·141 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ocak 2026 23:14 Bir kitabı okurken aynı anda ne kadar duyguyu yaşayabilirsin? Ve Bu bir roman değil de, tarih/sosyolojik inceleme ise...
Bazen ağladığım, bazen öfkeden kitabı okumayı bıraktığım, bazen bir İslam davetçisi olarak umutsuzluğa daldığım, bazen içimi kemiren çaresizliği yaşadığım, en çokta neden İslam Davetçisi/ Adanmış olduğumu anladığım bir kitap oldu benim için.
“Bilinçsiz öfke, zalimin işine yarar.” der Ali Şeriati. Eğer batıdan ve batıyı güçlü kılan emperyalizmden nefret etmek istiyorsan önce bilgi sahibi olman gerek. Bilmediğin şeyi seversin ta ki, emperyalizm silahı ile senin kapına gelene kadar. O zaman da bilmediğin için yanarsın ama artık çok geçtir...
İşte yazar kitabında bu farkındalığı ortaya koyuyor.
Bu kitabı okumak içimdeki devrimci duygularımı harekete geçirerek, neden İslam düşmanları ile hiç yorulmadan savaşmam gerektiğini bir balyoz gibi hatırlattı bana. Özellikle günümüzde tek ideali Influencer olmak olan gençliği düşündükçe, Batı'nın Afrika'daki açıktan sömürünün tecellisini Türkiye'de de görmek mümkün. Elimize sosyal medyayı vererek, yalancı Batı güzelliğini, medeniyet algısı yapan edeniyetlerini sevdirerek, gençliğin imanını işte bunlarla çaldılar ve bugün Türkiye'deki müslüman gençliği de harap ettiler...
Kitapta tam da bu konuyla ilgili, Kıymetli Hocamın da bahsettiği bir paragraf var;
"Önceleri biz toprağa sahiptik. Onlar misyonerler) ellerinde İncili taşıyorlardı. Gözümüzü açıp kapadık, bir de baktık ki; onlar toprağa sahip oldular. Bizleri de ellerimizdeki İncil ile başbaşa bıraktılar. Onlar gözümüzü göğe dikmemizi istiyorlardı ki kendileri istedikleri gibi topraklarımızı alabilsinler."
İşte Batı böyledir. Senin dinini inancını elinden alıp onun yerine kendilerinin meydana getirdiği ideolojilerini dayatmak isterler. Bir ülkeyi işgal etmek, bir kıtayı sömürmek istiyorsa bunu önce "demokrasi" sonra da "İslam kahrolsun" söylemi ile yaparlar.
Kendi igrençliklerinin üzerine mala yaparak kapatacabileceklerini zannederler. Elbette bugün herkes nefsine hoş geldiği için Batı'nın şeytani yüzünü görmemektedir. Ama batı hiç bir zaman iyi olmadı, özellikle de Müslümanlara karşı. Afrika bunun en büyük delilidir.
İç savaşların çıkmasına, milyonlarca Müslümanın öldürülmesine, misyonerliğin bir bit gibi yayılıp çoğalmasına, müslümanların ise önce dinsiz, sonra dilsiz sonra da kendi öz yurtlarında köle gibi olmalarına sebep olan güç Batıdır; yani Amerika, İngiltere Fransa Belçika ve diğer Avrupa ülkeleri... Ve elbette ki, her taşın altından çıkacak pis Yahudi...
Hattâ Batı ve kindar, zalim Yahudi; o kadar yüzsüz, vahşi ve kana aç bir yaratık gibidir ki; kendi yaptığı sömürgeleri, savaşları pazarlayacak, kendini ak kaşık gibi sunacak kadar.?! Ruanda'da bunu çok net görebiliyoruz...
Kitabımızda Afrika'nın geldiği son hali şöyle anlatır;
" İşte böylece çeşitli yöntemlerle bir taraftan Afrikalı Hristiyanlara Afrikalı Müslümanlar arasında, diğer taraftan da tüm Afrikalılarla Müslüman Araplar arasında düşmanlık duyguları körüklenmektedir. Arapların Afrika'lıların emri altına girip onların kölesi haline gelmeleri için büyük çapta çalışmaların yürütüldüğü herkesin malumudur.
