Gömülü Şamdan:
Bu kitap, görünürde kutsal bir emanetin (yedi kollu şamdanın) peşinde geçen destansı bir yolculuğu anlatsa da, benim için aslında "seçilmiş bir ömrün trajedisini" anlatıyor. Küçük bir çocukken o şamdana dokunduğu için hayatı mühürlenen Benjamin’in hikayesi
Benjamin, daha çocukken bu yol için "seçildi". Kimse ona "Sen ne istiyorsun, senin inancın ne?" diye sormadı. Zihninde din ve tanrı hakkında binbir soru olan bir çocuğun omuzlarına, koskoca bir halkın kutsalını taşıma yükü bindirildi. Bir insana, kendi doğrularını sorgulama hakkı vermeden onu bir "göreve" hapsetmek, aslında o insanın ruhuna yapılmış bir haksızlıktır.
Benjamin yaşlanmasına, ömrünü bu yola sermesine rağmen var gücüyle o kutsal şamdanı geri almaya çalıştı. Ama en acı olanı şuydu: Uğruna her şeyini feda ettiği insanlar, zamanı geldiğinde ona yüz çevirdiler. İnsanlığın nankörlüğü burada çok net bir şekilde ön planda. Bir yanda bir nesneye (şamdan) verilen aşırı değer, diğer yanda o nesne için hayatını çürüten bir insanın (Benjamin) hor görülmesi...
Kitabın sonunda benim vardığım en net nokta şu oldu: Evet, hepimizin inandığı kutsallar, değerler ve semboller var. Ama hiçbir metal, hiçbir nesne, bir insanın yaşamından ve özgür iradesinden daha kıymetli olamaz. Şamdanın ışığı sönse de, gömülse de yeniden bulunabilir; ama harcanan bir ömür geri gelmez. Şamdandan önce, o şamdanı taşıyan "insan" kutsaldır.