Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 23 Ocak 2026 00:35 Çocukluğuma dair hatırladığım ilk okumalardan biri olan Oz Büyücüsü, benim için her zaman ayrı bir yerde durdu. Yıllar sonra, genç–yetişkin bir okur olarak kitaba yeniden dönmek, metni bu kez anlatısından çok anlam katmanlarıyla değerlendirmemi sağladı.
Hikaye, Dorothy ve köpeği Toto etrafında şekillenir. Dorothy, gri ve tekdüze bulduğu Kansas’taki evinde Em Teyzesi ve Henry Eniştesi ile yaşarken çıkan şiddetli bir fırtına sonucunda kendini Oz Diyarı’nda bulur. Yabancısı olduğu bu dünyada karşılaştığı tuhaflıklar karşısında duyduğu ilk his yabancılık ve eve dönme arzusudur. Kansas’a dönebilmesinin tek yolunun Oz Büyücüsü’nden geçtiğini, iyi cadı aracılığıyla öğrenir.
Bu amaçla Sarı Tuğlalı Yol’u takip ederek Zümrüt Şehir’e doğru yola çıkan Dorothy, yol boyunca kendisine bir beyin arayan Korkuluk, bir yürek arayan Teneke Adam ve cesaret arayan Korkak Aslan ile karşılaşır. Her biri, eksik olduğunu düşündüğü bir niteliği tamamlamak umuduyla Dorothy’ye eşlik eder. Böylece bireysel bir yolculuk, ortak bir arayışa dönüşür. Kitabın olay örgüsü, bu yolculuk ve yol boyunca yaşanan karşılaşmalar etrafında ilerler.
Kitap boyunca bana en çok keyif veren unsurlardan biri, karakterlerin kendilerinde eksik olarak nitelendirdikleri özelliklerin aslında çoktan içlerinde var olduğunu, ancak bunun farkına varamamış olmalarıydı. Korkuluğun keskin zekası ve çözüm odaklılığı, Teneke Adam’ın duygusal derinliği ve Korkak Aslan’ın gerektiğinde yola çıktığı arkadaşlarını korumak için kendini öne atması, anlatı boyunca sık sık gülümsememe neden oldu. Baum aslında, “eksiklik” kavramını, bir yoksunluktan çok fark edilmemiş bir potansiyel olarak karşımıza çıkartıyor bu eserde.
Kendilerini tamamlayacak gücün dışarıda, Oz Büyücüsü’nde olduğunu düşünen bu ekip, aslında aradıkları niteliklere başından beri sahip olduklarını ancak bunu sembolik olarak doğrulayacak şeylerle karşılaştıklarında fark edebiliyor. Böylece anlatı, dışsal onay arayışından içsel farkındalığa doğru evrilen bir çizgi izliyor.
Kitap, anlatım açısından oldukça sade; yazarın edebi bir gösteriş kaygısı taşımadığı açık. Dilin önüne anlatıyı koyan bir yaklaşım benimsenmiş. Okuma boyunca bunun bir masal kitabı olduğunu ve hedef kitlenin çocuklar olduğunu kendime sık sık hatırlatsam da, yer yer daha fazla betimleme, ayrıntı ve edebi derinlik beklentisine girmediğimi söyleyemem. Buna rağmen metin, yalınlığıyla kendi ritmini koruyor.
Hikaye son derece sakin bir şekilde sona eriyor. Büyük bir doruk noktası ya da dramatik bir kapanış yok; olması gerektiği yerde ve olması gerektiği gibi bitiyor. Yine de bu sakinlik, bende hafif bir yarım kalmışlık hissi bıraktı. Biraz daha devam etmesini, karakterlerle biraz daha vakit geçirmeyi istedim. Bu sebeple 2. kitabı da alıp okumayı düşünüyorum.
Çok eskiden okumam sebebiyle Dorothy'nin ayakkabıları (bence biraz 1939 yapımı müzikal filmin de etkisiyle) kırmızı olarak aklımda kalmış. Eseri okuyunca aslında gümüş olduğunu gördüm ama sonuna kadar belki kırmızıya döner inancımı korudum. Nedendir bilmem :)
Çocuk halimden ve yıllar sonra tekrardan okumuş halimden gelen içten bir kitap tavsiyesidir. Herkese keyifli okumalar dilerim.