Puan vermedi·224 syf.··Beğendi
· İnsanlar bana gelip diyor ki: ‘Çok fazla dua ediyorum ama Allah dualarıma cevap vermiyor!’ Her şeyden önce, şunu kabullenin, Allah sadece size değil, tüm âleme veriyor. Hem iman edenlere hem de iman etmeyenlere veriyor. Onların da işleri, çocukları, mutluluğu, sofrada yemekleri, terfileri oluyor; onlar da hastalanıyorlar ve şifa buluyorlar. Yani, dua eden de etmeyen de bu dünyada sıkıntı ve zorluk çekiyor. Allah ikramını ve ihsanını sadece inananlara da inanmayanlara da veriyor. Hiç durmadan ihsanda bulunuyor ve ne zaman vereceğine de o karar veriyor.
"Aşikar ki, insanlar cennet için yaratılmışlar. İlk mekanımız cennetti, bizler oradan buraya, yeryüzüne getirildik."
"Bağırmaya başladıysanız bu kaybettiğinizin ve söyleyecek sağlam bir sözünüz olmadığının kanıtıdır."
Birinin yardıma ihtiyacı olduğunda, geçinebildiğiniz insanlara yardım etmeyi düşünür, anlaşamadıklarınızı bir kenara koyarsınız. Onları atlarız. "O amcam mı? Yok, yok. Ona bir şey düşmüyor. Zekat mı? Başka bir yere veririm. Halama biraz sadaka vereceğim, ama amcama?! Hayatta olmaz. Gıcık oluyorum ona."
Eğer yardıma ihtiyaçları varsa ister onları sevin ister sevmeyin ister kavgalı olun ister olmayın, eğer yardımı hak ediyorlarsa onlara el uzatmak mecburiyetindesiniz. Ve Allah bu inanılmaz ayette "Ve âti ze'l kurbâ" buyurduktan sonra "emvâlek"5 yahut "mâlek"6 buyurmuyor; diyor ki "hakkahû", "hakları olanı verin". O kişinin kendi hakkını verin!
Kendilerinin kız evlada sahip olmasının bir aşağılama olduğunu düşünürlerdi, fakat kızları Allah'a isnat etmekte hiçbir sorun görmezlerdi.
"Rabbiniz erkek çocukları size seçip ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi?"
Kimsenin vergi vermeyi sevmemesi ve herkesin elinden geldiği kadar az vergi vererek paçayı yırtmayı tercih etmesine benziyor bu durum. Allah’a zekat vermek, sadaka vermek, kurban adamak, hatta zamanından vermek bile sadece zorunda olduğun için ve geri kalan hayatını kendin için yaşayabil diye yaptığın şeylerdir. İşte ayette bahsedilen ve Allah’ın haklarında “kendileri için istemediklerini Allah’a adıyorlar” yorumunu yaptığı insanların hastalıklı zihniyeti bu şekilde.
Gururunuz gerçekten de o kadar değerli mi? Öfkeniz hakikaten Allah'ın size vaad ettiklerini elde etmek için çabalamayacağınız kadar ağır mı?
"Hem kendimiz, hem de çocuklarımız için hayatı çirkinleştiriyoruz; bu dinin güzelliğine dönmemiz gerekiyor."
Bir kız evladı gereği gibi takdir etmediğinizde, aslında kendisi vasıtasıyla bu dünyaya geldiğiniz annenizi takdir etmemiş sayılırsınız.
"Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir."
