de bu yüzden kırılgandır. Kavgadan sonra Güler’in gitmesi, ilk anda anlamsız gelir. Çünkü bu gidiş, büyük bir felaketin sonucu değildir. Önceden planlanmış, konuşulmuş bir birliktelik varken Güler’in çekip gitmesi C’den çok, Güler’in kendisiyle ilgilidir. C’nin sevgisi ağır gelir ona. Bu ağırlık, taşınacak bir yük değildir. Bu noktada C’ye kızmak mümkün olmaz. Okur, C’nin yanında durur; onunla aynı çizgide kalır ve onu sessizce izler. Roman boyunca C’yi C gibi seven biriyle karşılaşmayız. Bu bir eksiklik değil, romanın gerçeğidir. C sevilir; ama anlaşıldığı yerden sevilmez. Onun yalnızlığı buradan doğar. Yalnızlık, bazen kimsesizlik değil; yanlış yerden sevilmektir. Aylak Adam bittiğinde net bir sonuç bırakmaz. Ama okurun içinde sessiz bir yankı kalır. Şu düşünce gibi: Bazı insanlar dünyaya fazla dürüst bakar. Ve bu dürüstlük, onları kalabalıkların içinde bile yalnız bırakır. Bu roman, C gibi olmayı öğretmez. Ama C’ye bakarken, insan kendi yalnızlığına daha yumuşak, daha anlayışlı bakmayı öğrenir.
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571bin okunma
·
93 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.