Rüzgarın Adı bir fantastik romandan çok, bir hayat hikâyesi gibi. Kvothe’un çocukluğundan başlayıp efsaneye dönüşen yolculuğunu okurken, aslında bir kahramanın değil; bir insanın kırılganlığını, kibirini, zekâsını ve yalnızlığını izliyoruz.
Büyü sistemi alışıldık “güç patlamaları”ndan uzak; mantığa, öğrenmeye ve bedel ödemeye dayalı. Müzik, kelimeler ve isimler bu evrende büyünün kendisi gibi işliyor. Rothfuss’un dili ise kitabın en güçlü yanı: bazı bölümler durup altını çizmek, bazı cümleler ise sadece sessizce hissetmek için yazılmış gibi.
Hızlı bir olay örgüsü arayanları yer yer zorlayabilir; ama karakter derinliği, atmosfer ve anlatım gücü arayanlar için Rüzgarın Adı unutulmaz bir deneyim. Fantastik seven ya da sevmeyen herkesin en az bir kez şans vermesi gereken bir kitap.