Puan vermedi·592 syf.····Okunma: 24 Ocak 2026 12:07 Körburun, bir ada hikâyesi gibi başlar ama aslında bir toplumun, bir hafızanın ve insanların susarak biriktirdiği acıların romanı. Hikmet Hükümenoğlu, hayali bir mekân üzerinden Türkiye’nin yakın tarihine, bireylerin iç çatışmalarına ve kuşaklar arası kırılmalara cesurca bakıyor.
Romanın en güçlü yanı, üç kuşağı kapsayan anlatımı. Zaman ilerledikçe yalnızca olaylar değil, insanların suskunlukları, korkuları ve vazgeçişleri de devralınıyor. Körburun Adası, dış dünyadan kopuk gibi görünse de aslında ülkenin yaşadığı politik ve toplumsal sarsıntıların küçük bir yansıması. Bu ada, kaçış değil; yüzleşme yeri bence.
Hükümenoğlu’nun dili gösterişli değil ama derin ve sarsıcı. Karakterler kusurlu; iyi ya da kötü diye ayrılmazlar. Okurdan empati değil, anlama cesareti istiyor . Roman boyunca sıkça hissedilen şey şu:
İnsan bazen kötülüğü isteyerek değil, susarak büyütür.
Kitap, özellikle tarihsel olayların birey hayatlarında açtığı görünmez yaraları başarıyla işler. Politik arka plan asla didaktik değildir; gündelik hayatın içine sızar. Bu da romanı bir “tarih dersi” olmaktan çıkarıp güçlü bir edebiyat metnine dönüştürüyor
Körburun kolay okunan bir kitap değil. Çok sayıda karakter, geri dönüşler ve uzun anlatım sabır ister. Ancak bu sabrın karşılığı, hafızası olan, kalıcı bir roman deneyimi
Sonuç olarak
Körburun, unutmayı değil hatırlamayı seçenler için yazılmış bir roman. İnsan ruhunun karanlık köşelerine, toplumun bastırdığı gerçeklere ve geçmişle hesaplaşmanın kaçınılmazlığına dair güçlü bir edebi tanıklık.
Derinlik seven, karakter romanlarından hoşlanan, “kolay” değil “etkili” metin arayanlar için.