Kürşat Başar’ın Başucumdaki Müzik kitabı benim için bir müzik kitabı olmaktan çok, sessiz bir gecede açılıp okunan bir iç dökme defteri gibiydi. Sayfalar ilerledikçe müziğin merkezde olduğu ama aslında hayatın tam ortasından konuşan bir metinle karşı karşıya olduğumu hissettim. Şarkılar, albümler, müzisyenler birer durak; asıl yolculuk ise hatıraların, kırgınlıkların, yarım kalmış aşkların ve zamanla değişen ruh hâllerinin içinde yapılıyor. Kitap, “hangi şarkıyı dinlemeliyim?” sorusundan çok “bu şarkı bana neyi hatırlatıyor?” sorusunu sorduruyor.
Kürşat Başar’ın dili çok sakin, çok ölçülü ama aynı zamanda duygusal olarak yoğun. Ne fazla süslü ne de mesafeli. Okurken bir yazarla değil, hayatı boyunca müzikle düşünmüş bir insanla sohbet ediyormuşum hissi verdi bana. Bazı cümlelerde durup uzun uzun düşündüm; çünkü anlattığı duygu bir şarkıya ait gibi görünse de aslında bana, benim yaşadıklarıma da dokunuyordu. Kitap boyunca melankoli baskın ama bu melankoli karanlık ya da umutsuz değil; daha çok kabullenişle gelen bir hüzün. “Hayat böyle” deme hâli var satır aralarında.
En sevdiğim yanı, kitabın okuru zorlamaması oldu. Bir şey öğretmeye, müzik bilgisiyle etkilemeye çalışmıyor. Müzik bilmesen bile, bahsedilen şarkıları hiç dinlememiş olsan bile metnin duygusuna rahatlıkla giriyorsun. Çünkü anlatılan şey aslında hepimizin bildiği duygular: bir şarkıyla birine bağlanmak, bir melodide geçmişe takılı kalmak, bazı şarkıları bir daha dinleyememek, bazılarını ise yalnızca yalnızken açabilmek. Ben okurken sık sık kendi başucumdaki müzikleri düşündüm; hangi şarkının bende hangi anıyı taşıdığını, hangilerini bilerek unuttuğumu fark ettim.
Kitap boyunca zaman duygusu çok güçlü. Gençlik, orta yaş, kayıplar, değişen ilişkiler… Müzik sabit gibi görünse de insan değişiyor; aynı şarkının yıllar sonra bambaşka hissettirmesi çok tanıdık bir duygu olarak çıkıyor karşıma. Kürşat Başar bunu çok sade ama etkili bir şekilde yakalamış. Abartmadan, dramatize etmeden, sadece olduğu gibi anlatarak.
Bitirdiğimde kitap bende yüksek sesli bir etki bırakmadı; tam tersine sessiz bir iz bıraktı. Ama o sessizlik uzun sürdü. Kitabı kapattıktan sonra bir süre müzik dinlemeden duramadım, ama eskisi gibi değil; daha seçerek, daha dikkatle. Başucumdaki Müzik, bana müziğin sadece kulakla değil, hafızayla ve kalple de dinlendiğini yeniden hatırlattı. Sanırım bu yüzden bu kitap okunmaktan çok yaşanıyor; herkesin kendi hikâyesini sessizce içine yerleştirerek.
Kitapseverlerkulüp ile bu ayın üçüncü kitabı