Bu kitaptan önce Zeynep Kaçar’in “Kabuk” kitabını okudum. O kitabı bitirdiğimde de aklıma aynı düşünceler gelmişti: İnsan anlaşıldığı sürece insan olmaya devam ediyor.
Anlaşılmak ve anlaşıldığını hissetmek bizim aslında en gerçek ve en temel ihtiyacımız. Görülmediğimiz duyulmadığımız bir evrende var olmak istemiyoruz. Görülmediğimiz yerde hırçınlaşıyor, kabuğumuza çekiliyoruz.
Kim olursak olalım, zekamız veya statümüz ne olursa olsun, bir başkasının zihninde ve kalbinde yer kapladığımızı bilmek istiyoruz. Mattis’in kuşla kurduğu bağda aradığı da aslında buydu: Yargılanmadan duyulmak. Birbirimize olan toleransımızı yitirdiğimizde, karşımızdakini yaşayan bir ruhtan ziyade bir nesneye dönüştürüyoruz. Oysa görülmediğimiz bir dünyada var olmaya çalışmak, insanın ruhunda onarılması güç hasarlar bırakıyor.
Bir umut..