”Çok fazla adaletsizlik var bu hikâyede anne. Sen kendini bile sevememişsin ki beni sevesin. Kendini görememişsin ki beni göresin. İkimizin de günahı yok... Asıl günahı olanlara bir şey olduğu da yok. Öyle boktan bir dünya işte.”
Öyle içten öyle hayattan yazmışsınız ki… ne bileyim… okurken içinde çok fazla kendimi bulduğum bir hikâyeydi. Ne elimden bırakabildim kitabı ne de altını çizmeyi… Anlatımı olsun, alıntıları olsun… çok güzeldi, çok buruktu… hem umutsuz hem umutluydu...
Yazarın tam da başta ithaf ettiği gibi, bu hikâye tam anlamıyla susmak yerine konuşmayı seçerek döngüyü kıran cesur yüreklere yazılmış… yazılmamış belki… yaşanmış.
Olaylara dışarıdan değil de tam içeriden; o küçücük masum kızdan, kızlardan bakıyorsunuz… onların korkularına, direnişlerine ve bazen de vazgeçişlerine şahit oluyorsunuz…
Sahi… Vazgeçmenin zamanaşımı var mıdır?
“Tanıştığımıza memnun oldum Bahar Eriş .Ben artık kaçayım. Evdekiler bekler…” :)