·615 syf.····Okunma: 22 Ocak 2026 00:00 Underground, okurken beni yavaş yavaş içine çeken, bitirdiğimde ise uzun süre etkisinden çıkamadığım bir roman oldu. Vladimir Makanin, Sovyetler Birliği’nin çözülme sürecini ve sonrasındaki Rusya’yı en iyi anlatan yazarlardan biri. Underground da 1990’lı yılların başında, sistemin çöktüğü ama yerine neyin geleceğinin henüz belli olmadığı o karanlık geçiş döneminin romanı. Bu yönüyle kitap, sadece bireysel bir hikâye değil; bir dönemin ruh hâlinin edebiyattaki karşılığı gibi.
Romanın merkezinde, toplumun kıyısına itilmiş, yeraltında yaşayan, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda “görünmez” hâle gelmiş bir anlatıcı var. Kahraman bir yazar ama yazamıyor; daha doğrusu yazmanın bir anlamı kalmamış gibi hissediyor. Bu yüzden yeraltına çekiliyor, bodrumlarda, arka sokaklarda, sistemin dışına düşmüş insanların arasında yaşıyor. Kitap boyunca olaydan çok bilinç akışı, iç monologlar ve gözlemler ön planda. Okurken anlıyorsun ki asıl konu, insanın sistem yıkıldıktan sonra bile özgürleşememesi.
Makanin’in dili sade ama keskin. Cümleler gösterişli değil, hatta yer yer sert ve köşeli. Ama bu sertlik bilerek kurulmuş; çünkü anlatılan dünya da yumuşak değil. Yazar, ironiyi ve kara mizahı çok ustaca kullanıyor. Bazen gülümsüyorsun, ama o gülümsemenin altında derin bir umutsuzluk ve yabancılaşma hissi var. Anlatımda süs yok; ama düşünce yoğunluğu çok fazla. Bu da romanı kolay okunur değil, ama güçlü kılıyor.
Ben okurken özellikle kahramanın yalnızlığına takıldım. Kalabalık bir şehirde, sürekli insanlarla iç içeyken bile bu kadar yalnız olunabileceğini görmek içimi burktu. Underground, bireyin ideolojiler, sistemler ve büyük sözler yıkıldıktan sonra geriye kalan boşlukla ne yapacağını sorguluyor. Ne tam bir isyan var, ne de gerçek bir kabulleniş… Daha çok arada kalmışlık hâli. Ve bence romanın en vurucu tarafı da bu: insanın kendi içindeki yeraltını keşfetmesi.
Tarihsel olarak bakınca, Underground post-Sovyet edebiyatının en önemli metinlerinden biri. Sovyet döneminin “resmî” anlatılarının çöktüğü, ama yeni anlatıların henüz kurulamadığı bir boşlukta yazılmış. Makanin bu boşluğu ideolojik sloganlarla değil, bireyin iç dünyasıyla dolduruyor. Bu yüzden kitap politik olduğu kadar varoluşsal bir metin.
Underground, benim için hızlı okunan değil; sindirerek ilerlenen, durup düşünmeyi gerektiren bir roman oldu. Bitirdiğimde şunu hissettim: Bazı insanlar yeraltına kaçmaz, oraya itilmiştir. Ve Makanin, o yeraltından konuşan sesi çok net, çok dürüst bir şekilde duyuruyor.