Bu kitabı ilk elime aldığımda, içerisinde ki öyküde bir marangozla, demirciyle veya unutulmaya yüz tutmuş bir meslek erbabıyla karşılaşacağımı zannediyordum.
Fakat öyle olmadı.
Zanaatkatımız bir yankesiciydi. İhtiyar yankesici açlık ve sefalet içinde hayata tutunmaya çalışmaktadır. Ama o dünyadan fazla bir şey istemez. Onun istekleri bile kendisi gibi garibandır. Ayağını soğuktan koruyacak bir ayakkabı, bir parça ekmek ve bir bardak süt...
Diğer öyküde ise, gündelik yaşamın sıradanlığından sıkılan, burjuva kimliğini bir günlüğüne kenarıya bırakan kahramanımız, hayatının eski günlerine yani özgürce sevebildiği ve sıradan olduğu zamanlara geri dönüyor.
Bana en çok dokunan ise, birinci öyküde ki ihtiyar yankesicimiz acımasız ve tehlikelerle dolu dünyasında hayata tutunmaya çalışırken, diğer yanda burjuva sınıfının süslü leydisi sırf hipodroma gitmesi için özel olarak diktirdiği elbisesi gelmedi diye bütün dünyası yok olmuş gibi davranıyor.
Bu eser bana dünyanın iki farklı yüzünü gösterdi. Bir tarafta açlıktan ve sefaletten sürünenler, diğer tarafta ise bolluğun ve refahın arasındaki küstah zenginler.
Keyifli Okumalar Dilerim.
Saygılarımla.A O K23/01/2026Bir Zanaatla Beklenmedik KarşılaşmaStefan Zweig