(İsra Suresi 17: 27)
Müslümanlar olarak şüpheli yollardan para kazanıp da kendimizi suçlu hissettiğimiz zaman gidip bir camiye infakta bulunuyoruz. Çünkü içimiz rahat etmiyor. Kesinlikle haram olduğunu bildiğimiz halde tekel mağazası olan, üstüne üstlük bir de içeriye sayısal loto makinesi yerleştirmiş bir dükkan sahibi, sırf kasanın arkasına Ayete'l Kürsî levhası astı diye her şey yolunda mıdır? Pekâlâ değildir. Şimdi o adam şarap satıyorum diye kendini suçlu hissediyor, Ramazan gelince on bin dolarlık çek infak ediyor camiye. O kirli para bir kez mescide, mescidin duvarlarına yahut halılarının temizliğine bulaştı mı, artık yıllar içerisinde o mescitte kavgaların bir türlü bitmemesine, kimsenin bu dalaşı üstlenmemesine, her türlü çekişmenin boy göstermesine, insanların birbirlerini sevmemesine ve gerginliğin hat safhaya ulaşmasına hiç şaşmamak gerekir.
Pekala, eğer erkekler için bir gezi varsa, o zaman kızlar için daha iyi bir gezi olmalı. Çünkü eğer cenneti o kadar murad ediyorsanız, ailenizdeki kızları ve erkekleri ayrıştıramazsınız. Bir baba olarak her iki tarafa eşit sevgi vermelisiniz, bizim dinimiz bu şekildedir, çok güzeldir. Çok latiftir bu. Hem kendimiz, hem de çocuklarımız için hayatı çirkinleştiriyoruz; bu dinin emrettiği kadar hassas olmamız gerek.
İnsanlar dini kendi çıkarları için kullanıyorlar. Bu din siz kullanın diye değil; hizmet edin diye var. Allah’a hizmet edin diye, kendinize değil. Allah sizi de, haklarınızı da koruyacaktır, fakat bunları bir silah gibi kullanmayın. İnsanlara ayet ve hadislerden alıntılar yapıp durmayın.
Size gelen insan para sebebiyle fakirse, siz de Rabbinizin rahmetine duyduğunuz ihtiyaç sebebiyle fakirsiniz. Allah'ın rahmeti için iflas halindesiniz. Bu sebeple birini reddederken nasıl bir tavır takındığınıza dikkat edin.
Akşam yemeğinde sofraya bir sebze yemeği koyup masada oturan oğlunuza şöyle diyorsunuz; 'Havuçlarını ye.' O da diyor ki; 'Bana ne! Ben havuç yemem, çikolata istiyorum.' Sonuç olarak havuç değil çikolata, su değil meyve suyu istiyor. Yemekten önce dondurma yemek istiyor. Diğer bir deyişle, ona verdiğinizi değil sahip olmadığını istiyor. Buna üzülüyor musunuz? Biraz bozuluyorsunuz; 'Niçin yaptığım şeyin kıymetini bilmiyorsun? Bu yemeğe ihtiyacın var. Hasta olacaksın, bu ilaca ihtiyacın var. Bu sofraya ihtiyacın var. Yemeğini bitir, istediklerin senin için iyi değil.' Ancak o illa kendisi için iyi olmayan şeyi ister ve önünde olanlar umurunda bile değildir.
Sık sık tekrar ediyorum; Asr suresi başarı elde etme yollarını öğreten bir sure değildir. Müslümanlara nasıl başarılı olunacağını değil aksine ne yaparlarsa hüsrana uğramayacaklarını öğretir.Surede Rabbimiz her insanın şüphesiz bir çeşit hüsranda olduğuna, geçen zaman üzerine yemin ediyor. Sonra buyuruyor ki yegane istisna iman edenlerdir...
"Eğer geçmişinizde hatalarınız olduysa, içinizde iyi şeyler yapmak için büyük bir yangın olmalı. Ne zaman bir fırsat çıksa ne kadar yorgun, bitkin ve motivasyonsuz olursanız olun, kendinizi motive edersiniz. Çünkü geçmişteki hatalarınızdır sizi motive eden."
...Bazen de tenkit etmekten korkuyoruz. Bu da tam zıttı bir sorun. Bir yanda gereğinden fazla eleştiriyoruz, öbür yanda hiç eleştiremiyoruz. Başka bir deyişle, bazıları üzülebilir diye doğruları dillendirmek istemiyoruz.
