Puan vermedi·280 syf.····Okunma: 24 Ocak 2026 09:06 “Çiftlikte yaşayan Güney Afrikalı bir ailenin dağılma hikayesi”… kitabın arkasında böyle yazıyordu… bir ailenin dağılma hikayesi. Aile hikayeleri beni hep çok etkilemiştir. Baştan sona bir ailenin geldiği noktayı görmek buna tanık olmak insana farklı bakış açıları kazandırıyor. Yanlışın nerede olduğunu neler değişseydi her şey daha farklı olurdu net bir şekilde görebiliyorsun. Kitabı bitirdikten sonra kendimi hep aynı şeyleri düşünürken buluyorum; birbirleriyle konuşabilseydiler, birbirlerini anlayabilseydiler, daha şeffaf olabilseydiler bir şeyler değişir miydi? Dertleşebilecek, danışabilecek birilerine ihtiyaçları vardı ve bunu hiçbir zaman bulamadılar. Herkes kendisi için yaşadı ve kendisi için tek başına ölüp gitti. Ben burada yanlış inançların da etkili olduğunu düşünüyorum aslında. Hiçbir şeye inanmıyor olmak ya da yanlış bir şeylere inanıyor olmak insanı daha büyük bir çıkmaza sürüklüyor. Eğer iman etmiş olsalardı her şey bu kadar trajik olmayabilirdi. Benim fikrim
En son Anton’un yaşadığı farkındalık çok gerçekti aslında ellili yaşlarında ‘ömrünü ziyan ettiğini’ farkettiği o an. “günün birinde yapacağından bir zamanlar emin olduğu şeylerin hiçbirini yapamayacaktı.”
İnsan gençleşmiyor tabii. Hepimiz ellili yaşlara doğru ilerliyoruz ve bu yaşlara geldiğimde Anton gibi bir farkındalık yaşamamak için elimden geleni yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Ömrümüzü ziyan etmeye hakkımız yok…
Kitabı sevdim. Yazarın iğneleyici üslubu hoşuma gitti. Özellikle kiliseleri, rahipleri ve siyasetçileri iğnelemesineyse bayıldım. ‘Hepinizin ne mal olduğunu biliyoruz’ dilini çok yerinde kullanmış. Anlayana..