Evet, İsyan – İsmet Özel’in 1969’da, 25 yaşında, askerden yeni dönmüşken yayımladığı kitap, Türk şiirinde bir kırılma anı gibi durur. o halde klişe “toplumcu gerçekçi + İkinci Yeni karışımı” formülünü, solcu genç şair klişesini bir kenara bırakalım. Bu kitap, şiirin “anlaşılır olma” ile “şiir olma” arasındaki o lanet olası ikiliği parçaladığı yerdir – Özel’in kendi ifadesiyle, Şattülarap gibi iki nehrin tek yatakta birleşmesi.
Şiir, politik olanı estetik olanla zehir gibi karıştırır. Ama bu zehir romantik bir başkaldırı zehri değil; daha çok asfalt kokulu, nal sesli, demir sağnaklı bir öfke. “Evet, İsyan” şiirinin açılış dizeleriyle başlar her şey:
Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
onu yaralar kıpırdatıyor ve o sertelmektedir yaralardan
kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
Burada aşk ile isyan aynı damardan kanıyor.
Sevdiğin kadın/yaralanmış halk/yaralanmış tarih, hepsi aynı bedende.
Nal sesleri hem devrimci atlıların hem de içindeki vahşi bir cinselliğin sesi.
Özel burada eril bir isyanı ilan ederken aynı anda o erilliğin yaralanmışlığını da sergiliyor – bazı yorumcuların “erkekliğin yok edilmesi” diye okuduğu şey tam da bu:
İsyanın kendisi erkeği tüketiyor, boşaltıyor, yaralıyor.
Kitabın geneline bakınca:
Şiirlerde yıkım fiili çok geçer: yıkmak, kırmak, parçalamak.
Ama bu nihilist bir yıkım değil; bir tür temizlik ayini. Asfalt yakıyor genzi (kapitalist moderniteyi simgeliyor), yollar çamurlu, gökyüzü hırpalı.
Halk figürü hem kale hem açık hedef: “Halksa kal’am, onu kal’a kılan benim.” Halkı yüceltirken aynı anda onun eksikliğini, körlüğünü, edilgenliğini de yüzüne vuruyor. Bu yüzden bazı solcular Özel’i “halka tepeden bakmakla” suçladı; halbuki o, halkı romantize etmeyi reddediyordu.
Aşk, devrimci bir tensellik kazanıyor. Göğüs, kasık, nal sesi, güneşler boşalan yaralar… Beden politikleşiyor, politika bedenselleşiyor. Bu, 68 ruhunun Türkiye’deki en çıplak, en sert ifadesi belki de.
Evet, İsyan’ın asıl gücü, şiirin “mesaj” ile “biçim” arasındaki gerilimde patlamasıdır.
Özel, o gerilimi çözmüyor; onu kötücül bir hazza çeviriyor.
Okurken genzin yanıyor, çünkü asfalt kokusu burnuna doluyor; ama aynı anda o asfaltın altında bir yerlerde hâlâ nal sesleri duyuluyor – yani hâlâ bir şey kıpırdanıyor, hâlâ serteliyor bir şeyler.
Bugün geriye bakınca kitap, Özel’in daha sonraki “İslamcı” evresinin tohumlarını da taşıyor aslında.
Çünkü o isyan, ideolojik bir kutuya sığmayan, varoluşsal bir itaatsizlik içeriyor.
Devrimci olduğu için İslamcı oldu demesi boşuna değil; ikisi de aynı kaynaktan, aynı “hayır” deme kudretinden besleniyor.
Kısaca:
Evet, İsyan, Türk şiirinde “anlaşılır şiir” ile “güzel şiir” arasındaki sahte ayrımı ilk defa kana bulayan kitaptır. O kan hâlâ kurumadı; hâlâ bazı dizelerde nabız atıyor. Ve evet – hâlâ isyan ediyor. Eğer bu şiir seni hâlâ yakıyorsa, hâlâ “serteliyorsa”, demek ki makina dili onu henüz tamamen yutamamış.