Bana 19. yüzyılda toksik ve hırs dolu bir ilişkinin nasıl olduğunu göster deseler işte bu kitabı okuyabilirsin derdim. Bu nasıl bir kitaptı, nasıl bu kadar hızlı okutabildi kendini hâlâ hayret içerisindeyim!
Realizm akımını iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kitap yazmış Stendhal. Bir insanın kendi hırs ve ihtiraslarının nasıl kurbanı olabileceğini, yükselme arzusunun, gururun ve kibrin insanın psikolojisini nasıl çökertebileğini gerçekçi bir şekilde anlatmış. Dönemin siyasi tarihini ve toplumsal özelliklerini de her noktasında eklemiş ki romanın ayna özelliği kaybolmasın...
Kitap üç ana bölümden oluşuyor ve bize Julien'in hayatının farklı aşamalarını gösteriyor ama bu aşamaları görmeden önce Julien'in kişiliğini iyi analiz etmemiz gerek. Çünkü tüm hikâye Julien'in merkezinde geçiyor.
Ben Julien'i okurken Adler'in sosyal psikoloji çerçevesinde analiz ettim hep. Julien kestereci bir babanın çocuğu, işçi bir ailenin içerisine doğmak ve babasının kardeşlerine davrandığı gibi Julien'e davranmaması onda bir aşağılık kompleksi meydana getiriyor. Bu kompleksi kapatabilmek içinse beraberinde üstünlük eğilimini oluşturuyor. Dolayısıyla kendini zeki, hırslı, gururlu ve yükseklerde gören Julien saygın bir konuma erişebilmek adına papaz/rahip olma yolunu kullanmayı seçiyor. Eğer kiliseyi kullanırsam belki bir şekilde asker olma hayalime ulaşırım ve Napolyon gibi olabilirim, diyor. İşte bu arzu şu aşamalar hâlinde sunuluyor bize:
1) Mösyö de Renal'in evinde çocuklarına öğretmenlik yapması
2) Papaz okuluna gitmesi
3) Paris'te seçkin, soylu bir ailenin başındaki Markiz'in yanında sekreterlik yapması
Bu uğurda Julien çeşit çeşit insanların içerisine giriyor, yeri geliyor aşağılanıyor yeri geliyor övülüyor. İnsanların çıkarcı, ikiyüzlü davranarak yükseldiğini fark ediyor. Ama