5/10
·250 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 16:44
Müziği merkezine alarak korku, gerilim, fantastik ve deneme türleri arasında dolaşan metinleri bir araya getiriyor. Öyküler; şamanizm izleri, modernleşme sancıları, Batı edebiyatı uyarlamaları, ölüm algısı ve cadılık söylemi gibi temalar üzerinden Türkiye’nin kültürel hafızasına dokunuyor. Seçkide, kimi metinlerde korku unsuru geri planda kalırken ya da deneme türüne yaklaşan örnekler konsept dışına taşsa da müzik ile ölüm, gelenek ile modernlik, inanç ile bireysel sapma arasındaki gerilimi farklı üsluplarla sınayan çeşitlilik, kitabı bütün olarak incelenmeye değer kılıyor. Sandıma (Aşkın ZENGİN AKKUŞ); 600 yıllık tarihe sahip ve Yalıkavak'ı tepeden gören nefis bir dağ köyü, 1960'lı yıllarda terkedilmeye başlanmış. Bu sefer, şizofreni bir başka türüne yakalanan Serkan'ın Türkmen Şaman olan yaşlı kadınla mücadelesini anlatıyor. Öyküde korku gerilim havası olmasa da Rus ve Klasik müziklerin gölgesinde köyün gizemine ayak basıyoruz. Öyküde şamanizme dair izleri gördükçe modernleşen ve Arap ile Fars kültür zehirlenmesine direnen Türkiye de halen eski geleneklerimizin ve şamanizm izleri devam etmesi gurur vericidir. Beyhude Melodiler (Murat Saim DURAL); Seçkide konsepte uymayan denemelerden ikincisidir. Burada bir öykü anlatma değil bir bestecinin iç dünyasına yolculuk ettiğimizi sezdik. Kulakları sağır olmasına rağmen sevdiceğine aşkını his ettirmek için başarılı eserler üreten hatta Klasik dönemden Romantik döneme geçiş sürecine büyük katkı sağlamış ve gelmiş geçmiş ünlü ve etkileyici bestecilerden biri olarak kabul edilen Alman piyanist ve besteci Ludwig van Beethoven'in karşılıksız aşkı o kadar etkileyici ki aynı hisleri paylaşan okurların iç dünyalarına hitap eder. Gittiğin yerde sevdiceğine kavuştuğunu umarak ruhun şad olsun değerli piyanist. Münasebetsiz (Funda Özlem ŞERAN); Korku gerilim olmayan bir öyküde çapkın adamla evli olan kadının yıllar önce eşini zehirleyerek öldürdükten sonra o evde yaşlı öğretmene göre eşinin ruhu bu evde ona huzur vermediğini dese de İslami açısında cinler, insanlar gibi düalist bir yaratık olup kötücül olanları insanlara görünmez bir şekilde musallat olduğunu ve insan gibi görünme özelliği olduğu için Ragıp Bey'in ruhu dediği aslında Ragıp Bey gibi davranan kötücül cindir. Öyküde korku gerilimin sonunda mutluluk olması, öykünün beğenilecek unsurudur. Gülseren Hanım da yardımcı olan görünmez iyicil cindir yani Gülseren Hanım'a göre Adalet Hanım'ın ruhudur. Kemençe (Mehmet Berk YALTIRIK); Batı edebiyatında ruhunu şeytana satarak istediği türde tecrübe kazanma temasını başarılı bir şekilde Türk Edebiyatı'na uyarlanan öyküde Karadeniz şivesi kısmen başarılı bir şekilde verilirken ürpertici, korku ve gerilim havası ise sönük bir şekilde kalıyor. Öyküde kemençeyi başarılı bir şekilde öğrenmek isteyen Nail İdris karakterimiz, batı edebiyatındaki ruhunu şeytana satarak başarılı olan insanların öykülerini öğrendikten sonra Tonya'daki peri bağına gitmeye karar verir çünkü hem bitmek bilmeyen isteği hem de onun başarısızlıklarıyla alay eden köy halkına kapak gibi cevap vermek istemesi. Gece Gelen (Özlem ERTAN); Bir Netflix dizisini izlerken ilk dört bölümde kurgu, durağan yapısını kendini ıkına sıkına izlemeye çalışırken bu öyküde ise durağan yapısına rağmen aynı algıyı verse de kalemin başarılı oluşu, seni öykünün sonuna kadar düm tek tekleyerek ilerlemeni sağlıyor. Öyküde kocasını ve oğlunu kaybeden kadının aslında kızını boğdurduktan sonra intihar ettiğini görüyoruz. Evlat özlemini çeken Hitit Prensesi, kızını boğduran kadının evine gelip kızı koruduğunu ve geçmişini anlatmaya başlıyor. Öykünün son 20 sayfası heyecanlı, akıcı ve sürükleyiciydi. Klasik müziğin