·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ocak 2026 12:47 Az sayfayla bir aile sorunu ancak bu kadar iyi işlenebilirdi. Ve gerçekten dilinin çok akıcı ve sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Sayfalar hızla akıp gidiyor ve karakterler arası bağ da bununla beraber güçleniyor.
Kitap boyunca sürekli kafamda kimin haklı olduğunu tarttım durdum. Hâlâ karar vermiş değilim. Belki ortada bir haklı bile yok. Ufak ufak çatlamaya başlamış ardından büyük kırıklarla dağılmış bir ailede sadece bir kişinin haksız olması da imkânsız geliyor. Kitabın aileyi bir ağaca benzetmesi ve her gerilimde, her kavgada, her ebeveyn ile çocuklar arası kırgınlıkta bir yaprağın dökülme imgesi kulağa çok mantıklı geliyor. Ağaç dediğimiz şeyin görünürde çok güçlü kudretli olduğunu toprağın altına kazılı köklerinden belli oluyor. Ben bu kökleri aile fertlerin yetişme şekli olarak yorumlamak istiyorum. Ali Rıza Bey'in yetişme şekline yani ailenin köküne baktığımızda namus, dürüst, geleneksel yaşam tarzı gibi kavramları rahatça görebiliyoruz. Ancak Ali Rıza Bey'in eşi Hayriye Hanım ile kurduğu aileye baktığımızda bunlar pek örtüşmüyor. Sanıyorum bu nedenle kitap boyunca Ali Rıza Bey bir türlü içine sinen bir aile yaşantısı süremedi.
Karakterlere de tek tek bakmak istiyorum aslında. Hikayeyi Ali Rıza Bey'in ağzından okuyoruz. Kendisi hayatını namuslu yaşamaya adıyor. Kişisel sınırları var, geleneksel yaşamın mutluluk getireceğini düşünüyor. Bir gün iş yerindeki patronunun tanıdığına yaptığı haksızlığı öğrenip iş yerinden istifa ediyor. Bana göre Ali Rıza Bey'in buraya kadar yaptığı herhangi bir yanlış yok. Haksızlıklara göz yummak haksızlığı yapanın sessizce arkasında olmaktır. Ancak Ali Rıza Bey'in ihmal ettiği bir şey daha var. O da ailesi. Zaten kıt kanaat geçinen geniş ailesini artık hangi parayla geçindirecekti? Kitabın kesinlikle gerçekçi bir kurgu olduğunu işte bu yüzden düşünüyorum. Hayatta aldığımız kararlar her alanda doğru sayılmıyor olabilir. Tek bir yönden bakılınca doğru gelen karar diğer yönlerden bakılınca kaçılması gereken bir karara dönüşebilir. İş yerinden çıkmak da bunun gibi bir şey vaziyetindeydi aslında.
Ailenin tepkisi kötü olmuştu çünkü onlar da iyi yaşam koşulları istiyorlardı. En büyük çocuk olan Şevket'in ise işe başlaması Ali Rıza Bey'i tek mutlu eden haberdi. Ailenin yükünün çocuğuna kalması onu üzse de elinden bir şey gelmeyeceğini düşünüyordu. Ben bunu hikaye boyunca hiç anlamadım. Belki de elinden birçok şey gelebilirdi. Farklı bir iş bulmayı denemedi bile. Tüm yük Şevket'te kaldı ve Şevket başta iyi ilerlese de sonra çok yorulmaya başladı.
Eve Ferhunde'nin gelmesiyle evdeki harcamalar artmış ve Şevket daha da yorulmaya başlamıştı. Evdeki kaos ise almış başını gidiyordu. Güzel ve alımlı Necla ile Leyla küçüklüğünden beri çok da dışarı çıkamamışlar Ali Rıza Bey'in isteğiyle. Onun düşüncesiyle güzel kızları dışarıda kötülüğe uğrardı ve onları korumak lazımdı. Bu iki gencin ise dışarıya merakları artmıştı. Artık isyan halinde olmaları, Ferhunde'nin gazlarıyla daha da artmıştı. Fikret ise evin ikinci annesi konumundaydı. Necla ve Leyla'nın isteklerine ulaşma çabaları onu sinirlendiriyordu. O küçüklüğünden beri ağır başlı yetiştirilmişti, evin yükünü annesiyle beraber üstleniyordu ancak kardeşleri ondan farklı olarak eğlenceli bir hayat yaşıyordu. Kardeşler arası gerilim artıyor evdeki olaylar ise birbirinin ardınca geliyordu. Bence bu evde herkes herkese bir miktar haksızlık yapmıştır.
Burada Hayriye Hanım'ı anlatmaya başlasam iyi olacak. Hayriye Hanım, çocukları arasındaki gerilimi yatıştırmaya çalışmaktan bir oraya bir buraya dönüp durmaya başladı zamanla. Çocuklar daha fazla para daha fazla eğlence diye tuttururken Ali Rıza Bey ise evden kaçmak için kahveye dadanmıştı. Hayriye Hanım çocuklarıyla arasındaki iletişimi hiç bozmamış ama aralarında gidip gelmekten de yorulmuştu. Evin birçok parçaya bölündüğünü ve kutuplaşma oluğunu görüyoruz. Bu noktada aileyi kuran anne ve baba figürüne fazlaca yük düşüyor. Bir aileyi kurmak zorsa yürütmek daha zor. Ali Rıza bey bence hiç ebeveyn rolü üstlenmedi. Eve para getirmediğinden dolayı bu kadar kötü bir muameleyi hak etmiyordu elbette ama bir noktadan sonra onun görevinin o olduğunu unutmamak gerek. Gönül isterdi ki o zamanlarda kadınlar para kazanabilsin. Ama bu mümkün olmadığı için bu görev Şevket ve Ali Rıza'nın üzerindeydi. Ali Rıza Bey'in sadece eve para getirmek gibi bir rolü yok. Evdeki kaostan sıyrılmak yerine içinde bulunmalı ve çocuklarına tavır almadan iletim içerisinde olmalıydı. Çocukların iyice cıvıttığının farkındayım. Yoksulluğu aldırış etmeden gereksiz harcama yapmak ve bununla övünmek şımarıklıktır ama sen bu çocuğu karşına alıp bir ebeveyn gibi konuşmadıkça, aksine kırılıp küsüp içine attıktan sonra kahveye gidersen, ev elbette dağılır.
Hayriye Hanım bu konuda aslında bir nebze görevini yapmış oluyor. Çocuklarıyla iletişimi kesmemiş ve dağılan evi için çözümler bulmaya çalışıyor. Ancak yanlış yaptığı birçok şey var. Kendisinin bir birey olduğunu, en önemlisi evin annesi olduğunu unutmuş durumda. Çocukları ne isterse haklarıdır diye düşünmek yanlış. Ortada yanlış yapılan bir şey varsa belirtmek ve çocuklarla arayı bozmadan dizginlemek gerekir. Bunu yapmadığı için yine ailenin parçaları un ufak oluyor ne yazık ki.
Çocukların kişilikleri zor. Hepsi farklı bir şey istiyor hepsi ailevi duygularla değil içlerindeki hırs öfkeyle büyüyor. Yani bu aileyi yıkıma daha da hazır hâle getiriyor.
Ben bu ailede tahammül, ince düşünce göremiyorum. Çocuklar şımarık davranıyor, baba en ufak hatada çocuklara rest çekiyor anne ise arada kaynıyordu. Kutuplaşmanın olduğu empatinin uzak kaldığı bir aile de böylece yapraklarını dökmüş bulundu.