Varlık ve Hiçlik’i okurken, metnin bir şey öğretmekten çok beni düşünmeye zorladığını hissediyorum. Kitap, kavramları açıklamıyor; bilincin kendi içine doğru yaptığı yorucu yolculuğu hissettiriyor. Okudukça, varlığın sabit bir hâl değil, sürekli kaygan bir durum olduğunu fark ediyorum.
Hiçlik, metinde yokluk olarak değil, bilincin kendine açtığı bir mesafe gibi duruyor. Bu boşluk huzur vermiyor ama düşüncenin hareket edebildiği tek alan da burası oluyor. Kitap bittiğinde geriye net cevaplar kalmıyor; daha çok süren bir iç sessizlik kalıyor. Bu sessizlik, metnin asıl etkisi gibi.