Örneğin Adis Ababa'daki meşhur salonlarda, kişinin ilk olarak hemencecik dikkatini çeken şey; dahili merdivenin yanındaki camekanda yer alan bir resimdir. Bu renkli resimde başında igal bulunan bir Arap, birbirine zincirlerle bağlı Afrikalı bir zenci topluluğunu önüne katıp götürmektedir. Bu resmin yanı başında bulunan bir diğer resimde ise, bu zenciler, ellerindeki ve ayaklarındaki bağları çözüp azgın ve zorba Arabın pençesinden kurtuluyorlar. Tancanika'daki Dârü's- Selam kentindeki müzenin hemen hemen yarısı bu anlamı tasvir eden resim ve fotoğraflarla doludur. Deniliyor ki, günümüzün Afrika insanına, İslâmiyetin tehlikeli olduğu öğretilmekte, havsalası bu mealdeki düşüncelerle doldurulmakta, kendisine Müslüman bir Arabın tehlikesinin komünistin tehlikesinden daha fazla olduğu telkin edilmektedir."
İşte bugün günümüzde Arap düşmanlığı yaparak Filistin'i yalnız bırakmak isteyenler gibi.
Eğer bir kıtanın dininin, dilinin yok oluşunu gözlemlemek istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumanız gerekir.
Afrika bir günde böyle açlıktan, dinsizlikten mahvolmuş hale gelmedi. Bu dramın arkasında hangi eller var, görmek gerekiyor.
Peki müslümanlar neredeydi?
Her bir paragrafta, misyonerlerin yayılmasını, iç savaşın çıkarılma bahanesini, sömürgeyi okurken sürekli aklımdaki soru, " MÜSLÜMANLAR, KARDEŞLERİ BU HÂLDEYKEN NEREDEYDİ? MÜSLÜMAN LİDERLER NEDEN BU VAHŞETE, SOYKIRIMA, BU YOK OLUŞA, ZULME GÖZ YUMDULAR YA DA ORTAK OLDULAR?!"
Bugün 21. Yy da, bilimin teknolojinin ilerlediği, özgürlüğün (güya kime neyeyse) arşa çıktığı şu çağda, müslümanların gücünün o günden daha çok olduğu bir dönemde, yani bugün de; Filistin için aynı şey yapılmıyor mu???
O gün daha kötüydü belki, çoğu yerde bu soykırım görüntüleri dahi yaygın değildi, belki Türkiye de kendi derdindeydi, tüm Dünya da geri kalmışlık vardı, Afrika görülemedi belki. Ama bugün sosyal medyada her geçen gün gözlerimizin önüne serilmekte Filistin, ve yine Afrika/Sudan..
Yine de müslümanlar suskun.
Demek ki çağ değişse de Zulme sessiz kalan, zulme " لا" diyemeyen müslümanlar hep var olmuş. O gün atalarımız Afrika için bir şeyler yapabilirdi derken, bugün bizler Filistin, Sudan ve daha nicesi için ne yapıyoruz?! Bizden sonraki nesiller de bizden hesap sormayacaklar mı?
Gafletten hâlâ uyanmayan, dinini davasını kavgasını bilmeyen müslüman olur mu??
Tek derdi kendi geleceği, kendi midesi olan müslümanlar nasıl olur da diğer zulüm altındaki mazlum müslümanları kurtarabilir ki zaten?
Bugün müslüman olarak kendimize sormamız gereken en önemli soru belki şu; "Ben niçin yaratılmıştım ve şuan ne yapıyorum?!"
Her müslümanım diyenin okuması gereken bir kitap; "Afrika Dramı"
Çünkü sadece Afrika'yı, bir kıtayı değil, İslam'ın nasıl yok edilmek istendiğini anlatıyor.
Ve son olarak şu paragraf ile bitirmek istiyorum;
" Kilise kuruluşlarının ve sömürgeciliğin Sudan topraklarına ekip de, bugün Sudan'a acı çektiren, ülkenin hayatını zindan eden ve Sudan'ı her an bōlünme korkusuyla tehdid eden tohum, meğer ne zehirli bir tohummuş?! Aslında bu, Afrika devletlerinin tümünün değişmez dramıdır.. (işgal altındaki tüm Müslüman ülkelerin) Aynı tohum.. Aynı meyve.. Aynı çiftçi: Sömürgecilik ve Misyonerlik.. Çiftliğin bekçileri ise bizim yöneticilerimiz.. Bu yöneticiler de çiftçinin, aç kuşlara karşı, henüz boy vermemiş bitki ve tohumlarını korumak amacıyla tarlasının ortasına diktiği korkuluklardan farksızdırlar."
Aydınlanmak için, Temiz akıl için
OKU!?