Bir kitabı okurken aynı anda ne kadar duyguyu yaşayabilirsin? Ve Bu bir roman değil de, tarih/sosyolojik inceleme ise...
Bazen ağladığım, bazen öfkeden kitabı okumayı bıraktığım, bazen bir İslam davetçisi olarak umutsuzluğa daldığım, bazen içimi kemiren çaresizliği yaşadığım, en çokta neden İslam Davetçisi/ Adanmış olduğumu anladığım bir kitap oldu benim için.
“Bilinçsiz öfke, zalimin işine yarar.” der Ali Şeriati. Eğer batıdan ve batıyı güçlü kılan emperyalizmden nefret etmek istiyorsan önce bilgi sahibi olman gerek. Bilmediğin şeyi seversin ta ki, emperyalizm silahı ile senin kapına gelene kadar. O zaman da bilmediğin için yanarsın ama artık çok geçtir...
İşte yazar kitabında bu farkındalığı ortaya koyuyor.
Bu kitabı okumak içimdeki devrimci duygularımı harekete geçirerek, neden İslam düşmanları ile hiç yorulmadan savaşmam gerektiğini bir balyoz gibi hatırlattı bana. Özellikle günümüzde tek ideali Influencer olmak olan gençliği düşündükçe, Batı'nın Afrika'daki açıktan sömürünün tecellisini Türkiye'de de görmek mümkün. Elimize sosyal medyayı vererek, yalancı Batı güzelliğini, medeniyet algısı yapan edeniyetlerini sevdirerek, gençliğin imanını işte bunlarla çaldılar ve bugün Türkiye'deki müslüman gençliği de harap ettiler...
Kitapta tam da bu konuyla ilgili, Kıymetli Hocamın da bahsettiği bir paragraf var;
"Önceleri biz toprağa sahiptik. Onlar misyonerler) ellerinde İncili taşıyorlardı. Gözümüzü açıp kapadık, bir de baktık ki; onlar toprağa sahip oldular. Bizleri de ellerimizdeki İncil ile başbaşa bıraktılar. Onlar gözümüzü göğe dikmemizi istiyorlardı ki kendileri istedikleri gibi topraklarımızı alabilsinler."
İşte Batı böyledir. Senin dinini inancını elinden alıp onun yerine kendilerinin meydana getirdiği ideolojilerini dayatmak isterler. Bir ülkeyi işgal