Kırıp döken bir dille konuşup sonra da çekip gidemezsiniz. Birine tavsiyede bulunmaya çalışıp da ardından her şey elinizde patladığında; 'Unut gitsin, bir daha asla onlarla konuşmayacağım' 'Kuzenimden nefret ediyorum. Bitti artık. Zaten öfke problemi olan o' diyemezsiniz! Hayır, hayır. 'Tevâsav' aslında Hakk'a tabi olma amacı ile birbirine bağlı kalmak demektir. Ailenizden, arkadaşlarınızdan ve diğer müminlerden vazgeçemezsiniz. Ayet şöyle başlıyor; 'İllellezîne âmenû ve amilu's sâlihat.' Kimse bir diğerinden vazgeçemez. Kimse bir diğeri hakkında"Onu boş ver, o zaten kayıp vaka" diyemez. Aynı zamanda, "tevâsav bi'l hakk" düşüncesi, Müslüman bir toplumun inşasında kullanılacak tuğlaları oluşturur.
Bazı insanların profesyonel tavsiye verici haline gelmiş olmaları. Tek işleri öğüt vermek olduğundan, olur da siz onlara bir tavsiyede bulunacak olursanız acayip alınırlar. Aman ha! "Dur bakalım, sen bana akıl mı öğretiyorsun?! Ben hocayım, ben bilirim. Bak yakama, mikrofonu görüyor musun? Senin mikrofonun da yok. Sen bana değil, ben sana akıl veririm, oldu mu güzel kardeşim!"
Dolayısıyla, insan hayat yolculuğundaki tüm bu durakları karşılaştırdığında fark ediyor ki bu hayat, yani doğumumuzdan dünyadaki son nefesimize kadarki hayat, bu yolculukta kat edilen en kısa duraktır.
"Beni havaalanından aldıklarında onlara 'Topluluğunuz nasıl?' diye soruyorum. Diyorlar ki; 'İyi maşallah, ama bir sürü problemimiz de var.' Ardından kırk tane eleştiri sıralıyorlar. Cümle 'Maşallah' ya da 'Elhamdülillah' ile başlıyor, ama devamı için sanki zihnimiz daimî olarak şikâyetlenme üzerine programlanmış."
Kendinize "Ben bunu hak edecek ne yaptım?" diye sormayı bırakın! Bu soruyu sormayı bırakın artık. Allah sizden nefret etmiyor, sizi terk etmedi de. O yarattıklarını terk etmez; aksine yarattıklarını çok sever. Her şeyin ötesinde bizleri yarattı ve bizleri böylesi güzel bir şekilde var etti.
Hasta olanlarımız için Hazreti Eyyûb'un duası işte burada:
"Rabbî innî messeniye'd durru ve ente erhamü'r râhimîn"
"Ey Allah'ım, zarar bana dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin."
(Enbiya Suresi 21: 83)
Hazreti Eyyûb, her tarafı yara bere içinde hastalıktan kıvranırken Rabbine yönelerek diyor ki; "Ey Allah'ım, zarar bana dokundu." Dönüp "Allah'ım bana şifa ver" bile demiyor. Çünkü şifanın kendisi hakkındaki en hayırlı şey olup olmadığını bilmiyor.
Dua bir restoranda sipariş vermece değildir. Bir ürün için siparişte bulunmaca da değildir. Bir sipariş verdiğinizde, ücretini öder ve istediğiniz ürünü alırsınız. Patates kızartması için sipariş verdiğinizde örneğin, önünüze bir hamburger gelmemesi gerekir.
