Kitabı okuduğum süre boyunca neden bu kadar zamandır bu kitabı okumadım diye kendime kızıp durdum. Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e karşı yaşadığı tek taraflı aşkı anlatan mektuplardan oluşan kitap Ahmed Arif’in saf ve temiz aşkını, onun yaşadığı süre boyunca nasıl ötekileştirildiğini, işkencelerden geçirildiğini Ahmed Arif’in ağzıyla anlatıyor. Bir aşkın otobiyografikini okuyormuş gibi oldum sürekli. Eleştirebileceğimiz noktaları da olabilir kitapta, Ahmed Arif’in aşkı Leyla evlendikten sonra da devam ediyor. Evli bir kadına aşık olmak, onunla mektuplaşmaya devam etmek toplum olarak hoş karşılanmayacak bir durumdur, Ahmed Arif öylesine büyük bir aşk yaşıyor ki toplumun ne düşüneceğini hiçbir şekilde umursamadığını yazdığı mektuplarla gösteriyor. Bu aşkı yaşarken sevdiğine asla zarar vermeden yaşıyor. Leyla’nın da bu konuyla ilgili bir şikayetinin olmadığını da mektupları cevaplamasından anlıyoruz.
Ahmed Arif gibi bir şairin kaleminden ağza alınmayacak küfürler duymak belki birçoğumuzu şaşırtacaktır belki de, ben sansürlediği küfürleri okurken Can Yücel’in “küfür burjuvazinin ağzında bir lağım çukuru, işçi sınıfının ağzında açan çiçektir” cümlesi geliyordu sürekli aklıma. Belki de Ahmed Arif’i çok sevdiğim için bana öyle geldi ama yazdığı o küfürler bile şiir gibi geliyordu bana. Ahmed Arif sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.