Gönderi

8/10
·924 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 19:00
#Simonedebeauvoir Fransız feminist yazar, gazeteci ve filozof. Kadınların henüz adım atmaya cesaret edemediği alanlarda öncü olmuş; yalnızca eserleriyle değil yaşam biçimi ve ilişkileriyle de dikkat çekmiş bir isim. Çevresinin ona taktığı “Cesur” lakabını fazlasıyla hakeden kadınlardan biri. Aynı zamanda Jean Paul Sartre’ın uzun soluklu sevgilisi ve özgür ilişki anlayışıyla sürdürdüğü hayat arkadaşı olarak da tanınıyor. Henüz okumadığım ama okumak istediğim ismiyle bile iddiasını hissettiren “Kadın: İkinci Cins” serisi listemde. Ayrıca “Sade’i Yakmalı mı?” kitabı da uzun süredir merak ettiğim bir eseri. Tavsiye olarak gelen “Bütün İnsanlar Ölümlüdür” kitabının da konusu oldukça ilginç görünüyor. Çincede “Aydınlar” anlamına gelen “Mandarinler” Goncourt Ödülü kazanmış olmasına rağmen Katolik Kilisesi tarafından yasaklanmış bir roman. Yayımlandığı dönemde Fransa’da hem politik içeriği hem de entellektüellerin tarihi olaylar karşısındaki sorumluluklarına dair olan eleştirel yaklaşımıyla da oldukça ses getirmiş. On iki bölüme ayrılan kitabın tek numaralı bölümleri Henry karakteri ekseninde, tanrısal bakış açısıyla anlatılırken; çift sayı olan bölümler doğrudan Anne karakterinin ağzından birinci tekil şahıs olarak ilerliyor. Mekan ağırlıklı olarak Paris kısmen de Amerika. Olay örgüsü yazarlar, gazeteciler ve siyasetçiler çevresinde şekillenen ilişkiler üzerinden ilerliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Nazilerin Paris’ten çekilmesi ile birlikte, bir grup aydının politikaya yönelmesi merkeze alınıyor. Eser yazarın hayatından yarı otobiyografik izler taşıyor. Karakterlerin, Anne (Beauvoir), Robert (Satre), Henri (Albert Camus) ve Lewis (Nelson Algren) temsil ettiği söylense de yazar bu yorumları kabul etmemiş. Zaten romanda gerçek hayattan bilinçli sapmalar mevcut. Kitapta özellikle Henri eksenli bölümlerde politik tartışmalar ön plandayken; Anne’nin kısımlarında varoluş felsefesi ve iç monologlar yoğun. Bana göre romanın en etkileyici kısmı da Anne ekseninde ilerleyen kısımlardı. Bu durum, benim politik metinlere olan mesafemden kaynaklanmış da olabilir. Nazi Almanyası, savaş sonrası dönem, Yahudi soykırımı, SSCB-Amerika arasındaki soğuk savaş eserde bahsi geçen konular. Ayrıca sosyalizm ve komünizm arasındaki ince çizgi de derinlemesine işlenmiş. Kitabın yaklaşık ilk yarısına kadar defalarca yarım bırakmayı düşünsem de kitap zevkine güvendiğim arkadaşlarıma olan inancımla devam ettim. İyi ki de ermişim. Yaklaşık 450. sayfadan itibaren roman beni tamamen içine çekti; özellikle son iki bölüm oldukça şaşırtmacalı ve sürükleyiciydi. ️Buradan sonrasında tad kaçıran spoiler olabilir. Anne, bir psikolog ve siyasetçi- yazar Robert’la evli, bir kızları var: Nadine. Nadine son derece burnunun dikine giden asi bir genç kız. Ayrıca kısa süreli ama derin bir aşk yaşadığı yazar Lewis de romanın önemli bir karakteri. Eski şarkıcı Paule, Anne’nin yakın arkadaşı ve yazar-gazeteci Henri’nin sevgilisiydi ama aşk bitince bunu kabullenemedi ve saplantılı şekilde Henri’e bağlı kalmaya devam etti, çok acı çekti ama sonra psikanalizi kabul ederek tedavi gördü ve iyileşti. Henri ise Nadine ile evlendi ve bir çocukları oldu: Mary. Elbette bu 924 sayfalık kitapta daha birçok karakter ve hikaye var.
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
·
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.