·264 syf.····Okunma: 23 Ocak 2026 21:45 Nefis, nefis bir kitap “Beni Götürmediğin Yer”. İtalyan yazar Maria Grazia Calandrone, kendisini sekiz aylık bir bebekken terk eden annesinin hikayesinin peşine düşüyor bu otobiyografik romanda. Konusunu böyle özetleyince vıcık vıcık bir dram okuyacağınızı sanabilirsiniz ama asla öyle bir kitap değil, baştan bunu söyleyeyim.
Calandrone derlediği tanık hikayelerinden, haberlerden, arşivlerden hareketle annesinin hayat hikayesini yeniden anlatıyor. İtalya’nın taşrasında, büyük toprak sahiplerinden biri için çalışan maraba bir ailenin kızı Calandrone’nin annesi ve ailesi tarafından ekonomik sebeplerle hiç istemediği bir evliliğe zorlanıyor. Devamını anlatıp tadını kaçırmayayım ama şu kadarını söyleyeyim, yazarın annesinin hayatı baştan sona sınıf ve cinsiyet eşitsizliğinin ibretlik öyküsü. Toplumsal normların ve büyük ölçüde buna bağlı olan yasaların daha eşit, daha adil olduğu şartlarda bambaşka olabilecek bir hayat öyküsü. Dolayısıyla bu hayat öyküsüyle beraber bir dönem İtalya’sının siyasi ve toplumsal portresini de çiziyor yazar, hem de muazzam yapıyor bunu: İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki siyasi atmosfer, Mussolini dönemi, bir yandan feodal düzenin devam ettiği taşra diğer yanda sanayileşmenin hızla tırmandığı büyük kentler ve birinden diğerine göçün sosyolojik sonuçlarını didik didik ediyor. Bu esnada Pasolini, Rossellini, Dino Buzzati gibi sevdiğim yazar ve yönetmenleri, onların eserlerinin bu dönemlere temas etmesi de ayrıca zenginleştirmiş metni.
Tüm bu sosyal ve siyasi arka planın yanında duygusal açıdan da çok yoğun bir metin bu; çok, çok etkilendim. Annelik üzerine, adaletsiz düzen ve bunun insanı mecbur ettikleri üzerine çokça düşünüyorsunuz okurken. Dışarıdan önyargılarla yaklaştığımız hikayelerin içeriden nasıl bambaşka olduğunu, bazen bırakıp gitmenin daha büyük ‘fedakarlık’ olabileceğini görüyor ama bunu bir ‘fedakarlık’ haline getiren şartlara da kahroluyorsunuz. Ama bunu öyle güzel bir anlatımla yapıyor ki yazar bir arkadaşına hikayesini anlatıyormuş gibi samimi, dramatize etmeden şiirsel olmayı başarıyor; dolayısıyla anlattıklarını içinizde derinden hissederek okuyorsunuz. Bir koldan da kitabı yazma hikayesini anlatan yazar son bölümde annesinin ve kendisinin iç dünyasını açıyor okura, ki bu kısımlarda ayrıca gözleriniz doluyor, boğazınız düğümleniyor.
Çok, çok beğendim. Israrla tavsiye ederim.