İtiraf, Tolstoy’un yalnızca bir kitabı değil,aynı zamanda hayat hikâyesidir.
Soylu bir aileden gelen, son derece zengin, gençliğinde dinden uzak, şehvet düşkünü bir Tolstoy… Ancak onu sıradan bir soyludan ayıran şey, içinden yükselen sorulara kayıtsız kalamamasıdır. Tolstoy, iyi bir insan olmak ister. Bunu bütün kalbiyle ister. Ama genç ve tutkuları vardır ve o dönemde yalnızdır. Ahlaken doğru bir yaşam sürmeye çalıştığında küçümsendiğini, alay edildiğini, dışlandığını söyler. Buna karşılık ne zaman iğrenç tutkularına teslim olsa, ne zaman hırsa, şehvete, çıkarcılığa kapılsa övgüyle karşılanır, teşvik edilir.
Mevki ve makam düşkünlüğü, iktidar hırsı, çıkarcılık, şehvet, kibir, öfke, intikam…
Toplumda saygı görenler bunlardır.
Erdem değil, güç alkışlanmaktadır.
Tolstoy’u asıl kırılma noktasına getiren soru şudur:
İnsanlar, hayatın anlamsızlığını fark ettikten sonra nasıl yaşamaya devam eder?
Bu soruya dört farklı yol olduğunu söyler:
Birincisi, hayatın umutsuzluğunu fark etmeden, yalnızca anın hazlarına tutunarak yaşamak. Geleceği düşünmeden, sorgulamadan, nimetlerden olabildiğince yararlanmak.
İkincisi, hayatın kötü ve saçma olduğunu anlayıp onu sona erdirmek.
Yani yaşamamayı seçmek.
Üçüncüsü, hayatın anlamsızlığını bilerek yaşamaya devam etmek.
Ne yaşama sevinci vardır ne de ölme cesareti. Sadece ölümü beklemek.
Dördüncüsü, hayatın anlamsızlığını bildiği hâlde bunu bastırıp yaşamaya devam etmek. Kendini oyalayarak, meşgul ederek, düşünmemeye çalışarak sürdürmek.
Tolstoy bu yolların hiçbirinin gerçek bir çözüm olmadığını söyler.
Hiçbiri insanı gerçekten yaşatmaz.
Tolstoy’a göre insanın yaşamla ilgili sorularına gerçek yanıtı veren tek şey inançtır. Ancak burada bahsettiği inanç, yüzeysel bir kabulleniş değildir.
İnancı şöyle tanımlar:
“İnanç, insan yaşamının anlamı