Bir yazar olarak bu süreçte ciddi sancılar çektiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta kitabımı yazmak bile beni bu kadar strese sokmamıştı. Küçüklüğümden beri en büyük hayalim yazar olmaktı; kısa öyküler, denemeler, roman denemeleri derken bir yıl önce artık “roman” diyebileceğim bir kurgu yazdım: Noktalı Virgül.
Eserimi aklınıza gelebilecek neredeyse tüm yayınevlerine gönderdim. Aylarca bekledim. Sonuç? Bazıları geri dönüş bile yapmadı, bazılarıysa mailimi açıp okumaya dahi zahmet etmedi. Kitabımı daha önce hiçbir yerde yayımlamadım; açıkçası yayımlamak da istemedim. Ancak beni öyle bir noktaya getirdiler ki, kendime şu soruları sorarken buldum:
“Acaba yayımlayıp takipçi mi kazansam?”
“Instagram’da 60 takipçim varken bir yazar hesabı açıp büyütsem mi?”
Çünkü yayınevlerinin tavrından şunu çok net anladım: Eserimin edebi değeri değil, takipçi sayım önemliydi. Hatta eminim ki yüksek bir okunurluğum olsaydı, kitabımı okumadan bile kabul ederlerdi. Peki o zaman ben yazdıklarımın iyi olup olmadığını nasıl anlayacaktım? Kendimi sorguladım. “Eserim iyi değil mi?” dedim. Ama ben emindim.
Belki bir asker kurgusu yazsaydım…
Belki smut dolu bir kitap olsaydı…
O zaman fark edilir miydim?
Bir noktada pes ettim. Hevesim kırıldı. Ve şunu açıkça söylemek istiyorum: Yazar adaylarını pes ettiren şey yazamamaları ya da kendilerini yetersiz görmeleri değil. Yayınevlerinin, takipçisi olmadığı için yazarı ciddiye almaması. Bu inanılmaz derecede onur kırıcı.
Kimse kusura bakmasın; edebi değeri son derece zayıf olan ama sırf sosyal medyada takipçisi var diye “yazar” ilan edilen o kadar çok kişi var ki… Bizim gibi gerçekten yazan, düşünen, emek veren yazar adayları ise hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. Elbette işin içinde ticaret var, bunu inkâr etmiyorum. Ama büyük ve köklü bir yayınevi, neyin okunacağını bilmeli ve yazara şans vermeli.
Okuyucular tarafında da ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum.
“Smut varsa okunuyor.”
“Asker kurgusu varsa tutuluyor.”
Peki neden? Bu kadar tür, bu kadar konu varken neden hep aynı şeyler? Yayınevleri de “Bu satıyor” diyerek gerçekten yetenekli yazarları ezip geçiyor.
Şu an çalıştığım yayınevinden ise son derece memnunum. En önemlisi, eserime değer veriyorlar. Bunu yaşamak ne kadar büyük bir gurur, anlatamam. Yayınevlerinin bu konuda farkındalığı ne zaman artar bilmiyorum ama bunun bir an önce değişmesi gerekiyor. Çünkü fazla takipçisi olmak, iyi bir yazar olmak demek değildir. Bana düzgün bir “ret” maili gelseydi bile, başımı eğip “tamam” der, yoluma bakardım.
Bir de AI kapak meselesi var.
Biz neden yapay zekâ ile hazırlanmış kapakları alkışlayıp beğeniyoruz? O kadar yetenekli çizer varken neden? AI kapaklarda duygu yok, bu bir gerçek. Hele ki büyük yayınevlerinin bunu tercih etmesi aklımı almıyor. Nasıl yazarlara değer verilmiyorsa, artık çizerlere de değer verilmiyor. Ve sanat böyle böyle yok olup gidiyor.
Bu konuda o kadar doluyum ki.