kurgudaki yerini klasik müzik dinleyicisi olan okurlar tarafında bilinir. Novela yazarken ilk sayfalarında durağan yapıyı tercih etmek yanlıştır. İstanbul'un Cadıları (Uğur KILINÇ); Seçkide korku gerilim olmayan öyküde cadılığın İstanbul'a Osmanlı döneminde sıçradığını ve bağnazlaşan Osmanlı şeriatı, çeşitli dönemlerdeki felaketlerin nedenlerini masum kadınlara yükleyerek onları cadı ilan edip öldürdüklerini ve günümüzde geçen üniversitelerdeki kayıplarının perde arkasında yine cadı kavramına bağlıyor. Cadılık, Hristiyanlığın Havva'nın yasak meyve yemesinden dolayı erkeklerin ölümlü hayat sınavına suçsuz yere dahil oluşuna bir başkaldırıdır. Aynı erkek toplumu, uçkurlarından dolayı kadınlara yarı tanrıça muamelesi yaparak neredeyse onların kölesiymiş gibi davranmaları da manidardır. Av ve Avcı (Hakan BALCI); %100 yerli korku gerilim öyküsünde Azrail (Arah)'dan köşe bucak kaçarak ölümsüz olan karakterin gelip Buse Hanım'a ölümü anlatmasını görüyoruz. İnançlı okurlarca öyküdeki tek mantıksız olan durumun hiçbir kimse, Arah'dan köşe bucak kaçarak ölümden kaçamayacağını biliyorlar çünkü inandıkları kutsal kitapta geçen "Her canlı, ölümü tadacaktır." ayetinin varlığını kabul ediyor. Muhtemelen öyküdeki karakterin, Deli Dumrul'un Azrail ile anlaşmasından esinlenerek oluşturulduğunu görüyoruz. Son Ses (Murat BAYKAN); Müzik üretmek için cinayet işlemeye gerek yok. Evrensel bir unsur olan müzik; insanların duygularından ve hayallerinden beslenir. Öyküde Peri denilen yaratığın, neden Özlem'e ilham vermek için Özlem'e cinayet güzellemesi yapıyordu. Hele de günahsız çocuğa neden kıydınız. En azında kadına şiddet uygulayanlar ve tecavüzcüler, cinayet malzemeniz olsaydı daha iyi olurdu. Ölüm Müzikali (Nurgül ÇELEBİ); Notre Damme'ın Kamburu romanından uyarlanan Notre Damme de Paris müzikalini korku gerilim havasında yeniden yorumladığını görüyoruz. Bu korku gerilim öyküsü; Müzikal ve Frank Edebiyatı'na hayran olan okurların dikkatini çeker. Öyküde bize verilen ileti; günümüzde ergenlerin, şiddet içeren dizi ve filmlerden etkilenerek ölümü basit görüp Matia Ahmet, Atlas vs nice güzel ve efendi gençlerimizin katledişine vesile oluyor. Burada çıkaracağım ders ise en kısa sürede TV'lerde reyting canavarını kaldırmaktır. Hayalet Peşimde (Zeynep ÇOLAKOĞLU); Konsept uymayan sadece kadın kalem tarafından yazılan deneme olduğu için seçkide yerini almıştır. Batı ağır metal müzik türleriyle uğraşıp kafayı yiyen bir karakterin güya ona bir müzisyenin hayaleti musallat olmuş gibi anlatıyor. Ruhsal betimlemelerinin yanı sıra ilgi duyduğu müzik türleri hakkında bilgi veriyor. Öyküyü etkileyici kılmak için hayalet diye adlandırdığı varlığın ona musallat olduğu anıyı olay öyküsü şeklinde anlatsaydı daha iyi olurdu. Denemeden şunu anlıyoruz ki karakter ya şizofren yada cin çarpmış biridir. Hayalet kavramı, mantıksız geliyor. Korku–gerilim odağında müzik teması etrafında ilginç denemeler sunsa da bütünlüklü ve dengeli bir edebi düzeye ulaşamıyor. Sandıma, Gece Gelen, Kemençe gibi öykülerde müzikle iç içe geçen yerel ve tarihsel arka plan, şamanizm ve halk anlatıları üzerinden zengin bir atmosfer kurarken; Beyhude Melodiler, Hayalet Peşimde gibi metinlerde tür ve konsepte uyumsuzluk, Son Ses ve Av ve Avcı’da ise etik ve inanç düzleminde tartışmalı tercihler öne çıkıyor. Seçkinin özellikle kurgu bütünlüğü, tür uyumu ve korku–gerilim yoğunluğu bakımından beklentileri tam karşılamadığını; buna karşın kimi öykülerdeki yerellik, mitoloji ve müzik bilgisinin, seçki tümüyle göz ardı edilemeyecek ölçüde değerli kıldığını gösteriyor.
Öykü
Hayalet Müzik - On Yazardan Oluşan Dehşet ÖyküsüKolektif · Artemis Yayınları · 201917 okunma
·
115 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.