Dua ettiğimizde ise "hiçbir" ödemede bulunmayız. "Hiçbir şey" ödemeyiz. Hiçbir şey ödemediyseniz, o zaman bir beklenti içerisinde olmazsınız, önünüze gelenlerle ilgili şikâyet etme hakkınız da olamaz. Şöyle demezsiniz; "Hey! Dur bir dakika, ben sınavımdan yüz almak istemiştim. Dün gece boyunca dua etmiştim. Yine de kırk aldım. Bu ne Allah'ım? Ben doğru sipariş vermiştim!" Biz bunu diyecek kadar ileri gidemeyiz.
"Dostum, normalde pek ibadet ettiğim yok ama bir sınavım vardı, epeyi zor olduğu için çok dua etmeye karar verdim; on dakika boyunca dua ettim ama yine de sınavda başarısız oldum. Onun için artık dua etmiyorum çünkü istediğimi elde edemedim."
Üst perdeden nasihat buyuran üsluplar, gençleri hiçbir şekilde etkilemiyor. Kendilerinin sansürsüzce ve yargılanmaksızın anlaşılmasını ve gündemlerinin yakalanmasını istiyorlar. Konuşan kişinin kullandığı "biz"li üslup, fena halde itici geliyor; dinleyenleri, mevzunun sıcaklığından koparıyor.
"Dinin hükümleri evvela sizin için, kendiniz için var. Diğer insanların bulunduğu hali etiketleyesiniz diye konmamışlar."
"Herkes hata yaptığını fark eder. İnsanın gelişmesi ise ancak bir diğerinden öğrendiğinde mümkündür."
"Size şunu söylemeliyim, duygularınızı şişelere doldurup durmaya sabır denmez. Aslında biriktirdiğiniz şey barut tozudur, ve en sonunda da patlar."
Allah onlara bir takım haklar vermiştir, bir veli olarak da sizin vecibeniz onlara yapmaları gerekeni emretmek değil, sahip oldukları hakları muhafaza etmektir. Bir baba olarak sizin göreviniz bu. Bir baba olarak benim görevim bu; onların haklarını korumak. Onların mutluluğundan emin olmak, kendi mutluluğumuzdan değil.
Yahudi bir Arap olan Ka'b ibn Eşref...Bu adam Allah Resulü’nün yemeğine zehir koyarak onu öldürmeye kast eden kişi aslında. Peygamberin yemeğine zehir koyarak onu öldürme fikri bu adamdan geliyor. Birçok kere Allah Resulü’ne suikast girişiminde bulunuyor.
"Kim olursa olsun sırtını Allah’a döndüğünde elinde kalan tek şey kocaman bir “perişanlık” oluyor. Gerçekten geriye kalan tek şey karanlık, çok karanlık bir hayat."
Allah Resulü’ne sakin olması ve olabildiği en halim hali alması emredildiğinde sevdikleri vefat etmişti! Fakat biz kaybolan anahtarlarımız ve bulamadığımız telefonumuz yüzünden yahut eşimiz telefona hemen bakmadığı için kontrolden çıkıyoruz. Bunlara kızılır mı? Olması gerekenden ne kadar uzakta olduğumuzu fark ediyor musunuz? Sonra da diyoruz ki, biz Peygamber Efendimiz’in sünnetini çok seviyoruz. Halimize bakın, iddiamıza bakın.
Bir kadın Resulullah’a gelip, “Babam beni biriyle evlenmeye zorladı. Evlenmek istemedim, ama o beni evlendirmiş oldu. Ne yapayım?” diye soruyor. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem); “O nikah batıldır, o evlilik de hükümsüz ve geçersizdir.” buyuruyor.
Kendi yükünüzü kendiniz taşırsınız." Allah diğer insanların yaptıkları işlerden kendimize pay çıkarmamıza izin vermediği gibi, kendi yanlışlarımızı başkalarının yanlışları üzerinden haklı göstermemize de müsaade etmiyor.
Başkasının ağzından çıkan yanlışları yakalama derdi niçin? Birbirimizin kusurunu bulmaya çalışmakla o kadar meşgulüz ki, güzellikleri paylaşmaya zaman kalmıyor. Herhalde ümmet artık Allah’ın kitabına o kadar aşina ki, sizin, benim ve diğer insanların yaptığı hatalara ayıracak bir sürü vakti var. Bunun için zamanımız yok, harcanan enerji ve efora değmez.
