Abşalom, Abşalom!’da Faulkner, geçmişi anlatmaz; onun etrafında dolaşır. Olan biten hiçbir zaman tam olarak netleşmez, çünkü romanın derdi olaylar değil, hafızadır. Thomas Sutpen’ın kurmaya çalıştığı düzen, Güney’in sınıf ve ırk üzerine kurulu hayallerini taşır ve bu hayaller gibi kaçınılmaz biçimde çöker. Faulkner, geçmişin geride kalmadığını; anlatıldıkça şekil değiştiren, susuldukça ağırlaşan bir yük olduğunu hissettirir.