Arapça'da "el vasiyy" kelimesinin anlamı için şöyle deniyor; "Palmiye ağacının kâğıda benzer soyulabilen bir kabuğu." Kabukları birbirine bağlayarak bir halat oluşturur ve onu da bağlamak için kullanabilirsiniz. Bu kelime de "vasiyyeh" kelimesinden türemiş, "hakikat sebebiyle birbirinize bağlısınız" anlamında. Ayetteki "be" harfi "be es sebebiyye" olabilir. "Ve tevâsav bi'l hakk" ise o zaman şu manaya gelebilir; "Hakikate olan bağlılığınız sebebiyle birbirinize bağlısınız." Bu tanım, hüsrana uğramayacak olan insanların kalitesini ifade ediyor.
"Biz bu dünyanın müşteri hizmetlerine alışkınız. Doğrusu ona o kadar alışkınız ki Allah ile de aynı yolla her şeyi çözeriz sanıyoruz."
"Size verdikleri için müteşekkir olduğunuzda, dertlerinizle bizzat Allah ilgilenir."
Devamlı surette noksanlarımızın farkında olmamız gerek. Birinin gelip benim kusurlarıma dikkat çekmesini beklemek yerine, yanlış davranışlarıma evvela benim dikkat etmem ve Allah’ın huzurunda hatalarımı itirafım lazımdır.
Coca Cola gibi şirketler dünyanın her yanındaki devletlerden göller, nehirler ve arsalar alıyor, tam bir çılgınlık! Dolayısıyla, gün gelecek suyun ne kadar büyük bir hazine olduğunu anlayacağız.
"Bazı anne babalar bazen şöyle davranıyor; 'Kaba şeyler söylüyor olabilirim ama içimden aslında seni hala seviyorum. Yani, sana bağırıp çağırıyor olabilirim, ama bana sonrasında bir kucak ver.' Kontrolü kaybedip çılgına dönüyorlar, çocuklarına 'Canavar Hulk' gibi davranıyorlar, sonra da 'Ben seni hala seviyorum, olsun, böyle şeyler olur. Dondurma ister misin?' diyorlar. Biliyor musunuz? Dondurma yaptığınız şeyi örtmeyecek. Çoktan zarar verdiniz. Dolayısıyla Allah evvelden uyarıda bulunuyor. Önce 'Diline dikkat etmelisin' anlamında 'Lev künte fazzen', sonra da 'Kalbin onlara karşı sert olmamalı' manasında 'Galize'l kalb' ifadelerini kullanıyor. Diğer bir deyişle, diline dikkat ettiğin halde kalbinde onlara karşı gizli bir hınç tutuyorsan, bu da uygun değildir."
"Ey iman edenler, eğer işleri saptırırsanız, sizi de ateşe atmaktan kaçınmam. İman ettik diye kurtulduğunuzu zannetmeyin. Kendinizi Müslüman addedip de İslamiyet’in öğretilerini temsil makamına oturmaya çalışmayın. Bu şekilde paçayı yırtamazsınız. İmanımız sadece bir söylemden ibaret olamaz; bilinçli olarak seçtiğimiz bir hayat tarzı olmalı. Hem yaptığımız ticarette hem de birbirimizle olan ilişkilerimizde halimiz bizatihi İslam olmalıdır. Subhanallah. Çok muazzam bir şey bu."
Eğer geçmişinizde hatalarınız olduysa, içinizde iyi şeyler yapmak için bir yangın olmalı. Ne zaman bir fırsat çıksa ne kadar yorgun, bitkin ve motivasyonsuz olursanız olun, kendinizi motive edersiniz. Peki sizi motive eden nedir? Geçmişteki hatanız.